Öyleymiş. Kenan Evren’in kefil olmasıyla necip ulusumuzun yüzde 91,37 oranındaki “evet” oyuyla kabul ettiği Anayasa’da komünist mantıklı madde varmış. Daha neler! Kim diyor? Güntay Şimşek (GŞ) adlı bir yazar. Nerede diyor? Habertürk Gazetesi’nin 18.05.2012 günkü sayısında yayımlanan “Yerli kömürden elektrik üretimine yeni model” başlıklı köşe yazısında. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın yerli kömürleri ekonomiye kazandırma niyetini konu edinen; ilk olarak TKİ’nin Tufanbeyli sahasının santral yapma koşulu ve üretilecek elektrik enerjisinden pay alma esasına dayalı bir yöntemle ihale edileceği, bunun yeni bir yöntem olduğu, diğer kömür sahalarına yönelik girişimlerin süreceği belirtilen yazı  şöyle sonlanıyor: “…Yeterli mi? Bana sorarsanız hayır. Anayasa’daki komünist mantıklı ilgili madde değişmedikçe, Güney Afrika'nın kömürü yatırım için daha kıymetli olacaktır. Anayasa Madde 168: Tabii servetler ve kaynaklar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı devlete aittir. Bu madde orada durdukça gelişmek zor. Bakan Yıldız'dan bir adım daha bekliyorum...”

GŞ’nin yazdıkları bu kadarla kalmadı. 22.05. 2012 tarihinde yayımlanan “Tabii kaynaklar devletindir!” başlıklı bir başka yazısında da anılan maddeye ilişkin yorumunun “kafasını kuma gömmüş” birilerini rahatsız ettiğini belirtiyor, ilk yazıdaki görüşlerini biraz daha açıyor ve şu ifadelere yer veriyor: “… Ancak bu Anayasa hükmü meriyetini koruduğu sürece, ne mülkiyete dayalı özelleştirme, ne de mülkiyete dayalı yerel kaynak tahsisi yapılabilir… Bu maddenin ikinci fıkrası orada durduğu sürece doğal kaynaklara dayalı saha tahsisleri veya üretim özelleştirmeleri, ancak belli bir süre için yapılabilir. Bu süre ister 20, ister 40 yıl olsun sonunda yatırımcı ceketini alarak santralı ve sahayı terk etmek zorundadır. Bu sosyalist mantık, bu ülkede bu şekilde hâkim olduğu sürece, bu ülkede makul tarifelerle elektrik üreten santral kurmaya ne yerli ne de yabancı yatırımcı gelir... İşin bir diğer çarpıcı ve haksız yönü ise yerel doğal kaynaklara dayanmayan enerji üretimi yapan girişimciye mülkiyet hakkının tanınmış olmasıdır. Yani,Güney Afrika’dan, ... kömür getiren ve bunları santralında yakan girişimciye mülkiyet hakkı tanınmıştır…”

Bu görüşlere karşı söylenebilecek o kadar çok söz var ki. Hangisi önemsenmeli?.. Nereden başlamalı?..

1) 1921 ve 1924 Anayasalarında (Teşkilâtı Esasiye Kanunlarında) doğal kaynaklara ilişkin hiçbir hüküm yok. GŞ’nin değiştirilmesini istediği hükümler 1961 Anayasasında da (m. 130) yer almıştı. Buna göre, 160 küsur yıldır orada burada dolaştığı söylenen komünizm hayaleti 1961 yılından beri anayasalarımızın mantığına nüfuz etmiş de kimsenin haberi yokmuş!

2) İkinci yazıda ilkinden kayda değer iki sapma var. Birincisi,  “Bu madde orada durdukça” ifadesi yerine “Bu maddenin ikinci fıkrası orada durdukça” denmiş olması. İkincisi de,  “maddenin mantığı”nın tenzil-i rütbeye uğratılmış, yani komünistlikten, sosyalistliğe indirilmiş olmasıdır.

3) Anılan 168’nci madde, GŞ’nin belirttiği kadar değil. Tamamı beş cümle. Üçüncü cümlesinde “Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzel kişilere devredebilir.” deniyor. Ayrıca, madde tek bir fıkradan oluşmakta. Yani ikinci fıkrası yok. GŞ, ikinci fıkra derken, ikinci cümleyi kastediyor olmalı.

4) Üretilecek elektrik enerjisi miktarından pay alma esasına dayanan rodövans yöntemi yeni bir yöntem değil. TKİ bunu 2006 yılında dört sahanın (Göynük, Saray, Davutlar ve Karlıova) ihalesinde uyguladı. Ancak bu hatanın kaynağı Bakanlık, zira Bakanlık yetkilileri bu yöntemin yeni olduğunu söylüyor.

