Diğer ülkelerde mineral kaynakların korunmasını ve verimli işletilmesini sağlamaya yönelik önlemler alınıp alınmadığını araştırırken, Maden Kanunumuzu diğer ülkelerin madenciliği düzenleyen kanunları ile pek çok açıdan karşılaştırma olanağım oldu. Biz mineral kaynakları korumayı önemsemezken neredeyse bütün ülkelerin önemsediğini ve pek çok ülkenin ilgili yasalarının bizim yasamıza göre daha sistematik ve daha düzenli olduğunu; ve bu alamda, ruhsat sahiplerinin hak ve yükümlülüklerinin de çok daha iyi tanımlanmış olduğunu gördüm. Merakımı gidermek için bu kez Petrol Kanunu ile Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu’na baktım ve yine gördüm ki; 1954 yılında kabul edilen Petrol Kanunu bazı eksiklikleri olmakla birlikte, 1985 yılında kabul edilen ve bugüne değin bir kaç kez değiştirilen Maden Kanunu’ndan da, onu esas alarak hazırlandığı anlaşılan ve 2007 yılında kabul edilen Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu’ndan da pek çok açıdan olduğu gibi doğal kaynakların korunması ve söz konusu hak ve yükümlülüklerin tanımlanması açısından da daha iyi bir kanun.

Örneklemek gerekirse…

Petrol Kanunu’nda, Arama ve İşletme Ruhsatnamesine ilişkin hükümleri düzenleyen bölümlerin altındaki ilk maddelerde hemen o tür ruhsatnamenin sahibine verdiği haklar sıralanmış. Örneğin “..arama ruhsatnamesi, sahibine, arama sahasında: 1. Jeolojik istikşaf yapmak, … 4. Bir keşfi müteakip işletme ruhsatnamesi talebinde bulunmak haklarını verir.” (m. 50) ve “Bir işletme ruhsatnamesi, işletmeciye, … ilgili bulunduğu sahada petrol aramak, inkişaf ettirmek, istihsal etmek, istihsal ettiği petrolü nakletmek ve her safhada satmak haklarını verir.” (m. 60) denilmiştir. Kanunda ayrıca, “Petrol Ameliyatına Müteallik Diğer Haklar ve Vecibeler” başlığı ile bir “Kısım” oluşturulmuş ve bu kısmın altında ruhsat sahibinin çeşitli konulara ilişkin hak ve vecibeleri sistematik biçimde belirtilmiştir. Petrol Kanunu’nun diğer iki kanundan kanımca en önemli farkı; petrol hakkı verilecek kişilerde teknik ve mali yeterlilik aranması, milli menfaatlerin korunması, doğal kaynakların israf edilmemesi, faaliyetlerin iyi niyetle (hüsnüniyetle) sevk ve idare edilmesi gerektiğine dair hükümler içermesi ve bu kavramların/terimlerin de açıkça tanımlanmış olmasıdır. Örneğin "hüsnüniyet" terimi, “Bir petrol ameliyatının yapılmasında, tecrübeli bir şahıstan aynı hal ve şartlar altında beklenebilecek gayret, ehliyet, verimlilik, basiret ve tedbirlilik” olarak; “israf” terimi de “Bir petrol ameliyatının yapılmasında, petrolün, petrol mahsullerinin, hazne enerjisinin, suyun veya diğer minerallerin zıyaına, karışmasına, bozulmasına veya suiistimaline sebebiyet veren ve bu ameliyatın hüsnüniyetle yapılmış olması halinde normal olarak vukuuna imkan bulunmayan bir fiil veya ihmal” olarak tanımlanmıştır.

Maden Kanunu, ele geçenin gelişigüzel tıkıştırıldığı, ara sıra da içinden bir şeylerin çıkarıldığı bir yamalı bohça gibi. İçinde ne var ne yok, ne nerede anlamak kolay değil. Yürütmeye ve yürürlüğe ilişkin olanlar dahil 54 maddeden oluşan Kanun, kabul edildiğinden bu yana ikisinde kapsamlı olmak üzere 6 kanunla değiştirilmiş ve Anayasa Mahkemesi’nin 3 iptal kararına muhatap olmuş. Ve sonuçta, Kanunun, çoğu öze yönelik olmayan yalnızca 20 maddesi ilk biçimiyle kalırken, toplam 58 maddesi/fıkrası/ibaresi değiştirilmiş, 14 maddesi/fıkrası/cümlesi kaldırılmış (ilga edilmiş), Kanuna 20 madde/fıkra eklenmiş. Yeni ek ve geçici maddeler konulması ve var olan ek ve geçici maddelerdeki değişiklikler de cabası. Yapılan değişiklikler de sistematik olamıyor tabii. Köklü değişikliklere ilişkin süreç çoğunlukla şöyle gelişiyor: Uygulamada görülen aksaklıkları gidermek için birkaç maddeyi değiştirmek üzere bir taslak hazırlanıyor; sonra taslağın orasına burasına çeşitli hükümler sokuşturuluyor. Her değişiklikte de bütünlük iyiden iyiye kaybolmuş oluyor. Zaten ilk yapıldığında iyi olmayan yasanın kurgusu, bugün bir eklektik yapıya dönüşmüş durumda.

