[Bu yazı, Ankara'daki Mersinlilerin kurduğu, Mersin Kültür ve Yardımlaşma Derneği'nin yayın organı olan Sarıyayla'nın 11. sayısında (Haziran 1999) yayımlanmıştır.]

Mehmet KAYADELEN

Birçok açıdan belleklerde yer edecek olan 18 Nisan seçimlerinin belki de en önemli özelliği, seçim öncesinde kararsız seçmen oranının yüksek oluşu. Birbirinden şatafatlı kampanyalara karşın, seçmenler, seçimlere hiç bu denli kayıtsız olmamıştı. Bu kayıtsızlığın temel nedeni, parlamentoda temsil edilen partilerin güven yitirmesi, seçimlerle ülkede birşeylerin değişmeyeceğine inanılması olsa gerek. Oysa, bireylerin, kendilerini doğrudan ilgilendiren yönetimlere katılması, onları izlemesi ve denetlemesi bir yurttaşlık hakkı olduğu kadar, bir yurttaşlık görevidir de. Ve bu görev, yalnızca seçim dönemlerinde yerine getirilecek bir görev olmayıp, sürekliliği olan bir görevdir. Bu anlamda, Mersinliler Derneği Yönetim Kurulu ve Dergi Yayın Kurulu, 18 Nisan seçimlerinin hemen sonrasında Sarıyayla’da Mersin’in sorunlarını büyüteç altına almakla, hem Mersinlilerin bu görevlerini yerine getirebilmelerine, hem de yeni seçilen yönetimlerin programlarını oluşturabilmelerine katkıda bulunmaktadır.

Milletvekili ve yerel yönetimler genel seçimleri öncesinde kaleme alınan bu yazıda önce, Mersin’in bugünkü olumsuzlukları ve bu olumsuzluklara neden olan süreç ana hatlarıyla anımsatılmakta; daha sonra da, “Nasıl bir Mersin?” sorusuna, uluslararası platformda geçerli referanslar esas alınarak yanıt aranmakta ve Mersinlilerin bu konuda yapması gerekenlere ilişkin kimi öneriler sunulmaktadır. Gözlem ve değerlendirmelerin, 30 yılı aşkın süredir Ankara’da yaşayan ancak Mersin’den kopmayan bir Mersinliye ait olduğu; dolayısıyla, sorunları birebir yaşayanların, Mersin’e içerden bakanların ve uzmanların daha kapsamlı, daha içerikli değerlendirme ve önerilerinin olacağı unutulmamalıdır.

Yazı, ilk bakışta, yalnızca Mersin’i konu ediniyor görünse de, yazıda vurgulanmaya çalışılan “kentli hakları” ve bunun kullanılabilmesine yönelik öneriler, Mersin için olduğu kadar bütün yerleşim birimleri için de geçerlidir. Bu nedenle, yazının, tüm İçelli hemşehrilerimizin de ilgisini çekeceği umulmaktadır.

Bu yazı; İçellilerin geçmişleri ile hesaplaşmalarına, İçel’deki yerleşim birimlerinin sorunlarının çözümüne ve buralarda yerel demokrasinin gelişmesine bir nebze de olsa katkıda bulunabilirse, amacına ulaşmış sayılacaktır.

Mersin’de Son Kırk Yılın Yanlışları Doğrularından Fazla

Mersin, doğrularla yanlışların, güzelliklerle çirkinliklerin yan yana, iç içe olduğu bir kent. Ne var ki, doğruların ve güzelliklerin büyük çoğunluğu doğanın cömertliğine ya da 1950 öncesi yılların yönetimlerine ait iken; yanlışlıkların ve çirkinliklerin çoğu da 1960 sonrası yönetimlere ait. Ve de ne yazık ki, Mersin’in yanlışları doğrularından çok fazla. Örneğin, bugün kentte, vali Tevfik Sırrı Gür’ün yokluk dönemlerinde (1940’lı yıllarda) kişisel çabasıyla kazandırdığı Halkevi, stadyum, lise, Atatürk ve İnönü heykelleri gibi eserlerin dışında yerel ya da merkezi yönetimlerin yaptırdığı nitelikli kaç yapı, ya da anıt var?