5) Dünyada, mineral kaynakların sahipliğini düzenleyen iki temel sistem var. Biri, mineral kaynakların devlete ait olduğunu; diğeri, kaynağın bulunduğu arazinin tapusuna sahip olanın kaynağa da sahip olacağını kabul eder. Günümüzde pek çok ülkede ve madenci olarak  bilinen, madenciliği gelişmiş ülkelerden ABD hariç hemen hepsinde mineral kaynaklar devlete aittir. ABD’deki uygulama, Devletin kuruluş sürecinin farklılığından kaynaklanıyor. Her iki temel sistemi kısmen kullanan, örneğin, yüzeye yakın olan kaynaklara sahip olma hakkını arazi sahibine, derinlerdekilerin sahipliğini devlete bırakan karma sistemleri uygulayan devletler de var. Ayrıca, BM Genel Kurulu'nun her devletin doğal zenginlik ve kaynaklarını tasarruf etme konusundaki egemenlik hakkına vurgu yapan 1962 Tarih ve 1803 Sayılı Doğal Kaynaklar Üzerinde Daimi Egemenlik Kararı da bulunmaktadır. Hal böyle iken, GŞ, Bakan Yıldız'dan nasıl bir adım bekliyor?  Yeni Anayasa’da bu maddenin değiştirilmesine öncülük yapmasını mı? Mineral kaynakların arazinin mülkiyetine tabi kılınmasını mı, yoksa dünyada örneği hiç olmayan yeni bir yöntemin bulunmasını mı?

6) Mineral kaynakların devlete ait olduğunu kabul eden bütün ülkelerde olduğu gibi bizde de koşulları sağlayan herkes bu kaynakları arayıp işletebiliyor. Dolayısıyla, Anayasa’da “… aranması ve işletilmesi hakkı devlete aittir.” hükmünün yer alıyor olması, doğal kaynakların yalnızca devlet tarafından işletileceği anlamına gelmiyor. Maden Kanunu’na göre, Arama ve İşletme Ruhsatı almada, herhangi bir özel gerçek ya da tüzel kişinin hakları ile bir kamu kuruluşunun hakları arasında hiçbir fark yok. Bir saha için ilk kim başvurursa, o sahada arama ruhsatı almada öncelik hakkı ona ait olur. Nitekim halen özel kişilerin sahip olduğu ruhsatların sayısı, kamu kuruluşlarının sahip olduğu ruhsatların sayısından çok çok fazla. Her ruhsat sahibi gibi TKİ de, -mülkiyetine değil- işletme hakkına sahip olduğu bir sahasını, örneğin Tufanbeyli sahasını, ister kendisi işletir, ister devreder, ister rodövans karşılığı başkasına işlettirir. Ancak, 2840 sayılı yasa gereği, bor tuzları, uranyum ve toryum madenlerinin aranması ve işletilmesinin yalnızca Devlet eliyle yapılabileceği; ve bazı taşkömürü, linyit ve demir  sahalarının devletçe işletilmesine ilişkin ayrı kanunlar bulunduğu, dolayısıyla da bu sahalara ait ruhsatların devredilemeyeceği; bu tür uygulamanın pek çok ülkede görülebildiği de belirtilmelidir.

7) Mineral kaynakların devlete ait olduğunu kabul eden hiçbir ülkede, mineral yatağı mülkiyetinin devrine dayanan bir özelleştirme mümkün olamaz. Ama, maden işleticisi çıkardığı madene sahip olur ve kendisini bağlayan herhangi bir şey yoksa bu madende istediği tasarrufta bulunabilir. Mesele, ithal ve yerli kömür yakan santrallerin yatırımcıları arasındaki durumu eşitlemek ise, şu önerilebilir: Kömürü, örneğin TKİ çıkarıp santral sahibine satsın. Böylece iki kesim de başkasından satın aldığı kömürü yakmış olur.

8) Maden Kanunu’na göre, kum ve çakıl dışındaki madenlerin işletme ruhsat süreleri projelerine göre belirleniyor ve bu süre daha sonra uzatılabiliyor. Dolayısıyla başta belirlenmiş bir süre sonunda yatırımcı ceketini alarak santralı ve sahayı terk etmek zorunda değildir. Ama, mineral kaynaklar tükenen varlıklar olduğundan, her maden işletmesinin, yatağın rezervi ile yıllık üretim miktarına bağımlı olan bir ömrü vardır. Bir kömür yatağına dayalı bir santral kapasitesinin belirlenmesinde, kömür yatağının rezervi mutlaka dikkate alınır. Rezerv tükendiğinde de, yatırımcı “ceketini alarak santralı ve sahayı terk etmek zorundadır.” Buna karşılık, ithal kömür yakan santralın sahibi kömür bulmaya ve kâr etmeye devam ettiği sürece santralını işletebilir.

