Doğal kaynakların bütün insanlığa miras olduğu, bunlarda yalnızca bugünkü kuşağın değil, gelecek kuşakların da hakkı olduğu, korunmaları/tahrip edilmemeleri, bunlardan yaralanmada sürdürülebilir kalkınma ilkelerinin ve toplumsal yararın mutlaka gözetilmesi gerektiği anlayışı son yıllarda pek çok uluslararası sözleşmeye, anayasaya, ilgili mevzuata, plana, programa, meslek kuruluşunun etik kurallarına, raporlama standardına, finansman kuruluşunun kredi koşullarına dahil edilmektedir. Bir ulusal mevzuattan iyi bir örnek vermek gerekirse, Güney Afrika Cumhuriyeti Mineral ve Petrol Geliştirme Yasasından söz edilebilir. Anılan yasada mineral ve petrol kaynaklarının bütün G. Afrika halkına miras ve Devletin bütün G. Afrikalıların yararı için onların emanetçisi olduğu belirtilmektedir. Adamlarda hukukun üstünlüğü egemendir. Mevzuatta olduğuna göre, uygulamada da toplum yararı bir biçimde gözetiliyor, emanete hıyanet edilmiyordur herhalde.

Peki, bizde durum nedir? Doğal kaynaklar yeterince korunuyor mu? Bunlardan yararlanmada asıl sahibinin, yani halkın/toplumun yararı gözetiliyor mu?

Bizde durum ne yazık ki iyi değil. Uygulamanın nasıl olduğu bir yana bırakılacak olursa, mevzuatımızda mineral kaynaklar dışındaki doğal kaynak ve zenginliklerin korunmasına, bunlardan yaralanmada toplum yararının gözetilmesine ilişkin öyle ya da böyle hükümler var, ancak mineral kaynaklar için yok. Arama ve işletme ruhsatı verme sürecinde ve işletme dönemindeki denetimlerde geçtiğimiz yıllarda görece bazı iyileştirmeler yapılmış olmakla birlikte, kat edilmesi gereken o kadar mesafe daha var ki. Bu konuda (da) herkesin elini taşın altına koyması gerekir. Aşağıda bazı öneriler yer almaktadır:

1) Madencilik Bakanlığının kurulması, olamıyorsa, Maden İşleri Genel Müdürlüğü (MİGEM)’nün yeniden yapılandırılması ivedi bir zorunluluktur. ETKB’nın yeniden yapılandırılması ihtiyacı Bakanlığın Strateji Planında da belirtilmiş ve hedefleri arasında yer almıştır. Plana göre 2011 yılına kadar Bakanlığın yeniden yapılandırılması tamamlanacak ve uzmanlığı esas alan bir kariyer planlamasına geçilecektir. 2011 yılının bitmesine şunun şurasında ne kaldı? Henüz bir ses çıkmadı. Yoksa yeni bir KHK mi yolda? Bu iş ne zaman olur, MİGEM de yeniden yapılandırılır mı, yeni yapı ihtiyacı ne ölçüde karşılar, zaman gösterecek. Bu Bakanlık/Genel Müdürlük, mineral kaynakların korunması ve toplum yararına işletilmesi için her türlü önlemi alabilecek, dünyada ve Türkiye’de madencilik sektöründe pazar, rezerv/kaynak, teknoloji, ticaret, mevzuat, denetim, mühendislik hizmeti, finansman vb konularda olup biteni izleyebilecek, Türkiye’deki eksiklikleri belirleyebilecek, sektörün nabzını tutabilecek, madencilere yol gösterebilecek, edindiği/derlediği bilgileri yayınlarıyla ve başka yollarla sektöre duyuracak, minerallerin aranması ve işletilmesiyle ilgili ulusal politikaların belirlenmesinde ve uygulanmasında etkin rol alabilecek, ilgili kurumlar arasında etkin işbirliği ve koordinasyonu sağlayabilecek, kendisine sunulan rapor, proje vb’ni gerçekten inceleyebilecek, insan kaynağı açısından güçlü bir kurum haline getirilmelidir. Sektöre ilişkin politikalar ve temel kararlar tüm paydaş (ruhsat sahipleri, mühendisler, işçiler, kamu kesimi) temsilcilerinin katılımı ile oluşturulmalıdır. TÜBA’nın bile iktidarın etki alanına alındığı bir dönemde bu tür taleplerin ham hayal olduğu inkar edilemez. Olsun. Biz doğrusunu söyleyelim de…

2) Arama ve işletme ruhsatı verme süreci gözden geçirilmeli, ruhsat verileceklerde teknik yeterlilik de aranmalı, işletme ruhsatı nitelikli yapılabilirlik raporlarına dayandırılmalı, projelerin fayda ve maliyetleri yalnızca yatırımcı açısından değil, toplum açısından da analiz edilmeli; topluma olan faydaları maliyetlerinden büyük olan projelere işletme ruhsatı verilmelidir. Yeri gelmişken değinmeden geçmemek gerekir: Maden Yasası Uygulama Yönetmeliği eki İşletme Projesindeki “6.4 Projenin Ülke Ekonomisine Katkısı” alt başlığı altında devletin projeden elde edeceği gelirin (Gelir ve kurumlar vergisi, devlet hakkı ve işçi ücretlerinden kesilen gelir vergisi) belirtilmesi isteniyor. Ülke ekonomisine katkı, Devlete verilecek gelir ile ölçülemez. İkisi çok farklı şeyler. Ayrıca, oraya yazılacak tutarın kime ne ifade edeceği de meçhuldür. Devletin bir projeden elde edeceği gelir 300 bin TL olsa ne olacak, 30 milyon TL olsa ne olacak? Hiçbir kriter yok. Bunun yerine projenin ekonomiye (topluma) maliyeti ile faydasını karşılaştıracak bir yöntem kullanılmalıdır. Böylesi yöntemler var mı? Elbette var. Arayan bulur. Örneğin, özellikle büyük ölçekli projelerde uygulanan, projenin ekonomiye gerçek fayda ve maliyetlerini karşılaştıran, piyasa fiyatlarını değil, düzeltilmiş/gölge fiyatları kullanan, vergileri hiç dikkate almayan, ekonomik değerlendirme yöntemi kullanılamaz mı?