İşte Mersin’in eski hali ile kıyaslandığında göze hemen çarpan kimi yanlışlıkları:

- Mersin sağlıksız biçimde büyürken kabuk da değiştiriyor. Bu değişim, belleklerdeki kente ait birçok karakteristik izi siliyor; günü geçmişten koparıyor. Örneğin; “çarşı”da adeta nefes borusu işlevi gören Gümrük Meydanı, Azakhan (Azakzadeler Hanı), cezaevi, yazlık ve kışlık sinemalar (Güneş, Kamer, Atlas, Lale, Kervan, Eser), Aile Çay Bahçesi, plaj, Namık Kemal ve Cumhuriyet ilkokulları; Mersinli Ahmet’in, duvarları, güreşlerini ölümsüzleştiren fotoğraflarıyla süslü ve bir galeriyi andıran ünlü Olimpiyat Kıraathanesi ile Atatürk, Uray ve Hastane Caddelerindeki birçok yapı artık yok. Bunların yerini alan yapıların soğuk duvarları bana bir başka kentte olduğum izlenimini veriyor. Kent merkezindeki, bir zamanların asil yapılarının virane görüntüleri ile, kenti kuşatan çirkin –ve sanırım birçoğu da kaçak- yapıların görüntüleri ise gerçekten yürekler acısı.

- Mersin’in imar uygulamalarındaki ilkesizliği ve yanlışlığı fark edebilmek için uzman olmaya gerek yok. Arsa üretmenin hiç sorun olmadığı kentte, yapıların yüksek ve birbirine bitişik, yolların ise dar ve düzensiz olmasının nedeni ne olabilir? Kentte, hava akımlarının engellenmesinden, altyapı yetersizliğine, trafik tıkanıklığından gürültü ve çevre kirliliğine değin bir çok olumsuzluğa neden olan bu uygulamalar Mersinlilerin tüm yakınmalarına karşın yıllardır süregelmektedir. Eminim ki, kıyı şeridindeki birbirine bitişik yüksek yapılara izin verenlerin kulakları özellikle yaz aylarında çokça çınlıyordur.

- Atatürk’e atfedilen, “Bastonumu diksem yeşerecek.” sözünü hak eden iklim ve toprak özelliğine karşın Mersin, bugün yeşil alan yoksulu denebilecek bir kent. İmar planlarındaki yeşil alanlar 40 yıldır yağmalandığından, bugün kentte yeşil alan olarak yalnızca; denizin doldurulmasıyla kazanılan sahil bandı, tren istasyonu yakınındaki koruluk, Yumuktepe ve Mezarlık gibi koruma altındaki alanlar kalabilmiştir. Kent, yeşil alan yoksulu olduğu kadar; çocuk parkı, spor ve rekreasyon alanı, çay bahçesi, eğlence yeri, semt pazarı, plaj, otopark gibi yaşam kalitesinin göstergesi sayılabilecek ortak kullanım alanları açısından da yoksul.

- Atatürk Parkı, Mersin’in toplumsal ve kültürel yaşamını hayli zenginleştirebilecek ve renklendirebilecek bir potansiyele sahipken; daha çok evsizlerin ve işsizlerin mekanı görünümüne bürünmüş. Hiç bir yapılaşmaya izin verilmemesi gereken parkta, Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü binası yapılmış. Bunun mantığını anlamak zor olmasa gerek; ancak, bu uygulama ile parkın amaç dışı kullanımı için bir kapı açılmış olduğu da unutulmamalıdır. Umarım, bu kapı, bir daha açılmamak üzere en kısa zamanda kapanır. Parkın ana kapısının hemen girişinde oluşturulan ve park içinde bir keşmekeşe neden olan otopark da, kentsel rant yağması uğruna imar planlarını değiştirmenin bir başka trajik sonucu olmalı. Kent mafyası, şimdi de gözünü, kıyı bandına dikmiş görünüyor. Kısa zamanda önlem alınmazsa, kıyı bandındaki yeşil alanlar hepten elden çıkacağa benziyor.