9) GŞ’nin, anılan madde değişmedikçe, kömürünün yatırım için daha kıymetli olacağını belirttiği G. Afrika Cumhuriyeti’nde madencilik mevzuatı nasıl? G. Afrika’da yakın geçmişe kadar, bir arazinin tapusuna sahip olan, o arazideki mineral kaynaklara da sahip olabiliyordu. Ancak bu ülkede de artık mineral kaynaklar devlete aittir. 2002 yılında kabul edilen ilgili yasası (Mineral and Petroleum Resources Development Act) pek çok açıdan örnek alınabilecek bir yasadır. Yasada kaynakların korunması, verimli işletilmesi ve işletilmesinde toplum yararının gözetilmesine ilişkin bizde olmayan pek çok hüküm var. Keşke bizim Maden Kanunumuzda da o yasadakine benzer hükümler olsa. Örneğin mineral ve petrol kaynaklarının bütün G. Afrika halkına miras ve Devletin bütün G. Afrikalıların yararı için onların koruyucusu olduğu belirtilen anılan yasanın amaçları arasında şu ifadeler de yer almaktadır: Devletin uluslararası alanda tanınan, ülkedeki bütün mineral ve petrol kaynaklarının egemenlik hakkını kullanmayı yürürlüğe koymak; Ülkede ekonomik gelişme ile mineral ve petrol kaynaklarının işletilmesini desteklemek; istihdamı arttırmak ve bütün G. Afrikalıların sosyal ve ekonomik refahlarını iyileştirmek; işletme hakkını elinde bulunduranların, faaliyette bulundukları yöredeki sosyo-ekonomik kalkınmaya katkıda bulunmalarını sağlamak.

10) GŞ’nin asıl muradı linyitler ile diğer mineral kaynaklardan daha etkin biçimde yararlanılması ise, bunda kesinlikle haklıdır. Madencilik ile öyle ya da böyle ilgilenmiş olanlar, sektörün sorunlarının çok olduğunu bilir. Mevzuattan kurumların işleyişine, siyasi iradenin zaaflarından mevzuatın uygulanmasına, yatırımcının profilinden teknik elemanların niteliğine, eğitimden mühendislik mesleğinin icra biçimine değin pek çok sorunu var sektörün. Linyitlerimizden yeterince yararlanılamamasının da pek çok özel nedeni vardır elbette. O nedenler ayrıca ele alınabilir. Ancak, yerli linyit potansiyelimizden yeterince yararlanılamamasının asıl sorumlusu olarak Anayasa’daki bu maddenin gösterilmesi kabul edilemez. Üretimi ve ihracatı sürekli artan, örneğin mermer gibi madenler Anayasa’nın başka maddelerine mi tabi? Fakat bu demek değildir ki, Anayasa’nın anılan maddesi mükemmeldir, dokunulmasın. Madde elbette daha iyi hale getirilebilir ve getirilmelidir de. Yeni Anayasa hazırlanacaksa, çeşitli vesilelerle dile getirildiği gibi, topluma ait olan mineral kaynakların korunması, bunlarda gelecek kuşakların da hakkı olduğu, bu kaynakların verimli işletilmesi ve işletilmesinde toplum yararının da gözetilmesine ilişkin hükümler mutlaka yer almalıdır.

•••

Parlamentoda temsil edilen siyasi partiler uzlaşarak çağdaş, demokratik ve özgürlükçü bir anayasa hazırlayabilecekler mi? Her gün yeniden gerilen siyasi ortam ve kırmızı çizgi ilanları dikkate alındığında, mümkün görünmüyor. Ne olur? 12 Eylül Anayasası bir süre daha yürürlükte mi kalır, yoksa, çoğunluğa sahip parti, düstur edindiği tüccar siyasetiyle, Meclisteki oylamada en azından referanduma götürmeye yetecek çoğunluğu bir biçimde sağlayıp kendi anayasasını mı kabul ettirir? Zaman gösterecek.

---------

Bu yazı, 01.06.2012 tarihinde enerjienergy.com adlı web sitesinde yayımlanmaya başlamıştır.

0302001