Bu yazı, faili meçhul cinayetlerin ardı arkasının kesilmediği bir dönemde, Cumhuriyet Gazetesinin Bilim ve Teknik Eki Yayın Yönetmeni Orhan Bursalı’ya yazılan mektup olup, anılan ekin 26 Ekim 1996 tarihli 501’inci sayısında, “Tartışma-Editöre Mektup” başlığının bulunduğu 4’ncü sayfasında yayımlanmıştır.

 

Mehmet Kayadelen

Ellisine yaklaşmış bir mühendisim. Zorunlu kesintiler dışında 22-23 yıllık Cumhuriyet okuruyum. Çabalarınızı takdirle izlemekte, yazılarınızı da zevkle okumaktayım. Bu mektubu yazmamın nedeni, önemi yadsınamayacak bir konuya ilişkin yanıtını vermekte zorlandığım soruları size sormak ve olabilirse de, konuya ilgi göstermenizi sağlamak.

Konuyu geniş anlamıyla, “terör” ya da “terörün önlenmesi” olarak adlandırmak doğru olur mu bilmem… Söyleyeceklerim, daha çok ateşli silahların kullanımlarını denetlemeye, kontrol altına almaya yönelik. Benzer amaçlarla kullanılan kimyasal silahlar, bombalar vb gibi diğer araç ve maddeler ayrıca ele alınabilir (mi?)

En temel insan hakkı olan yaşama hakkına kast eden; bir insanda somutlaşan, insanlığın maddesel ya da tinsel her türden birikimini alıp götüren, onca emeği bir anda yok eden şiddet/terör eylemlerinin önlememesi herkesi rahatsız ediyor. Savaştan, terörden hepimiz yakınıyoruz.

Şunu merak ediyorum: Ateşli silahların kullanımı denetim altına alınamaz mı? Bu yönde ciddi çaba var mı? Varsa bundan neden sonuç alınamaz?

Bana öyle geliyor ki, insanlığın bugün eriştiği teknolojik düzey bu tür silahların kullanımını denetleyebilir; her silahlı olayın faili istenirse bulunabilir. Şöyle ki:

Yanılmıyorsam, ateşli silahların üretim ve satışı yeterince izlenmiyor. Oysa, bunların satışına kesin kurallar getirilse bir çok uğursuzluk (!) önlenemez mi? Yani; üreticiden başlayarak zincirin son halkasına değin her alım-satım mutlaka kayda alınsa, üretilen her silahın kimde olduğu her an bilinse ve kural ihlallerine çok güçlü yaptırımlar getirilse; herhangi bir cinayete/olaya karışan silahın üreticisi, satıcısı ve sahibi bulunamaz mı?

Ayrıca; silahlar fabrikadan çıkarken test ediliyor mudur, bilmem. Test edilmiyorsa da mutlaka edilse ve bu testlerin balistik raporları belirli bir merkezde (ya da merkezlerde) toplanabilse; bu raporlardan yola çıkarak, olaya karışan bir silahın seri numarası (ve dolayısıyla da kime ait olduğu) bu merkezden öğrenilebilse…

Yanılmıyorsam, ulusal düzeyde böyle sistemler var. Ve bunlar sayesinde, bir silahın daha önce herhangi bir olaya karışıp karışmadığı bilinebiliyor. Var olan bu sistemlerin daha genişinin küresel, ya da en azından bölgesel düzeyde oluşturulması mümkün değil mi? Böylece, cinayeti işleyen (saldırıyı yapan) ortaya çıkarılamaz mı? Faili meçhuller aydınlatılamaz mı? Hangi iç savaşı kimin körüklediği, hangi terör grubunu kimin desteklediği belgelenemez mi? (Yanılmıyorsam, benzeri bir sistem, buluş sahiplerinin hakkını koruma altına almak için yapılıyor. Bildiğim kadarıyla patentler, belirli merkezlerde kayda alınıyor, ve bir buluşun yenilik araştırması bu kayıtlara bakılarak yapılıyor.)

Önerilen bu sistemin teknik/teknolojik ve mali açılardan yapılabilirliği var mıdır? Yani, şimdilerde kullanılan bilgisayarların kapasitesi ve/veya enformasyon teknolojisi buna elverişli midir? Uluslararası hukuksal altyapıda bir engel var mıdır? Bu iş kaça mal olabilir? Bütün ülkeler paylarına düşeni karşılayabilir mi? Şimdilerdeki bilgi ve teknolojik düzey elverişli değilse, böylesi bir sistemin oluşturulması için kaç yıllık çalışma gerekir?

Konunun diğer boyutları da vardır kuşkusuz? Örneğin, böylesi bir sistemin gerekliliğine kimler inanabilir? Başta barış yanlıları olmak üzere, dünyadaki ilerici güçlerin desteği sağlanabilir mi? Nasıl? Bu konuda BM devreye girebilir mi? Örneğin 2000 yılı (ya da başka bir yıl) “Terörü Önleme Yılı” olarak ilan edilse (daha önce bu yol denenmediyse), o yıla kadar kamuoyu oluşturacak etkin çabalar harcansa (yazılar, sempozyumlar, konferanslar vb), bu çabalar son aşamada bir uluslararası sözleşmeye dönüştürülebilir mi? Ve bunu izleyecek organ(lar) oluşturulabilir mi?

Bu önlemlerle dünyaya barışın hemen geleceğini düşünmüyoruz elbette. Ayrıca bu işlerin kolay olacağını da kimse öne süremez. Üretimi, ticareti, ideolojisi, siyaseti vb ile dünyanın en güçlü sektörünün, sözü edilen bu girişimlere izin vermesi beklenemez…

Uzun vadede sonuç getirebileceği bilinen bu çabaların kısa vadedeki yararı, kimi kesimlerin gerçek yüzlerini ortaya çıkarmak olacaktır. Böylesi çabalar başladıktan sonra, kimin gerçek barıştan yana olduğu, kimin terörden beslendiği, kimin iki yüzlü davrandığı daha iyi anlaşılacaktır.

Sayın Bursalı, biliyoruz ki insanlık ilkel/barbar dönemini henüz aşmadı. Bu anlamda alacağı/alması gereken daha çok mesafe var. Bir gün gelecek, bütün bu ilkellikler, bu vahşet çok gerilerde kalmış olacak. Geleceğin insanı, bugünlerde olup bitenleri anlamakta zorluk çekecek. Bunlardan kuşkum yok. Ancak, daha fazla zaman kaybedilmeden bir şeyler yapılmalı diye düşünüyorum.

Bu türden bir çabayı kuşkusuz yine toplumun ilerici kesimleri, aydınlar başlatabilir ancak.

Uzun boylu araştırma yapmaksızın sıralanan bu düşünce kırıntılarının yapılabilirliği var mıdır? Bu düşünceler uğruna çaba harcamaya değer mi? Yoksa bu tür çabalar göle maya çalmak ya da taşa tohum ekmek anlamına mı gelecektir?

0302015