- Trafiğin yoğunluğu, kaldırımlara park eden araçlar, dükkanlardan dışarı taşan mallar, işportacılar ve seyyar satıcılar nedeniyle kent içi ulaşım, hem yayalar hem de araçlar için adeta cehennem azabı.

- Mersin deyince eskiden önce “sıcak” gelirdi akla; şimdilerde ise önce “gürültü” geliyor. Eksoz susturucuları çıkarılmış motorsiklet ve diğer motorlu taşıt araçları ile, korna çalma özgürlüğü (!) ile, bangır bangır bir müzik (!) arasında 10 saniyede bir “aygaz” diye inleyerek aynı sokaktan günde 5 kez geçen kamyonları ile, bet sesli müezzinlerin görgüsüzce bağırtılan ezanları ile Mersin, özellikle pencerelerin günün her saatinde açık tutulduğu yaz aylarında dayanılmaz bir kent oluyor.

- Bir üniversite kenti olmasına karşın, kentte gençlerin boş zamanlarını değerlendirebilecekleri mekanlar bulunmadığından, gençler, sabah akşam Atatürk Caddesininin yaya bölgesi yapılan bölümünde, geçişi engelleme pahasına, vakit öldürüyor. Gençler açısından da, kentliler açısından da, esnaf açısından da kabul edilemeyecek bu duruma, kent yöneticilerinin duyarsız kalmalarını anlayabilmek mümkün değil.

- Mersin’deki kültürel yapı da hayli değişmiş. Kırdan yoğun göç alan tüm kentlerde olduğu gibi, kırsal kesim kültürü Mersin’e ağırlığını iyice koymuş. Bu kültür, sokaklarda, parkta, alışveriş merkezlerinde, eğlence yerlerinde, okullarda, kentiçi ulaşımda, kamu kuruluşlarında, kısacası her alanda kendini gösteriyor. Sürekli Mersin’de yaşayanlar ne düşünür bilinmez ama, kurban bayramları, her halde, bu kültürün kentliyi en çok taciz ettiği günlerdir. Eskiden de Mersin’de kurban bayramlarında kurban kesilirdi, ama, şimdilerdeki gibi bayram süresince sokaklarda kurumuş kan, kurban atıkları ve bunlardan kaynaklanan koku olmazdı. Bu nedenle, kurban bayramlarında Mersin’de olmak haz vermiyor artık.

- Mersin bir sahil kenti olmasına karşın, yakınlarında halkın denize girebileceği bir tek plaj yok.

Kısacası Mersin 40 yıl öncesine göre çok farklı bir kimliğe bürünmüş, kişiliğini yitirmiş. Görgüsüzlük, ilkesizlik, karmaşa ve kalitesizlik; imar uygulamalarından, yapıların mimarisine; kent içi ulaşımdan, toplumsal yaşama değin her alanda egemen olmuş.

Suçlu: Kentsel Rantın Dayanılmaz Cazibesi!

Ne oldu da o, şarkılara konu olan şirin, temiz, mevsimine göre portakal çiçeği ya da hanımeli kokan, kent içinde ve çevresinde yeşilin hakim olduğu “inci gibi bir çiçek Mersin” bu hale geldi? Bu soruyu yanıtlayabilmek için, Mersin’in gelişme sürecini ve bu süreçteki temel etmenleri anımsamak gerekir. Ondokuzuncu yüzyıl ortalarında kendi halinde bir köy olan Mersin’i, 130-140 yıl içinde bir metropole dönüştüren temel etmenler kentin coğrafi konumu, iklimi ve zaman içinde önem kazanan ulaşım olanaklarıdır. Mersin’in gelişme sürecinde kırılma noktası sayılabilecek kimi tarihler ve bu kırılmalara neden olan etmenler şöyle özetlenebilir:

- 1886 yılında tamamlanan Adana-Mersin demiryolu, Mersin’in gelişmesini ateşleyen ilk kıvılcım olarak kabul edilebilir. Çukurova’da üretimi başlatılan pamuğun, demiryolu ile Mersin’e taşınıp buradan açıkta bekletilen şileplerle gelişmiş ülkelere sevki, Mersin’i bir cazibe merkezi yapmaya başlar.