Bu nedenlerle, ruhsat/sertifika sahibinin hak ve yükümlülüklerinin ne olduğu Kanunun 25 yıllık uygulayıcılarına sorulsa, büyük olasılıkla kolaylıkla cevap veremezler. Kanun metninden cımbızla ayıklama yapmaları gerekir. Çünkü, Kanunda ruhsat/sertifika sahiplerinin hak ve yükümlülüklerini derli toplu sıralayan hiçbir madde yok. Ruhsat sahibine tanınan haklar pek çok maddede dağınık biçimde ima yoluyla belirtilmiş. Örneğin, arama/işletme ruhsatı/sertifikası sahibinin belirtilen alanlarda jeolojik etüt, sondaj vb yapabileceği, örnek alarak test/analiz yaptırabileceği, arama faaliyetlerini kendine ya da başkasına ait arazide yürütebileceği, bazı tesisler kurabileceği, şartları yerine getirdiğinde işletme ruhsatı talebinde bulunabileceği vb ile işletme ruhsatı/sertifikası sahibinin madeni çıkarabileceği, satabileceği, kamyon, bant vb ile taşıyabileceği, zenginleştirme tesisi, altyapı tesisleri, sosyal tesisler, yol yapabileceği, atık alanı oluşturabileceği, rödövans sözleşmesi yapabileceğine dair hakları ne doğrudan belirtilmiş ne de Kanunda geçen terimlerin tanımlarından bu haklara dair anlamlar çıkarılabiliyor. Ama, Kanunun ve ilgili yönetmeliğin bütününden ruhsat sahibinin bu tür faaliyetleri yapabileceği, kendisine böylesi yetkiler verildiği, hatta bazılarını yapması gerektiği dolaylı biçimde anlaşılabiliyor.

Ruhsat sahibinin yükümlülükleri ise, İdareye vermesi gereken belgelerin zamanında teslimi, teminat, harç, Devlet Hakkı vb.nin zamanında yatırılması gibi yalnızca bürokratik işlemlerle sınırlı tutulmuş. Yasada, faaliyetlerini iyi niyetle yürütmesi, mineral kaynakları israf etmemesi ve ulus/toplum yararını koruması gerektiğine ilişkin ne doğrudan ne de dolaylı bir yükümlülüğe yer verilmiş. Bu ne anlama geliyor? Şu anlama geliyor: Diğer ülkelerin madenciliğe ilişkin mevzuatlarında ve bizim Petrol Kanunu’nda ruhsat sahibine; “Ben araştırdım ve gördüm ki sen, mineral kaynakların aranmasını/işletilmesini yapabilecek yeterliliğe sahipsin ve bu nedenle istediğin ruhsatı sana veriyorum, ama sen de faaliyetlerini iyi niyetle yürüteceksin, doğal kaynakları israf etmeyeceksin, verimli işleteceksin ve sonuçta sen para kazanırken toplumun kalkınmasına da katkıda bulunacaksın.” denirken; Maden Kanunu’nda “Madenciliği bilip bilmediğin, iyi niyetli olup olmadığın, mineral kaynakları tahrip/israf edip etmeyeceğin, nasıl arayıp/işleteceğin beni hiç ilgilendirmez. Sana istediğin ruhsatı veriyorum. Beni uğraştırma da ne yaparsan yap. Belgeleri zamanında ver, mali yükümlülüklerini zamanında yerine getir, yeter.” denmiş oluyor.

Böylesi bir anlayış kabul edilebilir mi? O kadar mı sahipsiz bu ülkenin mineral kaynakları?

Ruhsat sahibinin üçüncü kişilere karşı hak ve yükümlülükleri de yeterince açık tanımlanmamış. Örneğin Yasada, ruhsat/sertifika sahibinin başkasının tapulu arazisine ya da bir başka maden grubu için ruhsat almış kişilerin ruhsat alanlara kendisinin ve/veya yetkilendirdiği kişilerin girip arama ve/veya prospeksiyon yapma yetkisinin olduğu ima edilmiş, ancak o arazide/ruhsat alanında ne gibi faaliyetler yapabileceği, ne gibi araçlar ve cihazlar kullanabileceği tanımlanmamış, söz konusu arazi/ruhsat sahibine bu konuda resmen bilgi vermesi ve muvafakatini alması yükümlülüğü getirilmemiş, itiraz süreci tanımlanmış. Bu durumda şu soru akla geliyor: Üçüncü kişilere karşı hak ve yükümlülüklerin açıkça tanımlanmamış olması uygulamada sorun çıkarmıyor mu ki, bunca yıldır Yasada pek çok şey değişirken bu konuya ilişkin bir hüküm getirilmiyor? Şimdiye değin, hiçbir soruna yol açmadı ise kimi kutlamak gerekir, uygulamada yer alanları mı, üçüncü kişileri mi? Anlaşmazlıklara yol açtıysa, çıkan anlaşmazlıklar nasıl çözüldü ve Kanun neden düzeltilmiyor?

Yürürlükteki 3213 sayılı Maden Kanunu’nun görünür vadede iyileştirileceğine ilişkin bir belirti de yok, umut da yok. Ancak, daha sistematik, daha düzenli, bu bağlamda ruhsat sahiplerinin hak ve yükümlülüklerini de açıkça tanımlayan; doğal kaynakların korunmasını, verimli işletilmesini, ruhsat verileceklerde teknik yeterlilik de aranmasını gözetecek; uygulamada tereddütlere yol açmayacak, anlaşmazlıkları en aza indirecek; kavramların/terimlerin uluslararası tanımlarıyla uyumlu kullanıldığı, dil kurallarının gözetildiği çağdaş bir madencilik yasasına (maden yasasına değil!) olan ihtiyaç her geçen gün artmaktadır. Böyle bir yasanın hazırlık çalışmalarına bir an önce başlanmalı ve bu çalışmalarda dünyadaki iyi örneklerden de mutlaka yararlanılmalıdır.

--------

Bu yazı, 07.02.2012 tarihinde enerjienergy.com adlı web sitesinde yayımlanmaya başlamıştır.

0310729