Bursa/Mustafakemalpaşa (10 Aralık 2009), Balıkesir/Dursunbey (23 Şubat 2010) ve Zonguldak/Karadon (17 Mayıs 2010)’da toplam 62 maden emekçisinin ölümüne yol açan maden kazaları, yıllardır acıların birbirini kovaladığı ülkemize yeni acılar yaşattı.

Konu hakkında neredeyse yazmayan/konuşmayan kalmadı. Bunca söz arasında söylenemeyenlerin de olduğunu unutmamak gerekir. Madenciliğin kendine özgü mantığı, iş süreçleri ya da mevzuatı bir yana, jargonuna bile akıl erdirebilmesi mümkün olamayacak, oradan buradan devşirip yazısına/konuşmasına kattığı cümlelerin anlamını bile bilemeyecek kişiler, kazalar hakkında ahkâm kesmekten geri kalmadılar, suçluları bulup ilan ettiler; üstelik henüz uzmanlarca ocaklarda inceleme dahi yapılmamışken. Nasıl da zarif bir biçimde ifade etmişti bu gibilere tepkisini Ankara Büyük Sanayideki oto tamircisi Emin usta, tamirhanesinin bir iç duvarına astığı kartona itina ile yazılmış yazıyla: “Bilmediğimiz konularda konuşmazsak kimse bizi ayıplamaz.”

• • •

Ülkemizin trafik ve iş kazalarında dünyada önde gelen ülkelerden olduğunu; madencilik iş kolunun, özellikle kömür madenciliğinin kazaların en çok yaşandığı iş kollarından olduğunu; yeraltı kömür madenciliğinin, işçi sayısı başına düşen kaza ve ölüm sıralamasında en başta yer aldığını hemen herkes bilir; ancak bunların tesadüf ya da kader olmadığını yalnızca bilime inananlar kabul eder.

Son yıllarda madencilikte kaza sayısı artmıştır. Bu artışta, hemen her maden türündeki üretim ve istihdam artışının da payı olmalıdır.

Göçük ve metan gazı patlaması/parlaması (ve ardından gelebilecek toz patlaması), yeraltı kömür madenciliğinde çalışanlara etkileri açısından en önemli iki kaza türüdür. Esas olarak tahkimatın yetersizliğinden kaynaklanan göçüğün kaza sıklığı daha fazla olmakla birlikte, grizu patlamaları daha fazla sayıda ölüme yol açabilmektedir.

Grizu, Fransızcada gaz anlamına gelen grisou sözcüğünden kömür madenciliğimiz jargonuna girmiştir. Kömür ocaklarında açığa çıkan, büyük çoğunluğu metan olan yanıcı/parlayıcı bir gaz karışımını ifade eden bir terimdir.

Metan (CH4), kokusuz, renksiz, tatsız, zehirsiz ve yanıcı/parlayıcı bir gazdır. Solunduğunda boğulmaya neden olabilir. Normal şartlar altında hava ile hacmen, yaklaşık olarak, %5-15 oranında karıştığında patlayıcıdır (Bu patlayıcı karışıma da grizu denilebilmektedir.). Patlamanın oluşabilmesi için havadaki metan oranının bu düzeyde olmasına ek olarak, bir kıvılcım ya da ısı kaynağı da gerekir. Kömür ocaklarında iyi bir havalandırma sistemi varsa, metanın bu oranlara yükselmesi, ancak büyük miktarda ani metan boşalması ile mümkün olabilir.

Birbirine sürtünebilen metalik parçalar, statik elektrik birikimine yol açabilecek donanımlar, dizel motorların egzoz gazları potansiyel kıvılcım kaynaklarından iken; göçüklerdeki kömürün kendiliğinden yanması, dinamit atımı, yanan kibrit ve sigara da potansiyel ısı kaynaklarındandır.

Patlama/parlama sonrasında, ocak içinde birikmiş ince kömür tozlarının tutuşması, alevin ocak içinde yayılmasına ve felâketin daha da büyümesine neden olabilmektedir. Örneğin, 1993 yılında Zonguldak/Kozlu’da meydana gelen ve tarihimizde en çok ölüme neden olan (263 kişi) kaza, grizu patlamasının ardından toz patlamasının da oluştuğu bir kaza olarak bilinir.

Metan gazı kaynaklı kazaların önlenebilmesinde temel ilke, metanın havalandırma yoluyla ortamdan uzaklaştırılmasıdır. Ocağa gönderilen temiz havanın miktar ve hızı, yayılan metan ve diğer gazların belirlenmiş güvenli sınırlara seyrelmesini de sağlayabilmelidir. Isı kaynağı oluşumunu önleyebilmek amacıyla da elektrikli donanım, elektrik kabloları ve motorlar alev sızdırmaz özellikte olmalıdır.