- 1913 yılında, demiryolunun İç Anadolu ile bağlantısının kurulması, Mersin’in gelişmesine ivme kazandırır.

- 1950’lerde gerçekleştirilen tarımdaki mekanizasyon ve modernizasyon hamlesi sonucu, Çukurova’da tarımsal üretimin artması ve tarıma dayalı sanayiin gelişmeye başlamasıyla bir zorunluluk haline gelen bugünkü modern limanın inşası, Mersin’in metropolleşme sürecindeki en önemli etmendir. 1960’lı yıllarla birlikte Mersin artık, Türkiye’nin önemli bir liman kentidir.

- 1980’lerden itibaren Türkiye’nin dışa açık büyüme tercihi sonucu limanın öneminin artması ve Serbest Bölgenin kurulması, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan kaçış, uluslararası taşımacılığın gelişmesi ve denizevi modasının yaygınlaşması, Mersin’in nüfus artış hızını yüksek tutan etmenlerdir. Bu yıllarda, Ortadoğu ülkelerinin kendi aralarındaki çatışmaları, Mersin limanını uluslararası taşımacılıkta bir istasyon haline getiren dışsal bir etmen olarak kabul edilebilir.

Kent nüfusu da bu gelişmelere koşut bir seyir izlemiştir. 19’uncu yüzyılın sonlarında 9 bin dolayında, 20’nci yüzyıl başlarında 20 bin dolayında ve 1950 yılında 36 bin olan kent nüfusu; 1965, 1980 ve 1997 yıllarında sırasıyla 86 bin, 216 bin ve 501 bin olmuştur. Görüldüğü gibi, 1950’lere değin dengeli bir büyüme eğilimindeki Mersin’in nüfusu, bu yıldan itibaren her onbeş yılda yüzde yüzden fazla artarak 47 yılda 14 katına ulaştı.

Mersin nüfusunun bu denli hızlı artışı, kaçınılmaz olarak, kentsel alanların değerini yükseltmiş; imar uygulamaları, kentsel rantların yaratılmasında ve yönlendirilmesinde önemli bir araç olmuştur. Bu durumdaki bir kentin sağlıklı gelişebilmesi için;

a) Bu rantların cazibesine kapılmadan, kente ilişkin kararları toplum/kent yararına alabilecek dürüst, bilgili ve becerikli belediye yönetimleri;

b) Belediye yönetimlerinin alacağı kararları yaşama geçirmeye yetebilecek finansman;

c) Belediyenin aldığı kararların uygulanmasını sağlayacak/kolaylaştıracak kurum ve kurallar;

d) Halkın, karar süreçlerine katılmasını ve yönetimleri denetlemesini sağlayabilecek mekanizmalar

gibi bir takım koşulların biraraya gelmesi gerekirdi.

Oysa, bu dönemde tam tersi koşullar hüküm sürdü. Ülkede; eğitim bilinçli olarak ihmal edilmiş, toplumun en eğitimli kesimlerine siyaset yasaklanmış, halkın örgütlenmesine ve karar süreçlerine katılımına izin verilmeyerek yerel ve ulusal siyaset sınırlı bir kesimin tekeline bırakılmış; üstlendikleri teknik-politik sorumluluk düzeyinin gerektirdiği asgari formasyona bile sahip olamayan insanlar yaşamsal kararlarda etkili olabilmiş; özellikle 1980’li yıllarla birlikte toplumdaki ahlaki yozlaşma ve çürüme hızlanmış, ‘ne pahasına olursa olsun köşe dönme’ hırsı insanların gözünü bürümüş; yerel ve merkezi yönetimleri kuşatan  mafyalar, çalışmayan yargı ve güven yitiren kolluk kuvvetleri, toplumdaki hak ve adalet duygularını erozyona uğratmış; zenginden vergi yerine yüksek faizli borç alınarak Genel Bütçe çökertilmiş ve buna koşut olarak da yerel yönetimler mali açıdan güçsüzleştirilmiş; kentlerin artan gereksinmelerine ve devletin hantallaşan yapısına karşın yerel yönetimlere yetki verilmeyerek, sistemin tıkanmasına neden olunmuştur.

