Önce 1982 Anayasasının 135'inci maddesine sonra da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının yasalarına konulan bir hükmün yanlış yorumlanması nedeniyle kamu kesiminde sözleşmeli statüde çalışan binlerce mühendis, mimar ve şehir plancısı, zorunlu olduğu halde, yıllardır meslek odasına üye olmadan mesleğini icra etmektedir. Oysa bu durumda olanların meslekî faaliyetten men edilmesi gerekir.

 

Doç. Dr. Ahmet Alpay DİKMENAÜ SBF
Mehmet KAYADELENMaden Mühendisi

Türkiye'deki mühendis, mimar ve şehir plancılarının (MM) tamamı, 1983 yılına değin, mesleklerini icra edebilmek için 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Kanunu'nun 33'üncü maddesindeki şu hüküm gereğince ilgili meslek odasına üye olmak zorunda idi: "Türkiye'de mühendislik ve mimarlık meslekleri mensupları mesleklerinin icrasını iktiza ettiren işlerle meşgul olabilmeleri ve meslekî tedrisat yapabilmeleri için ihtisasına uygun bir odaya kaydolmak ve azalık vasfını muhafaza etmek mecburiyetindedirler."

Bu maddeye, 19.04.1983 tarih ve 66 sayılı kanun hükmünde kararname (KHK) ile şu fıkra eklendi: "Kamu kurumu ve kuruluşları ile iktisadî Devlet teşekkülleri ve kamu iktisadî kuruluşlarında asli ve sürekli olarak çalışan mühendislik ve mimarlık meslekleri mensuplarının meslek ve ihtisaslarıyla ilgili odaya girmeleri isteklerine bağlıdır..." Bu ek fıkradaki hüküm, 12 Eylül anlayışının bir uzantısı olarak 1982 Anayasasının 135'inci maddesine konduğu için, kamu kurumu niteliğindeki bütün meslek kuruluşlarının yasalarına eklenmesi gerekiyordu. Nitekim 1961 Anayasasında bulunmayan, 12 Eylül anlayışının uzantısı olarak 1982 Anayasasının kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına ilişkin hükümlerini düzenleyen 135'inci maddesine bu hüküm, aynı dönemde, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'na, 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu'na, 6343 sayılı Veteriner Hekimliği Mesleğinin İcrasına, Türk Veteriner Hekimleri Birliği ile Odalarının Teşekkül Tarzına ve Göreceği İşlere Dair Kanun'a ve 6643 sayılı Türk Eczacıları Birliği Kanunu'na da eklenmiştir. Bu nedenle kamuda sözleşmeli statüde çalışan avukat, tabip, veteriner hekim ve eczacılar da meslek kuruluşlarına üye olmak zorundadır. Ancak bu yazıda konu yalnızca MM kitlesi ve TMMOB Kanunu kapsamında ele alınmaktadır.

TMMOB Kanunu'nun 33'ncü maddesinin bütününden, anılan kamu kurum/kuruluşlarında çalışanlardan görevleri "asli ve sürekli nitelikte olmayanların" ilgili meslek odasına "üye olmak zorunda" olduğu anlamı çıkmasına karşın, eklenen fıkra hükmü, kamu kesiminde çalışan MM'lerin meslek odasına "üye olmak zorunda olmadığı" biçiminde yorumlana gelmektedir. Bu fıkranın yanlış yorumlanmasında, o dönemde kamuda çalışan MM'lerin belki de tamamının asli ve sürekli olarak çalışıyor olması etkili olmuştur.

Aşağıda belirtilen ilgili mevzuattan da anlaşılabileceği gibi, "asli ve sürekli" nitelikteki kamu hizmetleri "yalnızca memurlar eliyle" görülebilmektedir. Dolayısıyla, Anayasa'ya ve TMMOB Kanunu'na göre "meslek odasına üyelikleri kendi arzularına bırakılan kesim", yalnızca memur statüsünde olanlardır. Diğer statülerde istihdam edilen MM'lerin mesleklerini icra edebilmeleri için meslek odasına üye olmaları zorunludur.

İlgili Mevzuat

Anayasanın "Kamu hizmeti görevleriyle ilgili hükümler" başlığı altında genel ilkeleri düzenleyen 128'inci maddesinin ilk fıkrası şöyle: "Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür." Ayrıntısına girmeden hemen belirtilmeli ki, "sözleşmeli personel" bu maddede anılan "diğer kamu görevlileri" arasında kabul edilmemektedir. Anayasanın bu hükmü elbette "kamu hizmetinin sürekliliği" ilkesinin bir yansıması olarak yorumlanmalıdır. Kanun koyucu, bu hüküm sayesinde hizmetin niteliği ile istihdam biçiminin niteliğini birleştirme gereği duymuş ve her ikisini koşut olarak düzenlemiştir.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu da, Anayasa'ya benzer biçimde, kamu hizmetinin niteliği ve istihdam biçimi arasında koşut bir ilişki kurma gereği duymakta ve kamu hizmetinin niteliğindeki farklılaşma temelinde farklılaşan dört temel istihdam biçimi tanımlamaktadır. Anılan Kanun'un 4'üncü maddesinde kamu hizmetlerinin "memurlar, sözleşmeli personel, geçici personel ve işçiler" eliyle gördürüleceği belirtiliyor. Bu maddenin A bendinde "memur" şöyle tanımlanıyor: "Mevcut kuruluş biçimine bakılmaksızın, Devlet ve diğer kamu tüzel kişiliklerince genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu hizmetlerini ifa ile görevlendirilenler, bu Kanunun uygulanmasında memur sayılır."