Metan, kömürleşme sırasında üretilen gazlardan en önemlisidir. Kömür damarlarındaki ve çevre kayaçlardaki boşluklarda sıkışmış ve kömürün bünyesinde absorbe edilmiş olarak bulunabilir. Kazılacak hacimlere yapılacak sondajlarla kontrollü biçimde boşaltılarak tehlike oluşturması önlenebilmektedir.

Kömür yataklarındaki metan gazı toplanıp yakıt olarak kullanılabilmektedir. Böylesi bir faaliyet, hem ocak içindeki kaza olasılığını azaltmakta hem de parasal fayda sağlayabilmektedir. Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK)’nda 13 yıl kadar önce bu amaçla başlatılmış olan çalışmalardan olumlu sonuç alındığına ilişkin bilgi bulunmamaktadır.

Türkiye’de maden iş kolunda yaşamını yitirenlerin sayısı binlerle ifade edilmektedir. TTK kayıtlarına göre, 1941-2009 yılları arasında ocak içindeki kazalarda ölenlerin sayısı 3420, ocak dışındaki kazalarda ölenlerin sayısı 314. Aynı yıllardaki toplam yaralanma sayısı ise 388 bin dolayında. Bu sayıların yalnızca TTK iş yerlerine ait olduğuna dikkat edilmelidir. Zonguldak/Kozlu’dakinden sonra en büyük sayıda ölüme yol açan iki maden kazası da, Zonguldak/Armutçuk (1983, 103 kişi) ve Amasya/Yeni Çeltek (1990, 68 kişi) metan gazı patlaması kaynaklıdır. Kozlu’daki kaza sonrasında yapılan ciddi çalışmalar ve alınan önlemlerle, TTK’nın işlettiği ocaklarda büyük ölçekli kaza yaşanmamıştır. Anımsanacağı üzere, Karadon’daki son kaza, yüklenici firmanın galeri açma faaliyetlerini yürüttüğü bölümde meydana gelmiştir.

*          *          *

Yaşanan bunca acıdan ders çıkarılıyor mu? Ne gezer. Ülkemizde kazaları inceleyip çıkarılan dersleri yaygınlaştırma kültürü  ne yazık ki yok.

Her kazadan sonra olay yargıya intikal eder, bilirkişiler rapor hazırlar, mahkeme karar verir, suçlular(!) cezalandırılır ve dosya kapanır.

Yargı temel nedenlerle ilgilenmez, haklı olarak, mevzuata bakar. İlgililer mevzuatta belirtilen sorumluluklarını yerine getirmiş mi, getirmemiş mi? Getirmeyen çok büyük olasılıkla vardır. Sonuçta, kaza metan gazı patlamasıyla oluşmuş ise, kaza neden(ler)i şunlardan biri ya da birkaçı olarak belirlenir: havalandırma sisteminin hatalı olması, yoklama ve degaj sondajlarının yapılmaması, usulüne uygun olmayan biçimde lağım atılması, ocakta kullanılan elektrikli donanım ve elektrik tesisatının alev sızdırmaz özellikte olmaması, gaz ölçüm cihazlarının bulunmaması, düzenli ölçüm yapılmaması, işçinin sigara içmesi, mühendisin o sırada tuvalete gitmiş olması...

Yanan yüreklerin ateşi sönmeden maden kazaları gündemden düşer, ancak temel sorunlar varlığını koruduğu için kazaların sonu gelmez.

Madenciliğin sorunlu bir sektör olduğu uzun yıllardır ağızlara sakız edilmiştir. Ancak her kesim, her fırsatta kendi öznel sorununu (örneğin maden sahipleri için teşviklerin yetersizliği, bürokrasinin fazla olması gibi) sektörün temel sorunu gibi göstermiştir. İşin kötüsü, temel sorunlar sektörde o denli içselleştirilmiş durumda ki, genellikle sorun olarak bile kabul edilmezler.

Geçtiğimiz yasama yılında Mersin Milletvekili (CHP) Ali Rıza Öztürk’ün önergesiyle kurulan  madencilik sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacına yönelik Meclis Araştırması Komisyonu, yurt içinde ve dışında incelemeler yaptı, çok sayıda kurum/örgüt temsilcisi ile görüştü ve raporunu hazırladı. Raporun bu günlerde dağıtılması beklenmektedir. Raporun temel sorunlara ne ölçüde değindiğini, hükümetlerin bu sorunları ne ölçüde çözeceğini zaman gösterecek.