Ülke genelindeki bu olumsuzluklara; 1950’li yıllardan itibaren Mersin’de belediye başkanlığı yapan Zeki Ayan, Yüzbaşı Muhittin (Uyar), Kaya Mutlu, Okan Merzeci ve kısa görev süresine karşın –yaptığı köprülü kavşak ile- Mersin’deki olumsuzlukların üstüne tüy dikme becerisini (!) gösteren Halil Kuriş’te simgeleşen belediye yönetimlerinin günahları ve beceriksizlikleri de eklenince, Mersin’in sağlıklı gelişme şansı kalmamış oldu.

Bana öyle geliyor ki, Mersin, son kırk yılda yerel yöneticiler açısından şanslı olabilseydi, yukarıda sayılan olumsuzluklara karşın bugün imrenilecek bir kent olabilirdi.

Mersin’de de Gelecek Geçmişten Farklı Olmalı!

Gelecekte bir çok şey gibi, kentler de bugünkülere göre hayli farklı olacak. Kentleri değişime zorlayan dinamiklerin başında, son yıllarda hızlanan küreselleşme ve bununla eşzamanlı gelişen yerelleşme eğilimleri gelmektedir. Bu eğilimler, ulusal sınırları anlamsızlaştırıp ulus-devletlerin rolünü azaltırken, kentleri ve yerel yönetimlerin rolünü öne çıkarmaktadır. Gelişmiş ülkelerde bile halen süregelen kentleşme; bugünkü kentleri ortaya çıkaran sanayi ve ticaretin yapısındaki değişimin “kent” olgusuna yansıması; toplumların eğitim, demokrasi kültürü ve insan haklarına saygı düzeylerinin yükselmesi, kentlerin önemini artıran, kentlerdeki değişimi zorlayan diğer dinamiklerdir. Bütün bunlardan hareketle, gelecekte, ülkeler arası ilişkilerin yerini, kentler arası ilişkilerin alacağı, hatta, tarihin bir döneminde var olan kent devletlerinin yeniden tarih sahnesine çıkacağı; her geçen gün yaygınlaşan ve toplumsal yaşama ağırlığını koymaya başlayan sivil toplum örgütlenmelerinin gelecekte, üçüncü sektör adıyla özel ve kamu sektörüne seçenek olabilecek boyutlara kadar vardırılacağı öne sürülebilmektedir.

Bu gelişmelerin uluslararası planda hukuksal zemini de şimdiden oluşturulmaya başlanmıştır. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, Avrupa Kentsel Şartı, Paris Şartı, Yerel Gündem 21’lerin Teşviki ve Geliştirilmesi Anlaşması, Habitat II Kararları bu gelişmelerin hukuksal zeminleridir. İnsan haklarının yeni bir boyutu anlamına gelebilecek “kentli hakları”nı savunan bu hukuksal düzenlemelerin sayılarının giderek artacağı, içeriklerinin, kent ve kentli lehine geliştirileceği düşünülmelidir.

Türkiye’nin şimdilerde görmezden geldiği bu gelişmelerin dışında daha fazla kalabilmesi mümkün değildir. Türkiye’deki tüm kentler gibi, Mersin de önünde sonunda bu gelişmelerin etkisi altına girecek ve değişime zorlanacaktır. O nedenle, Mersin’in bu değişime ayak uydurabilmesi için, Mersin’de de geleceğin geçmişten farklı olabilmesi için, Mersin’in, insanlığın gelişme sürecinde adeta bir dönemeç kabul edilen 21’nci yüzyılın çağdaş kentleri arasında yerini alabilmesi için, 21’nci yüzyıl insanının gereksinmelerini karşılayabilmesi için, hiç zaman yitirmeden yanlışlıklardan arınması, sağlıklı gelişme sürecine girmesi gerekir. Geçmişteki yanlışlıkların sürdürüleceği her yıl, Mersin’i rehabilite etme maliyetini katlanarak artıracaktır.

