(Bu yazı, Yatırım, Finansman ve Dış Ticaret Dergisinin 01.08.2003 tarih ve 207 nolu sayısında haber formatında ve kısmen kısaltılarak yayımlanmıştır.)


Mehmet KAYADELEN, TTK eski Genel Müdür Yardımcısı

Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Zonguldak havzasındaki taşkömürlerini işleten bir kamu iktisadi teşebbüsüdür (KİT). Genel müdürlüğü Zonguldak’tadır. Faaliyetlerini genel müdürlüğe bağlı birimler ve beş müessese bünyesinde sürdürmektedir. Müesseselerinin dördü (Armutçuk TİM, Kozlu TİM, Üzülmez TİM ve Karadon TİM) Zonguldak ili sınırları içinde, biri (Amasra TİM) ise Bartın ili sınırları içindedir.

Kurumun 2002 yılına ait bazı büyüklükleri şöyledir:

Üretim: 2.244 bin ton

İşçi-personel sayısı (Yıl Ortalaması): 18.029

- İşçi : 15.678

- Memur-Sözleşmeli Personel :   2.351

Genel İşçilik Randımanı:  548 kg/yevmiye

Üretimden satışlar: 131 Trilyon TL

Zarar: 334 Trilyon TL

Çalışılan en derin kot: - 560 m

Ortalama çalışma derinliği: - 300 m

Kalite, Rezerv ve Pazar

Zonguldak havzası taşkömürlerinin –1.200 metreye kadar hesaplanan jeolojik rezervi 1350 milyon tondur. Bu rezervin yaklaşık 1/3’ünün işletilebileceği tahmin edilmektedir.

Havza jeolojik rezervi, çeşitli kalitedeki Türkiye toplam kömür rezervinin yaklaşık %10’udur. Kalorileri dikkate alınarak TEP cinsinden karşılaştırıldığında ise 1024 milyon ton olarak hesaplanan havza taşkömürü rezervi, Türkiye toplam kömür rezervinin TEP karşılığının yaklaşık %37’si kadardır.

Havza kömürlerinin ısıl değerleri 6.200-7.250 kcal/kg arasında değişmektedir. Kömürler koklaşabilir ve koklaşmaz olarak iki kalitededir. Doğrudan metalürjik kok elde etmeye uygun rezerv, toplam rezervin 2/3’ü kadardır.

Kömür damarlarının eğimleri 0-900 arasında, damar kalınlıkları ise genellikle 0,80 m – 3,50 m arasında değişmektedir. Ortalama damar kalınlığı yaklaşık 2,60 m olarak hesaplanmaktadır.

Son yıllarda 2,3 milyon ton dolayında seyreden satılabilir nitelikteki taşkömürü üretiminin yaklaşık 1,5 milyon tonu Çatalağzı Termik Santralına, 300-400 bin tonu demir çelik fabrikalarına, geri kalanı çimento, şeker, çay fabrikaları gibi sanayinin çeşitli sektörlerine ve ısınma amaçlı olarak pazarlanmaktadır.

Taşkömürünün Önemi

Alternatif enerji kaynakları her geçen gün yaygınlaşmakla birlikte, kömür ve taşkömürü önemini dünyada ve Türkiye’de halen korumaktadır. Örneğin kömürün, dünya birincil enerji kaynakları tüketimindeki payı %23; dünya elektrik üretimindeki payı %38’dir; ve dünya çelik üretiminin %70’inde taşkömürü kullanılmaktadır. Taşkömürünün öngörülebilen gelecekte bu önemini koruyacağı kabul edilmektedir.

Kömürün ülkemiz birincil enerji kaynakları üretimindeki payı son yıllarda yüzde elliler düzeyinde seyretmektedir. Ancak petrol ve doğalgaz gibi ithal enerji kaynakları tüketimlerinin hayli artması nedeniyle, ülke birincil enerji kaynakları tüketiminde kömürün payı son yıllarda yüzde onlar düzeyine kadar inmiştir.