Kamu kesiminde çalışıp mesleğini icra eden MM'lerin memur statüsü dışında istihdam edildikleri en yaygın statü, "sözleşmeli" statüdür. Kamu kesiminde sözleşmeli statüdeki personel, değişik mevzuat kapsamında istihdam edilmektedir.

657 sayılı Kanun'un 4/B maddesi sözleşmeli personeli şöyle tanımlıyor: "Kalkınma planı, yıllık program ve iş programlarında yer alan önemli projelerin hazırlanması, gerçekleştirilmesi, işletilmesi ve işlerliği için şart olan, zaruri ve istisnai hallere münhasır olmak üzere özel bir meslek bilgisine ve ihtisasına ihtiyaç gösteren geçici işlerde, (...) geçici olarak sözleşme ile çalıştırılmasına karar verilen ve işçi sayılmayan kamu hizmeti görevlileridir. (36'ncı maddenin II - Teknik Hizmetler Sınıfında belirtilen görevlerde yukarıdaki fıkra uyarınca çalıştırılanlar için, işin geçici şartı aranmaz.)"

Bu bentte sözleşmeli personelin asli ve sürekli nitelikteki görevlerde değil, istisnai hallere münhasır olmak üzere, geçici işlerde ve geçici olarak sözleşmelerle istihdam edildiği açıkça belirtilmektedir.

Sözleşmeli statüde en çok MM istihdam eden kamu kuruluş/kurumları da KİT'ler ve Devlet yüksek öğretim kurumlarıdır.

KİT personel rejimi 399 sayılı KHK'de düzenlenmiştir. 399 sayılı KHK'nin istihdam şekillerine ilişkin 3'üncü maddesinin a bendinde teşebbüs ve bağlı ortaklıklarda hizmetlerin memurlar, sözleşmeli personel ve işçiler eliyle gördürüleceği belirtildikten sonra, b ve c bentlerinde şu hükümlere yer verilmiştir:

b. (…) kuruluşunun kârlılık ve verimliliğini doğrudan doğruya etkileyebilecek karar alma, alınan kararları uygulatma ve uygulamayı denetleme yetkisi verilmiş asli ve sürekli görevler genel idare esaslarına göre yürütülür. Teşebbüs ve bağlı ortaklıkların genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken asli ve sürekli görevleri; genel müdür, genel müdür yardımcısı, teftiş kurulu başkanı, kurul ve daire başkanları, müessese, bölge, fabrika, işletme ve şube müdürleri, müfettiş ve müfettiş yardımcıları ile ekli 1 sayılı cetvelde kadro unvanları gösterilen diğer personel eliyle gördürülür...

c. (b) bendi dışında kalan sözleşmeli personel, teşebbüs ve bağlı ortaklıkların genel idare esasları dışında yürüttükleri hizmetlerinde bu Kanun Hükmünde Kararnamede belirtilen hukuki esaslar çerçevesinde akdedilecek bir sözleşme ile çalıştırılan ve işçi statüsünde olmayan personeldir. (…) Sözleşmeli personel işin niteliğine göre yılın veya günün belirli sürelerini kapsamak üzere kısmi zamanlı da istihdam edilebilir.

Öte yandan Anayasa Mahkemesinin, 22/12/1988 tarih ve E. 1988/5, K. 1988/55 sayılı kararında, KİT'lerdeki sözleşmeli personelin asli ve sürekli personel kategorisinde olmadığını belirttiğini de hatırlatmakta yarar vardır.

Buna göre, KİT'lerde asli ve sürekli nitelikte görev gördükleri kabul edilen genel müdür, genel müdür yardımcısı, (...) ve müfettiş yardımcıları ile 399 Sayılı KHK eki 1 sayılı cetvelde kadro ünvanları gösterilen diğer personel kapsamında bulunan MM'lerin meslek odasına üyelikleri isteklerine bağlı iken; asli ve sürekli nitelikte görev görmedikleri kabul edildiği için sözleşmeli statüde istihdam edilen MM'ler (ki bunlar mühendis, başmühendis ya da uzman pozisyonundadırlar) odalarına üye olmak zorundadır.