Mersin’de gelecek, geçmişten hangi anlamda farklı olmalı? Ve gelecek, geçmişten nasıl farklı kılınabilir. Bir başka ifade ile, geleceğin Mersin’i nasıl olmalı ve bunun için kimler neler yapmalı? Bu soruların yanıtlarını çağdaş kente ve kent yaşamına ilişkin norm, standart ve ilkeleri esas alan ve bir kısmını Türkiye’nin de onaylayarak iç hukukuna yansıttığı yukarıda adı geçen anlaşma ve şartlar ile Habitat II’de Türkiye’nin taahhütü olan Ulusal Eylem Planı gibi belgelerde bulmak mümkündür. Bu belgeler özet olarak aşağıdakileri kentlerde yaşayanların hakkı olarak kabul etmekte ve bu hakların, yaş, cinsiyet, ırk, inanç, milliyet, sosyo-ekonomik ve politik statü, ruhsal ve bedensel özür gözetmeksizin tüm insanlara eşit koşullarda uygulanmasını savunmaktadır:

- Güvenli, temiz ve sağlıklı bir çevre, konut, çalışma, dolaşım, sağlık, spor, boş zamanlarını değerlendirebilme olanakları, kültürel etkinliklere ulaşım ve katılım, nitelikli bir mimari ve fiziksel çevrede yaşama;

- Özerk ve demokratik bir yönetim;

- Yaşadığı kent çevresini demokratik koşullarda kontrol edebilme ve karar süreçlerine katılma;

- Şiddetten, her türlü kirlilikten, bozuk ve çarpık kent çevresinden arınma.

Söz konusu belgeler, bu hakların kullanılabilmesi için, yerel gönüllü kuruluşların varlığının tanınmasını, yerel politik yaşamda halk katılımının sağlanmasını ve bunun için gerekli mekanizmaların kurumlaştırılmasını da bir zorunluluk olarak kabul etmektedir.

Buradan hareketle, Mersin’de şunların yapılması gerektiği söylenebilir.

- Mersin’in Nazım Planı, 21’nci yüzyılın gereksinmeleri dikkate alınarak, halk katılımı ile, yenilenmeli.

- Mersin, eski tahrip edilmeden, tarihi miras korunarak gelişmeli ve yenilenmeli; (Örneğin, kent merkezindeki harap olmuş ve bir kısmı terkedilmiş eski yapılar, gerekirse belediyelerin finansman ve/veya proje desteği ile yenilenmeli; Kasaplar Çarşısı, hak sahiplerinin onaylarını da alarak, İstanbul’daki Çiçek Pasajına benzer bir işlev kazandırılmak üzere, üstü kapatılarak restore edilmeli);

- Kaçak yapılaşmalar kontrol altına alınmalı; bu amaçla kente göçü özendirmeyecek ve belki de caydıracak politikalar geliştirilmeli; Belediye arsa ve mümkünse kiralık konut üretmeli;

- Kent; çevre, gürültü ve görüntü kirliliğinden arındırılmalı;

- Kent merkezi yaya öncelikli düzenlenmeli, yaya bölgeleri genişletilmeli;

- Yapılacak bir ulaşım ana planı ile kentin her noktasına kolay ve hızlı biçimde ulaşımı sağlayacak bir toplu taşım sistemi uygulanmalı (Neden bir raylı sistem olmasın?); bu plana uygun olarak, araç ve yaya trafiğini rahatlatacak yol, kaldırım, bisiklet yolu ve oto parklar yapılmalı;

- Konutlar bahçeli ve mimari projeleri nitelikli olmalı; bahçelerin bakımlı olması, balkonların ve terasların çiçeklendirilmesi özendirilmeli; kavşaklar ve orta kaldırımlar çiçeklerle süslenmeli;

