Ekvator Prensipleri (EP) deyimini ilk kez 2007 yılında yabancı bir mühendislik-danışmalık şirketi yöneticisinden duymuş, hakkında hiçbir şey bilmiyor olmanın mahcubiyetini yaşamıştım. Kusurun benden değil, Türkiye’de yaşıyor olmaktan kaynaklandığını sonra öğrendim. Son aylarda çeşitli vesilelerle ülkemizde de söz edildiğini duyunca/okuyunca, ne olduğu, nerede ve kimler tarafından nasıl uygulandığı, neden ihtiyaç duyulduğu gibi soruların cevaplarını araştırdım; Türkçe kaynak yetersizliğini de dikkate alarak, öğrendiklerimi yerimiz ölçüsünde burada özetlemekte ve akla gelen soruları sormakta yarar gördüm. Biliyoruz ki başlangıçta bir süre görmezden gelinen yenilikler/gelişmeler, önünde sonunda kapımıza dayanır.

Konusu: proje finansmanında sosyal ve çevresel riskler

EP, proje finansmanındaki sosyal ve çevresel riskleri belirlemek, değerlendirmek ve yönetmek için gönüllü olarak oluşturulan standartlar dizisidir. Bu prensipleri kabul ettiğini belirten finansman kurumları, Ekvator Prensipleri Finansman Kurumları (EPFK) olarak anılıyor. EPFK, sosyal ve çevresel politikalarına ve prosedürlerine uymayacak ya da uyamayacak olanların projelerine kredi vermemeyi taahhüt eder. Sürdürülebilir proje finansmanında “altın standart” olarak kabul edilen EP, aşağıdaki 10 prensibi içerir:

Prensip 1- Gözden geçirme ve kategorilere ayırma: Projeler çevresel ve sosyal risklerine göre A (etkileri önemli olan), B (etkileri sınırlı olan) ve C (etkisi minimal ya da hiç olmayan) olmak üzere üç kategoriye ayrılır. Kategorilendirmede Dünya Bankası’nın özel sektör kolu olan Uluslararası Finans Kurumu (International Finance Corporation, IFC)’nun geliştirdiği kriterler uygulanır.

Prensip 2-  Sosyal ve çevresel değerlendirme: A ve B kategorilerindeki projeler için, borç alan, bir sosyal ve çevresel değerlendirme yapar. Değerlendirme, önerilen projenin niteliği ve ölçeği ile ilgili ve ona uygun olabilecek etkileri azaltma ve yönetme önlemlerini de önermelidir.

Prensip 3-  Uygulanabilir sosyal ve çevresel standartlar: Değerlendirmede IFC Performans Standartları ile Dünya Bankası Grubu’nun Sanayiye-özgü Sağlık ve Güvenlik Tüzüğü esas alınır. Söz konusu performans standartları şu konuları içerir: 1) Sosyal ve çevresel değerlendirme ve yönetim sistemleri, 2) İşçilerin çalışma koşulları, 3) Kirliliği önleme ve azaltma, 4) Toplum sağlığı ve güvenliği, 5) Arazi edinimi ve zorunlu yeniden yerleşim, 6) Biyolojik çeşitliliği koruma ve sürdürülebilir doğal kaynak yönetimi, 7) Bölge halkı ve 8) Kültürel miras. Değerlendirme süreci, ilgili ülke mevzuatını da dikkate almalıdır.

Prensip 4-  Eylem planı ve yönetim sistemi: A ve B kategorilerindeki bütün projeler için borç alan, değerlendirmedeki bulgulara yönelik bir eylem planı hazırlar. Eylem Planı, değerlendirmede tanımlanan etki ve riskleri azaltma önlemlerini uygulamak için gerekli faaliyetleri, ıslaha yönelik çalışmaları ve etki ve riskleri yönetmek için gerekli izleme tedbirlerini tanımlar.

Prensip 5-  Danışma ve bilgilendirme: Riskli projeler için, hükümet, borç alan ya da üçüncü taraf uzmanı, projeden etkilenen toplumu bilgilendirir ve görüşlerini alır.

Prensip 6-  Şikayet mekanizması: Borç alan, yönetim sisteminin bir parçası olarak bir şikayet mekanizması oluşturur.

Prensip 7-  Bağımsız değerlendirme: Borçlu ile doğrudan ilişkisi olmayan bir bağımsız sosyal ve çevre uzmanı, A ve B kategorilerindeki projelerin değerlendirilmesine, eylem planına ve bilgilendirme/danışma sürecine ilişkin belgeleri gözden geçirir ve EP’ye uygunluğunu değerlendirir.

Prensip 8-  Taahhüt: A ve B kategorisindeki projeler için borç alan, ilgili mevzuat ile geliştirdiği eylem planına uymayı ve periyodik raporlar vermeyi taahhüt eder.

Prensip 9-  Bağımsız izleme ve raporlama: A ve gerekiyorsa B kategorilerindeki projeleri,  kredinin ömrü boyunca sürekli izleyip bankaya rapor verecek deneyimli bir dış bağımsız çevresel ve/veya sosyal uzman atanır.

Prensip 10-  EPFK’nin raporlaması: EP’yi kabul eden her  finansman kurumu, gerekli gizlilik kurallarını dikkate alarak EP’nin uygulanması ve deneyimleri hakkında, yılda en az bir kez resmi açıklama yapmayı taahhüt eder.

Görünüşe bakılırsa EP, ÇED’e göre daha kapsamlı, daha sistematik ve sonuç odaklı bir model.

Kim, nerede uyguluyor? Neden ve ne zaman geliştirildi?

