Kavramların içselleştirilmeden, yabancı dillerden gelen sözcüklerin/terimlerin kökenleri bilinmeden kullanılması Türkçe dil yanlışlarına yol açabilmektedir. Meslekten olmayanların içselleştirmesinde zorlanacağı kavramların çok olduğu jeoloji ve madencilik alanlarındaki terimlerin kullanımında da sıklıkla yanlışlık yapılabilmektedir. Yanlışları sıradan insanlar yaptığında yadırganmamakta, ancak meslek mensupları, profesör unvanlı bilim adamları, yazarlar, mevzuat hazırlayanlar yaptığında yadırgamamak mümkün olamıyor.

Son zamanlarda kullanımında en sık yanlış yapılan terimlerden biri, fay terimidir. Fay, Fransızca kökenli bir jeoloji terimi. Sözlükteki karşılığı; “Kayaç kütlelerinin bir kırılma düzlemi boyunca yerlerinden kayması, kırık”. (Bu yazıda Türk Dil Kurumunun Güncel Sözlük’ü esas alındı).  Yani “fay”ın Türkçe karşılığı kırık.

Toplumumuz fay (kırık) terimi ile 1999 yılındaki Gölcük depremi sonrasında tanıştı denebilir. O zamandan bu yana her deprem sonrasında medyadaki haberler, yorumlar ve yerli-yersiz, düzeyli-düzeysiz tartışmalar sayesinde fay terimi toplumun sözcük haznesinde yerini aldı ve zamanla yerbilimi alanı dışında da kullanılır oldu. Herhangi bir konudaki kırılmadan söz etmek durumunda kalanların aklına hemen fay sözcüğünü  kullanmak gelir oldu.

Ancak aynı kavramı ifade eden biri Fransızca diğeri Türkçe olan fay ve kırık terimlerinin, “fay ve kırıklar”, “fay kırılması”, “fay kırığı” örneklerindeki gibi birlikte kullanımı hayli yaygın. Örneğin, usta romancılarımızdan Mehmet Eroğlu da Türkiye’nin farklı dönemlerindeki  siyasal, toplumsal ve kültürel kırılmalarını konu edinen üçlemesine “Fay Kırığı” adını vermiş. İnşaat mühendisi olan Eroğlu, hiç araştırma yapmadan meslek mensuplarının  kullanımlarını mı esas almış?

Örneğin, “fay  kırılması” ile kastedilen, daha önce kırılma olmuş bir yerde - aynı hat (çizgi) boyunca- yeni bir kırılmanın olmasıdır. Oysa kırılan fay değil, kayaç kütlesi.

Maden ve cevher/maden cevheri terimleri de çoğunlukla yanlış kullanılan terimlerdendir. Aynı anlama gelebilen bu terimler, kısaca ifade etmek gerekirse, “Ekonomik yönden değer taşıyan (kârlı olarak işletilebilen) mineral” olarak tanımlanabilmektedir. [“Cevher” terimi aslında yalnızca doğal metalik mineraller (demir cevheri, bakır cevheri gibi) için kullanılmakta iken zamanla tüm doğal mineraller için de kullanılır olmuştur.] Buna göre, bir mineral oluşumunun maden/cevher olarak adlandırılabilmesi için onun ekonomik/kârlı olarak işletilebileceğinin jeolojik, ekonomik, mali, yasal vb araştırmalarla ortaya konmuş olması gerekmektedir. Oysa, hiçbir araştırma yapılmamış mineral oluşumlarını da maden/cevher yatağı olarak adlandıranlar vardır.

Öte yandan, tanımı gereği zaten ekonomik değer taşıma koşulu bulunan bu terimlerin, “ekonomik (olmayan) maden/cevher” biçimindeki kullanımları da hayli yaygın.

Bu terimlerin tanımlarını meslek mensupları bilmez mi? Elbette bilir. Ancak farkında olmadan dilimize yerleştiği biçimini kullanırlar. Bu yanlışlar yalnızca konuşma diline yerleşmiş de değil; teknik literatürde de kullanılmakta, her sözcüğün kılı kırk yararak seçilmiş olması gereken ilgili mevzuatta, örneğin sektörün temel düzenlemelerinden olan Maden Kanunu’nda ve Madencilik Faaliyetleri Uygulama Yönetmeliği’nde de yer almaktadır.

Benzer yanlışlar, mineral/maden miktarını ifade eden (ton, m3 gibi) “rezerv” teriminde de yapılmaktadır. Türkiye’de her mineral oluşumunun yerindeki miktarını ifade etmede  ekonomik olarak işletilebilirliği hiç dikkate alınmadan hep yalnızca “rezerv” terimi kullanılmakta. Oysa uluslararası kullanımda miktar, ekonomik olarak işletilip işletilemeyeceğini belirtebilecek biçimde rezerv ve kaynak terimleri ile ifade edilmektedir.

Örneğin, CRIRSCO (Committee For Mineral Reserves International Reporting Standards)’nun Uluslararası Rapor Hazırlama Şablonunda kaynak; “Biçim, kalite ve miktar olarak sonuçta ekonomik olarak istihraç (çıkarılma) şansı olan bir madde/malzeme (material) yoğunlaşması.”; rezerv ise, “Mineral kaynağının ön fizibilite ya da fizibilite araştırması ile ekonomik olarak işletilebileceği ortaya konmuş bölümü.” biçiminde tanımlanmakta; bu iki kategoriye giremeyecek mineralleşmeler için de tonaj veya ortalama tenör tahmini verilmemesi gerektiği belirtilmekte.