3) Toplumun kaynak ve zaman israfını önleyebilme adına, arama ve araştırma çalışmalarında üretilen veriler ilgili kamu idaresinde depolanabilmeli ve gerektiğinde başkaları tarafından da kullanılabilmelidir. Örneğin, bir sahaya ilişkin arama ruhsatının süresi, işletme ruhsatı alınamadan sona ererse ya da arama ruhsatı iptal edilirse, o sahayla ilgili olarak yapılmış bütün arama faaliyetlerine ilişkin belgeler yorumlarıyla birlikte ilgili kamu kurumuna verilmeli, sondajlarla alınan karot örnekleri korunabilmeli; ilgili kurum da gerektiğinde, bu bilgi ve belgeleri aynı sahanın bir sonraki arama ruhsatı sahibine, gerekiyorsa bedeli karşılığında, aktarabilmelidir

4) Mineral kaynaklardan mümkün olduğunca çok katma değer sağlanabilmesi için bunların işlenmeden ihracı yasaklanmalı, en azından çok özel durumlarda izin verilebilmelidir.

5) Kamu idarelerine sunulacak proje, rapor vb teknik belgeleri hazırlayacaklarda yetkinlik aranmalıdır. Dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde, bir mühendisin mezun olur olmaz proje, rapor, tasarım vb teknik belgelere imza atabilmesi, toplumun güvenliği, esenliği ve yararı adına on yıllardır kısıtlanmıştır. Bizdeki karşılığı Yetkin Mühendis olan chartered engineer, professional engineer gibi bir unvanı taşımayan mühendisin imzaladığı belgeler kamu idarelerinde kabul görmemekte; bunlar mahkemelerde bilirkişilik yapamamaktadır. Belirtilen unvanlar, akredite edilmiş bir üniversiteden mezun olmuş ve söz konusu alanda belirli bir süre (4-5 yıl) çalışmış olma koşullarını sağlayanlara, mesleki çalışmalarının incelenmesi, yazılı sınav ve/veya mülakat gibi aşamalardan sonra verilebilmektedir. Bu tür unvanın belirli aralıklarla yenilenebilmesi için, kişinin kendini sürekli geliştirdiğini, mesleğindeki güncel teknolojiyi izlediğini kanıtlaması gerekir. Mesleğini icra ederken, bağlı olduğu örgütün etik kurallarına aykırı davranırsa, unvanı geri alınabilmektedir. Türkiye özgürlükler ülkesi! Böylesi kısıtlamalara yer olamaz! Burada, diplomayı alan, her alanda ömür boyu yetkin sayılır! Dolayısıyla, kamu idarelerine sunulacak belgeleri hazırlayacaklarda olması gereken nitelikleri belirlemeye çalışmak abesle iştigaldir! Sorun, hangi belgeleri hangi meslek mensubunun imzalayacağıdır! [İnşaat Mühendisleri Odasının (İMO) 2006 yılında başlattığı “Yetkin İnşaat Mühendisliği” uygulaması, bu alanda umut verici bir gelişme sayılabilir. Diğer ülkelerdeki uygulamalar bu unvanı taşıyanlara ayrıcalık sağlarken, İMO’nun verdiği unvan –şimdilik- yalnızca itibar sağlamaktadır.] Madencilik sektöründe, kamu idarelerine sunulacak rapor, proje vb teknik belgeyi hazırlayacaklarda benzer kriterler aranmadığı ve bu belgelerin makul standardı olmadığı sürece, madenciliğimiz bugüne kadar süregelen karakuşi yapısından kurtulamaz; mineral kaynakların korunması, verimli işletilmesi ve işletilmesinde toplum yararının gözetilmesi mümkün olamaz ve mineral kaynaklarımıza yazık olmaya devam eder.

Bu görüşler elbette tartışılabilir, geliştirilebilir: Ama hiçbir adım atılmadan geçen her gün, toplum adına kayıptır. Anayasa’nın değiştirilecek olması (?) bir fırsat olarak değerlendirilmeli ve bu konudaki temel ilkelerin Anayasa’da yer alması için çaba harcanmalıdır.

Bugüne değin “Devletin malı deniz, yemeyen domuz!” gibi aşağılık bir anlayışı düstur edinenlerin kazana geldiği ülkemizde, bakalım rüzgâr ne zaman tersine dönecek; Devlet, düzenleme ve denetleme görevlerini lâyıkıyla yapabilecek ve kendisine emanet edilmiş mineral kaynakların işletilmesinde asıl sahibi olan toplumun yararının da gözetilmesini sağlayabilecek.

-------

Bu yazı, 23.09.2011 tarihinde enerjienergy.com adlı web sitesinde yayımlanmaya başlamıştır.

0301986