EP, bu prensipleri kabul eden finansman kuruluşları tarafından tüm dünyada, toplam yatırım tutarı 10 milyon ABD Doları veya üstünde olan bütün sanayi sektörlerindeki projelerin finansmanında uygulanıyor. Var olan tesislerin, ölçek ya da kapsamındaki değişikliklerin önemli çevresel ve/veya sosyal etkiler yaratabilecek ya da mevcut bir etkinin niteliğini veya derecesini önemli ölçüde değiştirecek tevsi projeleri ile proje finansmanı danışmanlık faaliyetlerine de uygulanıyor.

Proje finansmanında çevresel ve sosyal risklerin değerlendirmesine ve yönetilmesine yönelik bir yöntem arayışı içinde olan 9 uluslararası bankanın Dünya Bankası ve IFC ile konuyu tartışmak üzere Ekim 2002’de toplanması, EP’yi oluşturan adımlardan ilki olarak kabul edilebilir. Prensipler 2003’te lanse edildi, 2006’da gözden geçirildi. Halen 2006 versiyonu yürürlüktedir. İlk uygulayıcıları ABN AMRO, Barclays, Citigroup gibi büyük bankaların da dahil olduğu 10 finans kuruluşu idi. Halen (Mayıs 2011) 26 dolayında ülkeden 72 kurum bu ilkeleri kabul etmiş durumdadır. Aralarında, Türkiye’de de faaliyette bulunan HSCB ile ING grubunun da bulunduğu bu kurumlar, yükselen piyasalarda uluslararası proje finansmanının %70’ten fazlasını sağlamaktadır.

Peki, adı neden Ekvator Prensipleri? Anılan prensiplerin, yalnızca kuzey yarımküreye yönelik değil, küresel bir girişim olduğu ifade edilmek istendiği ve “ekvator” kavramının bu dengeyi çok iyi yansıttığı düşünüldüğü için adı EP olarak seçilmiş.

EP, çevresel ve sosyal standartlara ilişkin görüşlerin ortaklaşmasına katkıda bulunmuş. Örneğin, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası, OECD içindeki ihracat kredi kurumları ve çok taraflı bankalar, artan ölçüde EP ile aynı standartları kullanır olmuş. EP ayrıca, ABD’de Karbon İlkeleri ve dünya genelindeki İklim İlkeleri gibi finansman sektöründeki diğer sorumlu çevresel ve sosyal yönetim uygulamalarının geliştirilmesini de özendirmiş.

BM Çevre Programı Finans Girişimi (UNEP FI), Sorumlu Yatırım İlkeleri, OECD Uluslararası Yatırımlar ve Çokuluslu İşletmeler Bildirgesi gibi sürdürülebilirlik odaklı başka kurumsal sosyal sorumluluk girişimleri de var.

Öte yandan IFC’nin, insan hakları konusunu da kriterlerinin arasına almak için çalışmalar yaptığı, özel sektör bankalarının mali projeleri ile gelişmekte olan ülkelerdeki insan haklarının korunmasını sağlamayı amaçladığı da ifade ediliyor (Neden acaba?) İnsan hakları deyince akla neler gelmez ki. Onurlu bir yaşam hakkı, yasa önünde eşitlik, ayrımcılık yasağı, engellilerin toplumla bütünleştirilmesi, işçilerin işletme içinde bilgi alma ve danışma hakkı, toplu sözleşme görüşmeleri yapma ve eylem hakkı, haksız işten çıkarmaya karşı koruma, sosyal güvenlik ve sosyal yardım, sağlık hizmetleri, iyi idare hakkı, belgelere erişme hakkı… Proje finansmanında bunlar mı gözetilecek? Neden olmasın? Umarım ahir ömrümüzde o günleri de görürüz.

Türkiye’deki durum ve bazı sorular

Hiç bir Türk bankası EP’yi henüz kabul etmemiş. Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın bu konuda daha duyarlı olduğu anlaşılıyor. EP’ye yakın olduğu belirtilen bir çevre risk yönetim modelini (ERET) uyguluyor ve UNEP FI’ye üye tek Türk bankası olduğu ifade ediliyor. Diğer bankalar kendi kaynaklarından kullandırdıkları krediler için olsa olsa ÇED raporunu esas alıyordur. Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankası vb kaynaklı kredi kullandırdıklarında da kaynak sahibinin kuralları geçerli oluyordur.

ÇED, çevresel ve sosyal riskleri yönetmede yeterli mi? Yeterli ise EP’ye ne gerek var? Yeterli değilse, ki öyle olmadığı bilinir, Türk bankaları neden EP’yi uygulamak istemezler? EP’nin eleştirilecek tarafı mı var?

Bankalar ancak dış finansman kullanan yatırımları denetleyebilir. Ya, dış finansman kullanmayan, tümüyle özkaynaklarla gerçekleştirilen yatırımların çevresel ve sosyal riskleri? Bu riskler kendi başlarına mı değerlendirilmeli, yoksa projenin yaratacağı faydalar ile de karşılaştırılmalı mı? Karşılaştırma nasıl yapılmalı? Daha önemlisi, bu işler neden finansman kurumlarının insafına bırakılır? Yatırımlara izin/ruhsat/lisans veren kamu kurumları benzer duyarlılıklara sahip olsalar EP türü inisiyatiflere ihtiyaç olur mu? Kamu kurumları/hükümetler, neden çevresel ve sosyal risklere, işçilerin çalışma koşullarına ve insan haklarına, anılan finansman kurumları kadar sorumluluk duymaz?

-----------

Bu yazı 15.05.2011 tarihinde enerjienergy.com adlı web sitesinde yayımlanmaya başlamıştır.

0310695