Maden Kanunu ve ilgili yönetmelikte 2010 yılında yapılan değişiklikle söz konusu ayrımı belirtmek üzere kaynak terimi de ilgili mevzuata eklendi, kaynak ve rezerv terimleri tanımlandı. Ancak kaynak tanımı CRIRSCO tanımı ile örtüşürken, rezerv tanımı örtüşmemektedir. Yönetmelikte rezerv “Bir veya birden çok boyutu ve tenörü/kalitesi belirlenmiş maden miktarı.” olarak tanımlanmaktadır. Mevzuata neden kaynağın uluslararası tanımı konuyor da, rezervin uluslararası tanımı konmuyor? Bir hesap mı var?  Bir boyutu (ve tenörü/kalitesi) belirlenmiş maden miktarı!  Öyle madenciliğin böyle olur rezerv tanımı!

Ayrıca, kaynak ve rezerv terimleri, ilgili mevzuatın bütününde doğru olarak da  kullanılmamaktadır.
Özet olarak, “mineral rezervi” biçimindeki kullanım yanlış, “mineral kaynağı” ve “maden/cevher rezervi” biçimindeki kullanımlar doğrudur.  Ve Türkiye’de şu kadar kömür rezervi, bu kadar x madeni rezervi var; hele hele şu kadar milyar dolarlık x madeni rezervi var, gibisinden açıklamalara da hiç itibar edilmemelidir. Çünkü saha bazında verilen rezerv miktarlarının çok azı (ön) fizibilite araştırmasına dayanmaktadır.

“Kaynak/rezerv hesabı” gibi ifadeler de yanlıştır. Doğrusu, “kaynak/rezerv tahmini” olmalıdır. Zira kaynak/rezerv miktarları kesin hesaplamalar değildir, bazı örneklere, jeolojik yorumlara, ekonomik, yasal vb bilgilere dayanan tahminlerdir. Bu tür bilgilerdeki ve jeolojik yorumlardaki değişiklikler, tahminleri de önemli ölçüde değiştirebilir.

Yönetmeliğin son değişikliğinde yapılan yanlışlara bir başka örnek de, “Önceki çalışmalar” yerine “Öncel çalışmalar” ifadesinin kullanılması. Bu ifade, Yönetmeliğin Ön İnceleme Raporu ile Genel/Detay Arama Faaliyet Raporları içeriklerinin yer aldığı ek formlarda, sahanın geçmişi, geçmişte yapılmış faaliyetler vb.nin anlatılması istenen alt başlıklarda kullanılmış. Öncel sözcüğünün sözlükteki karşılığı, “Bir görevde, meslekte kendinden önce yerini tutmuş olan kimse, selef, eslaf, ardıl karşıtı.” Dolayısıyla, anılan formlardaki alt başlıkların “Öncel çalışmalar” değil, “Önceki çalışmalar” olması gerekir.

Yönetmelikteki dil yanlışlarına ilişkin son örnek “stopaj vergisi”. “Stopaj”ın sözlük karşılığı “Ön kesinti”. Dolayısıyla doğru ifade “vergi stopajı”dır. Toplumdaki yaygın yanlışlardan biri olan bu ifade, Yönetmelik ekinde İşletme Projesi için verilen formda “işçi ücretlerinden kesilen stopaj vergisi” biçiminde geçiyor.
İşin kötü tarafı, Yönetmelikteki son değişikliğin geniş katılımla yapılmış olmasıdır. Yıllardır yapıla gelen yanlışların üzerine gidilmemesini ve bunlara yeni yanlışlar eklenmesini nasıl yorumlamak gerekir? Farkına mı varılmıyor? Yoksa, yanlışsa yanlış, nihayetinde insanlar yıllardır anlaşıyor ya, mı deniyor?

Bu yazıda da birkaç yerde geçen “mevzuat” teriminin “yasal mevzuat” biçimindeki yanlış kullanımından da söz etmekte yarar var. Bu biçimdeki kullanım son yıllarda daha sık görülür/duyulur oldu. Bu kullanım yanlış çünkü, Arapça kökenli olan “mevzuat”ın sözlük karşılığı, “Bir ülkede yürürlükte olan yasa, tüzük, yönetmelik vb.nin bütünü.” Yasal olmayan mevzuat olur mu? Yalnızca yasal düzenleme(ler) kast ediliyorsa, neden ilgili yasa(lar), ya da yasal düzenleme(ler) denmiyor?

Türkçe’ye yeterince özen gösterilmediğine ilişkin son örnek, teknik bir terim değil: peymacun. Hem absürt hem komik hem de beni çok rahatsız ettiği için değinmek istedim. Lahmacun biçimindeki peynirli pideyi ifade etmek için kullanılıyor. Arapça konuşabilen büyüklerimiz ”lahmacun” sözcüğünü, gırtlaktan gelen seslerle “lâhm-lâ-ğâjin” biçiminde telaffuz ederlerdi. Birebir Türkçe karşılığı da, “hamur-üstünde et” (lâhm: et, ğâjin: hamur) imiş. Peymacun türü uydurmaların topluma egemen olan arabesk kültür ile ilişkisi var mı? Her önüne gelen, sözcük türetmeye ilişkin kuralları hiçe sayarak, aklına estiği gibi sözcük uydurabilmeli mi? Bu soruların yanıtlarını da uzmanları vermeli.

Özel anlamlarla bütünleşen terimlerin doğru kullanılması mesleğin bilerek icrasına ve iletişimin sağlıklı olmasına katkıda bulunabilir. Bu da, meslek mensuplarının dile özen göstermeleri ile mümkündür.

--------

Bu yazı, 29.11.2011 tarihinde enerjienergy.com adlı web sitesinde yayımlanmaya başlamıştır.

0301995