- Atatürk Parkı ve sahil bandı yeniden düzenlenip çevre, gürültü ve görüntü kirliliğinden arındırılarak; halkın her kesimine hitap edebilecek çay bahçeleri, çocuk parkları, yürüyüş parkuru, spor alanları, denizden yararlanma (kayık gezintisi, su bisikleti vb gibi) ve gençliğe boş zamanlarını değerlendirme olanakları sağlanmalı; bu tesislerin asıl amacı, belediyeye rant sağlamak değil halkın yararlanması olmalı;

- Her yaştan ve her kesimden insanların rahatlıkla erişebileceği; çocuk parkları, yeşil alanlar, yürüyüş parkurları, spor alanları, kültürel etkinlik ve eğlence mekanları, beceri atölyeleri, okuma salonları, internet kafeleri, semt halleri yapılmalı;

- Hava kirliliğini önleyen ve kullanımda kolaylık sağlayan doğal gazdan Mersinliler bir an önce yararlandırılmalı;

- Mersin’e yeni yeni edebiyat, kültür ve sanat insanları kazandırabilecek, eskinin Akkahve ortamı (ya da benzerleri) yeniden canlandırılmalı,

- Halkın her kesimine hitap edebilecek ve kolaylıkla ulaşılabilecek plajlar ve piknik alanları yapılmalı;

- Mersin’in tarihsel gelişimini yansıtacak resim, fotoğraf vb’nin sergilendiği Kent Müzesi oluşturulmalı;

- Tüm kamusal hizmetlerde bedensel özürlülerin gereksinmeleri dikkate alınmalı;

- Toplumsal dayanışmanın bir gereği olarak, kadın sığınma evleri, kreşler, huzur evleri, yaşlılar kulubü, güçsüzler yurdu açılmalı;

- Bütün bu fiziksel çevrenin ve politikaların planlanmasında, programlanmasında, projelendirilmesinde ve işletilmesinde, halkın temsilcilerinin ve projelerden doğrudan etkileneceklerin karar süreçlerine katılması sağlanmalı;

- Gelişen teknolojinin kullanımında yerel yönetimler kentliye öncülük etmeli; kente ilişkin bilgiler kentlinin kullanımına sunulmalı, bu amaçla, yerel yönetim birimleri gerekirse yeniden yapılanmalı ve kendilerini sürekli yenilemeli; Büyükşehir Belediyesi “Mersin Bilgi Sistemi” kurmalı ve buna erişimi kolaylaştırmalı;

- Mersin’i 21’nci yüzyılın tehditlerinden korumak üzere, Yerel Gündem 21 uygulaması başlatılmalı;

- Mersin’in bir üniversite kenti olma avantajından yararlanması sağlanmalı; bu amaçla üniversite ile kişisel ve/veya kurumsal düzeyde ilişkiler kurulmalı.

- Kentin kültürel ve etnik dokusu korunarak, toplumda kentlilik/Mersinlilik bilincinin yerleşmesi/pekişmesi için çaba harcanmalı.

Uygar İnsan, Örgütlü İnsandır

Bu önerileri gerçekleştirme, Mersin’i 21’nci yüzyıla zamanında hazırlama şansı var mıdır? Kabul etmek gerekir ki, ülkeyi bu hale getiren politikalar değiştirilmeden, kurumlarda, kurallarda ve ahlaki değerlerde iyileştirme sağlanmadan ve finansman olanakları geliştirilmeden, yapılabilecekler sınırlı. Poilitikayı para kazanmak için yapmayı düşünmeyen, dürüst ve nitelikli yöneticilerin seçimlerde rastlantı sonucu seçilmeleri ve yerel yönetimleri yetki ve mali açıdan güçlendirecek yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesi, belki bu yolda mevzi ve geçici iyileştirme sağlayabilir. Ancak, tüm sorunların kalıcı çözümünün biricik yolu, Mersinlilerin uluslararası anlaşma ve şartlarla da güvence altına alınan, karar süreçlerine katılma haklarını kullanmalarından, Mersin’de yerel demokrasinin işletilmesinden geçmektedir. Mersin’de yerel demokrasinin işleyebilmesinin ilk koşulu da, Mersinlilerin bu iradeye sahip olmasıdır. 18 Nisan seçimleri sonrasındaki ilk günler, bu iradenin tesisi için uygun bir dönem olabilir.

