(Bu yazı, ODTÜ Mezunları Derneği yayın organı olan, ODTÜ'lüler Bülteni'nin, Nisan 2016 tarihli 256'ncı sayısında yayımlanmıştır.)

 

Türkiye yaklaşık 25 yıldır Artvin Cerattepe’de madencilik yapılmasın/yapılsın geriliminde enerji ve kaynak tüketiyor. Ne dosya tümüyle kapanıyor, ne de madenciliğe başlanıyor. Bu yazının yazıldığı günlerde, Başbakan’ın talimatı ile hukuki süreç sonuçlanıncaya kadar madencilik faaliyetleri durdurulmuştu.

Cerattepe Mevkii’ndeki altın, gümüş, bakır ve çinko madenlerini işletme macerası, 1988 yılında, sahanın ruhsatını bir Kanadalı maden şirketinin alması ile başlar. Şirket, açık ocak altın madenciliğini hedefler. Aynı dönemde Bergama’da “siyanürlü altın”a karşı yükselen etkili protestoların da katkısı ile Artvinliler direnir. Şirket ruhsatı, başka bir Kanadalı şirkete devreder. Devrettiği şirket, bakır madenciliğini hedefler. Artvinliler ona da direnir. İdare Mahkemesi’nin ÇED olumlu kararı olmaksızın işletme izni ve işletme ruhsatı düzenlenemeyeceği yönündeki kararı ile birinci perde 2009 yılında kapanır.

İkinci perde, Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nün, aralarında Cerattepe’nin de bulunduğu 1343 sahayı ihale ile aramalara yeniden açmasıyla 2011 yılında başlar. Cerattepe ihalesini kazanan yerli şirket, ikinci en yüksek teklifi veren şirket ile rödovans anlaşması yapar. Yani kiracı şirket sahayı işletecek, ruhsat sahibi şirkete imtiyaz payı ödeyecek. Birinci perdedeki olaylar nerede ise aynı biçimde tekrarlanır. Farkı, Kanadalı şirketlerin rolünü yerli bir şirketin üstlenmesi… Altın/açık ocak... Protestolar… Yargı süreçleri… İptal... Bakır/yeraltı/teleferik... Halen, bakır cevherinin yeraltı işletme yöntemi ile çıkarılmasını (Altın içeren oluşumlar yeraltında mı bırakılacak?) ve şirketin Murgul’daki flotasyon tesisine naklini öngören ÇED Olumlu Kararına ilişkin yargı süreci devam etmektedir.

Peki, süreç daha iyi yönetilip herkesin rıza gösterebileceği bir sonuca daha kısa zamanda ulaşılması mümkün olamaz mıydı? Elbette olabilirdi.

Madencilik, mineralin oluştuğu yerde yapılması gereken, önemli pozitif ve negatif dışsallıkları olan, geçici bir faaliyettir. Proje ömrü süresince ödünç aldığı alanı, rezerv tükendikten sonra, en azından önceki değerine getirerek, sahiplerine iadesini de kapsar.

İdeal olanı, ekonomik değer taşıyan tüm mineral kaynak potansiyelinin, sürdürülebilir madencilik ilkeleri gözetilerek en kısa zamanda harekete geçirilmesi; toplumun refah düzeyinin artırılmasına mümkün olduğunca çok katkıda bulunulmasının sağlanmasıdır. Bir madencilik projesinin uygulanmasının ön koşulları da, proje ömrü ve sonrasındaki makul bir süreyi kapsayan dönemde, ulusal ve yerel topluma çevresel, sosyal ve kültürel maliyetlerinin katlanılabilir düzeyde olması ve her hâlükârda ekonomik ve sosyal faydasının maliyetinden fazla olması ve yerel toplumun rızasının alınması olmalıdır. Bu süreci yönetmenin, projenin fayda ve maliyetlerini kıyaslayabilmenin araçları da vardır: ÇED, ekonomik ve sosyal analizler, maden kapatma ve araziyi doğaya yeniden kazandırma planları… Bu türden nitelikli araçlara dayanmayan kararlar/söylemler, bir değer ifade etmemelidir.

Ancak Türkiye’deki koşullar, geçmişten bugüne, idealin çok uzağında olagelmiştir. İnsanların birbirlerine, kamu idarelerine ve yargıya güvenmemesi için pek çok neden vardır. Madenciliğimizde kötü örnek sayısı, iyi örnek sayısından çok çok fazladır. İlgili mevzuatta, ekonomik/sosyal analiz yer almaz. ÇED ve arazileri doğaya yeniden kazandırma planları “mış” gibi yapılır.

Bilimsel bilgiye geçmişte de bugün de itibar edilmediğinden, yerel toplumun kararını sağlıklı oluşturabilme olasılığı da düşüktür. Örneğin, Bergama’daki altın madenciliği ile ilgili olarak hemen her meslekten pek çok kişinin, hadlerini de aşarak, desteksiz biçimde görüşler serdettiği 1997 yılında, ODTÜ Maden Mühendisliği Bölümü’nün öğretim üyeleri (dokuz profesör, üç doçent), bilim insanı sorumluluğunu yerine getirerek, “…Bu tür altın yataklarından altın üretimi için kullanılan tek yöntem siyanür liçidir… Siyanür (…) gerekli önlemler alındığında insan sağlığına ve çevreye zarar verme[z]… Altın madenciliğinde siyanür, yüz yılı aşkın bir süredir kullanılmaktadır. Bu süre içinde siyanür yüzünden hayatını kaybeden tek bir insan olmadığı değişik kaynaklarda doğrulanmaktadır…” (http://www.maden.org.tr/resimler/ekler/c431fd7ec4437de_ek.pdf) gibi görüşlerin yer aldığı bir bildiri yayımladığında, etkili bir ulusal gazetenin etkili bir köşe yazarı köşesinde hocalarımızı-arkadaşlarımızı, bu bildiriyi para karşılığı yayımlamakla itham edebilmişti.

Bu durumda, Cerattepe’de madencilik macerasının son perdesi için gönül rahatlığı ile savunulacak seçenek şunlardan hangisi olmalıdır: (i) Hukuk ne derse o olsun, (ii) Artvinliler ne istiyorsa o olsun, (iii) Bu kadar ilk yatırım yapılmışken altın da çıkarılsın, (iv) İdeal koşullar sağlanıncaya kadar, tüm Türkiye’de madencilik yasaklansın, (v) Hiçbiri.

0310723