Kazalara yol açmakla kalmayıp, doğal kaynakların etkin ve verimli işletilmesini de engelleyebilen ve doğal çevrenin kalıcı kirliliğine neden olabilen madenciliğin temel sorunları nelerdir? Kısaca ifade etmek gerekirse, mevzuat, uygulama, insan unsuru, ilgili kamu kurumlarının yapısı ve işleyişi ile madencinin yapısı gibi sistemi oluşturan her bileşenden kaynaklanan nedenler vardır. Bunlara, toplumumuzun kurallara uymama ve kurallara uymayanlara – kaza vb nedenle konu yargıya intikal etmedikçe – caydırıcı yaptırım uygulamama hastalığı ayrıca eklenmelidir.

Temel sorunlara ilişkin kimi örnekler aşağıda verilmektedir.

1) Mali gücü ve teknik bilgisi olmayanlara, yani mineral kaynağını bilimin ve mevzuatın öngördüğü biçimde işletebilme kapasitesi olmayanlara bile ruhsat verilebildiğinden sektörde, ruhsat harcını ve istihdam ettiği mühendisin ve işçinin parasını dahi veremeyen madencilerden (!), ilkel yöntemlerle çalışılan ocaklardan geçilmiyor. Oysa, 1867 yılında çıkarılan ve Dilaver Paşa Nizamnamesi olarak anılan Ereğli Kömür Maden-ü Hümayunu İdaresi Nizamnamesi’nde (m. 2), günümüzde de hemen hemen bütün ülkelerin mevzutlarında ve bizim 1954 yılında çıkarılan Petrol Yasamızda (m. 4), arama ve işletme ruhsatı verilecek kişilerde mali ve teknik yeterlilik koşulu aranırken; ne 1954 yılında çıkarılan 6309 sayılı ne de 1984 yılında çıkarılan 3213 saylı Maden Yasalarında böylesi bir koşul yer almıştır. Geçtiğimiz Haziran ayında yapılan değişiklikle, yalnızca arama ruhsatı verilirken mali yeterlilik gözetilmesi koşulu Maden Yasasına eklenmiştir. Uygulamayı ve sonuçlarını zaman gösterecektir.

2) Maden işletme ruhsatı verilmesine dayanak oluşturan rapor ve projeler, niteliksiz olmaları durumunda bile Bakanlıkça kabul görebilmekte; fiili durumların projelerden çok farklı olmasına ve ilkel denebilecek yöntemlerle madencilik (!) yapılmasına göz yumulabilmektedir (Yasada yapılan değişiklikle, fiili durumun projeden farklı olması durumunda yaptırım uyglanabilecek.).

3) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının denetimleri nitel ve nicel açıdan yetersizdir.

4) Sektörde (maden işletmelerinde, müşavirlik alanında, kamu kuruluşlarında), yeterli eğitim ve deneyime sahip olmayan kişiler (işçi, yönetici, teknik eleman) çalışabilmekte, yetki sahibi olabilmektedir.
Buna göre, kazaların asıl suçlusu; mevzuatı yetkinleştiremeyen, mevzuatın gereği gibi uygulanmasını ve ilgili kamu kurumlarının etkin çalışmasını sağlayamayan, sektördeki insan unsurunun niteliğini yükseltemeyen, gücünü ve yetkisini ülkeyi iyi yönetme odaklı değil yandaşlarına çıkar sağlama odaklı kullanan, siyasal iktidarlardır.

Asıl suçun siyasal iktidarlarda olduğunun söylenmesi, siyasetçilerden, kamu görevlilerine, maden işleticilerine, mühendislere, işçilere, makine-donatım ve malzeme imalatçılarına, üniversite öğretim üyelerine ve YÖK üyelerine kadar sektörün bu duruma düşmesinde payı olan ya da gidişata seyirci kalan kesimlerin suçsuz olduğu anlamına gelmemelidir.

Yararlanılan Kaynaklar

Didari, V., “Metan Hakkında Bir Hatırlatma”, Madencilik Bülteni, Ocak-Mart 2010, TMMOB Maden Mühendisleri Odası.
Etingu, T., “Kömür Havzasında İlk Grev”, Koza Yayınları, 1976’dan aktaran Metin Köse, “Mükellefiyet” (Roman), Doğan Kitap, 1. Baskı, Nisan 2010.
Güney, M., “Grizu ve Doğal Yayılımını Etkileyen Parametreler”, Madencilik, Cilt : XI Sayı: 5, TMMOB Maden Mühendisleri Odası.
Güyagüler, T., “Türkiye'de Meydana Gelen Grizu Patlamalarının İrdelenmesi ve Önlem Önerileri”, T. 13. Kömür Kongresi Bildiriler Kitabı, TMMOB Maden Mühendisleri Odası, Mayıs 2002.
TMMOB Maden Mühendisleri Odası YK, “Madencilikte Yaşanan İş Kazaları Raporu,” Haziran 2010.
http://www taskomuru.gov.tr.

---------

Bu yazı, 22.08.2010 tarihinde enerjienergy.com adlı web sitesinde yayımlanmaya başlamıştır.

0301988