Mersin’de yerel demokrasinin tesisi ve işletilmesine yönelik olarak kimler neler yapabilir? Aşağıdakiler bu sorunun yanıtının oluşturulmasına katkıda bulunabilecek öneriler olarak değerlendirilmelidir:

- Meslek odaları, dernekler, vakıflar, gönüllü kuruluşlar, muhtarlar, aydınlar ve akademisyenler, kente ilişkin karar mekanizmalarına müdahale edebilmek, karar süreçlerine katılabilmek üzere bir araya gelip en kısa sürede bir çatı altında toplanmalı; halkın örgütlenmemiş kesimlerinin örgütlenmesi özendirilmeli. Bu amaçla, aralarında, Bursa, İzmit, Urla, Aliağa’nın da bulunduğu 10 kadar kentte örneği görülen ve halen Ankara’da oluşturulma sürecinde bulunan Kent Meclisi/Konseyi/Parlamentosu gibi girişimler incelenebilir, onların deneyiminden yararlanılabilir.

- Kent Meclisi kısa, orta ve uzun vadeli önceliklerini/taleplerini, çalışma biçimini ve organlarını en kısa zamanda belirlemeli. Kent Meclisinin öncelikleri arasında; yerel yönetimlerin karar süreçlerine katılmak; 2025 erimli Mersin Nazım Planının çağdaş anlayışlar doğrultusunda oluşturulmasını, tüm gereksinmelerin buna uygun olarak yeniden planlanmasını ve başta akçeli olanlar olmak üzere yerel yönetimlerin tüm işlemlerinde saydamlığı sağlamak mutlaka bulunmalı.

- Seçilen tüm yöneticilerin seçim vaatlerini içeren tv ve radyo konuşmalarının kasetleri, seçim bildirgeleri, gazete kupürleri vb gerektiğinde kullanılmak üzere arşivlenmeli;

- Bütün seçilenler ilk fırsatta mal varlıklarını açıklamaya davet edilmeli; bunu yapmayanlar deşifre edilmeli;

- Kentin bugünlerdeki durumu fotoğraf, hava fotoğrafı, video kaset vb ile belgelenmeli (Bu belgeler, hem Mersin Kent Müzesine malzeme olacak, Mersin tarihine ışık tutacak, hem de seçilecek yönetimin neleri nasıl değiştirdiğinin kanıtı olacaktır.); belediyelerin varlıklarının envanteri halka duyurulmalı.

- Belediyelerin icraatları sürekli izlenmeli, başkanların taahhütleriyle kıyaslanmalı ve sonuçlar belirli aralıklarla kamuoyuna duyurulmalı;

Temel insan haklarına riayeti bile beceremeyen bir toplumun, kimilerinin anlamakta ve kabullenmekte zorluk çekeceği kentli hakları gibi hakları kendiliğinden tanımasının, kent meclisi gibi mekanizmalara izin vermesinin/katkıda bulunmasının çok kolay olduğu elbette düşünülmemektedir. Ayrıca, bu hakların kullanımı önündeki yasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel etkenler de elbette görmezden gelinemez. Her şeyden önce, gelir dağılımında ve kültürel yapıda büyük uçurumların bulunduğu bir kentte ortak bir yaşam kültürü ve birliğini tesis etmek kolay olmasa gerek. Burada belirtilmek istenen; Mersin’in 21’inci yüzyılın uygar kentleri arasında yer alabilmesinin, Mersinlilerin 21’inci yüzyılın norm ve standartlarındaki bir fiziksel ve kültürel çevreyi oluşturabilmesinin ancak uzun süreli ve sabırlı çabalarla mümkün olabileceğidir. Mersinliler bu bilinçle, daha fazla zaman yitirmeden ilk adımı atmalıdır. İlk adımsa, örgütlenmedir.

Mersinlilerin yerel demokrasinin tesisinde gösterecekleri performans, hiç kuşku yok ki, Mersin’in sağlıklı gelişmesini ve çağdaşlaşmasını olduğu kadar, ülkede demokrasinin gelişmesini de etkileyecektir.

0302010