Sözleşmeli statüde en çok MM istihdam eden kamu kurumlarından ikincisi Devlet yüksek öğretim kurumlarıdır. Bu kurumlardaki öğretim görevlileri, okutmanlar ve araştırma görevlileri, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 31, 32, 33/a ve 33/e maddeleri ile 50/d maddesi kapsamında en çok 1-3 yıl süreli sözleşmelerle ya da ders ücreti karşılığı istihdam edilebilmektedir. Sözleşme sürelerinin bitiminde görevi sona erebilen bu tür personelin asli ve sürekli olarak çalıştığı düşünülemez. Dolayısıyla, bu tür görevlerde bulunan MM'lerin de meslekî öğretim yapabilmeleri ve/veya projelerde görev alabilmeleri için meslek odasına üye olmaları zorunludur.

Yaptırım da Uygulanmıyor

TMMOB Kanunu 33'üncü maddesinin yanlış yorumlanması, KİT'lerde 1985 yılından itibaren sözleşmeli statüde çalışan MM sayısının artmasıyla önem kazanmıştır. Anımsanacağı gibi, KİT'lerde sözleşmeli personel istihdamına geçilmesinin temel nedeni, KİT'lerin özelleştirilmesi/tasfiyesi sürecinde, pek çok hakka sahip olan memur statüsündeki personelin "ayak bağı" olmasını önleme isteğidir. Son 23 yılda pek çok KİT özelleştirme ya da kapatma yoluyla tasfiye edildiğinden bu tür kuruluşlarda sözleşmeli statüde çalışan MM sayısı hayli azalmış olmasına karşın, halen kamu kesiminde sözleşmeli statüde çalışan binlerce MM odasına üye olmadan mesleğini icra edebilmektedir. Meslek odasına üye olmayan MM'leri istihdam edebilen kuruluşlar arasında Ziraat Bankası, Halk Bankası, Kalkınma Bankası, BOTAŞ, TPAO, EÜAŞ, TEDAŞ, TKİ, TTK, Eti Maden, TÜRKŞEKER, MKEK, PTT, TCDD, TMO gibi iktisadî devlet teşebbüsleri ve kamu iktisadî kuruluşları da bulunmaktadır. Ancak, kamudakinden çok daha fazla sayıda MM'nin özel kesimde, odasına üye olmadan mesleğini icra ettiği de bilinmektedir.

Oysa TMMOB yasasına göre (m. 38), zorunlu olduğu halde, meslek odasına üye olmadan ve üyelik vasfını korumadan mesleği ile ilgili işlerde çalışan MM'lerin Türkiye'de meslekî faaliyetten men edilmesi gerekmektedir.

Amaç, Toplumsal Muhalefeti Sindirmek

1961 Anayasasında olmadığı halde, önce 1982 Anayasasına ve sonra da meslek kuruluşlarının yasalarına anılan hükmün konulması, 12 Eylül öncesi toplumsal muhalefetinde etkili olan meslek örgütlerini güçsüzleştirmeye ve sindirmeye yönelik çabalardan yalnızca biridir. Nitekim, 12 Eylül öncesi dönemin tüm toplumsal muhalefeti ve onların örgütleri gibi TMMOB örgütlülüğü de 12 Eylülü izleyen süreçteki baskılardan olumsuz etkilenmiştir. Bu süreçte, TMMOB kadroları sıkıyönetim bölgesi dışına sürülmüş, 1402 sayılı yasa ile işlerinden atılmış; görünürde kamuda asli ve sürekli görevlerde bulunanların odalarına üye olmaları isteklerine bırakılmış ancak aba altından gösterilen sopalarla üye olmaları caydırılmış, hatta, Odaların bilimsel içerikli etkinliklerine bile katılmaları yasaklanmıştır. Bu örgütleri sindirmeye yönelik çabalara, 1995 yılında yenileri de eklenmiştir. 1995 yılında Anayasa'da değişiklikler yapılırken, bu örgütlerle ilgili hükümleri düzenleyen 135'inci maddeye; bu örgütler üzerinde Devletin idari ve mali denetimine, amaçları dışında faaliyet gösteren örgütlerin sorumlu organlarının görevlerine son verilmesine ve bu örgütlerin belirli koşullarda faaliyetten men edilebilmelerine ilişkin hükümler de konulmuştur. Ve, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu ilk kez bu yılın Mayıs ayında TMMOB'yi denetlemeye başlamıştır.

Toplumun en dinamik, entelektüel düzeyi en yüksek kesimleri arasında yer alanların meslek örgütlerini, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını, potansiyel suç odağı gibi gören yasaların halen yürürlükte olması, 12 Eylül rejiminin sürdüğünün önemli bir göstergesidir.

-----------------

Bu yazı, Memleket Mevzuat, Yerel Yönetim Araştırma, Yardım ve Eğitim Derneği (YAYED) Sayı 42, Aralık 2008'de yayımlanmıştır.

0310693