Türkiye taşkömürü tüketimi 12-14 milyon ton dolayında olup bunun yaklaşık 4,2 milyon tonu kok fabrikalarına beslenmektedir. Buna göre, Türkiye taşkömürü tüketiminin %16-20’si ve kok fabrikalarında tüketilenin %7-9’u yerli kaynaklardan (TTK’dan) karşılanmakta; geri kalanı ithal edilmektedir. Zonguldak’a uzaklığı 60 km olan Ereğli Demir Çelik Fabrikası (Erdemir) taşkömürü gereksinmesinin tamamını ve uzaklığı 173 km olan Karabük Demir Çelik Fabrikası (Kardemir) da gereksinmesinin yaklaşık yarısını ithal etmektedir.

Temel Sorunlar

TTK son 10-15 yıldır ülke kamuoyunda zararlarının büyüklüğü ile anılır olmuştur. Son 3 yılda hızlandırılan yeniden yapılanma çalışmalarında önemli mesafe kat edilmiş olmakla birlikte TTK’nın zararları hâlâ kabul edilebilir sınırların üstündedir. Örneğin; 1990’ların başında 500-600 milyon USD düzeyinde seyreden Kurum zararı, 1999’da 391 Milyon USD, 2001 ve 2002 yıllarında da 217 milyon USD düzeyinde olmuştur. Kurumun bir anlamda kronikleşmiş sorunlarının giderilmesiyle zararlarının en azından kabul edilebilir sınırlara çekilebileceği düşünülmektedir.

TTK’nın geçmişi 19 uncu yüzyıl ortalarına değin uzanmaktadır. Bu nedenle TTK’nın bugünkü sorunlarını anlaşılabilir kılabilmek için geçmişine kısaca da olsa değinmekte yarar vardır.

Bilindiği gibi TTK, 1940 yılında devletleştirilen çoğu yabancılara ait çok sayıdaki maden ocağını tesisleri, işçileri, binaları ile devralan Ereğli Kömürleri İşletmesi (EKİ) müessesesinin devamıdır. Bu nedenle havzada halen kullanılan pek çok tesis/yöntem/alışkanlığın geçmişi çok eski yıllara (bir kısmı yüz yıl öncesine) değin uzanabilmektedir.

EKİ, devir aldığı bu dağınık ve bütünsellikten yoksun altyapıyı esas alarak, gereksinim duyduğu pek çok mal ve hizmeti de kendisi üretmek üzere eklektik ve bugünkü anlayışa göre irrasyonel biçimde gelişti. 1970’li yıllara gelindiğinde aynı örgüt yapısı altında, kömür madenciliği ile birlikte çeşitli atölyeler, laboratuarlar, kok fabrikası, liman, geçici depolama, tersane, maden makineleri fabrikası, elektrik dağıtım, taş ocağı, oksijen-asetilen üretimi, personel ve malzeme taşımacılığı, demiryolu yapım, bakım ve işletmesi, itfaiye, okul, hastane, lojman, işçi yurdu, lokanta, sinema, lokal, fırın, kantin, plaj gibi çok çeşitli tesisi işleten ya da hizmet birimini yöneten; 45 bini aşan personele, yüzlerle ifade edilen taşıt aracı ve iş makinesine sahip, Ereğli ile Azdavay arasında yaklaşık 4,5 milyon m2’lik alanı kullanan benzeri görülemeyecek büyüklükte bir “müessese” olmuştu. Aslında yapılaşmaya ve mülk edinmeye kapalı olan alanlardaki tesisleri de –yapılaşma kontrol edilemediğinden ve belki de göz yumulduğundan– yerleşim yerlerinin içinde kalmıştı.

Bu süreçte, havza koşullarına uygun yöntem ya da teknolojileri geliştirmek bir yana, dünyada sürekli gelişen yöntem/teknolojilerin uygulanması için bile yeterli çaba gösterilememiş, üretimin idamesini sağlayacak yeraltı hazırlıklarında gereken hız sağlanamamış, üretilen mal ve hizmetlerin maliyetleri hiç dikkate alınmamıştır.

İlk zamanlar ülke koşullarının belki de kaçınılmaz bir sonucu sayılabilecek bu yapı ve anlayış, uzun süre kimseyi rahatsız etmedi, tam tersine özendirildi. Çünkü, başta demir çelik fabrikaları, enerji santralleri, lokomotifler ve gemiler olmak üzere sanayi ve ısınmanın olmazsa olmaz enerji kaynağı durumundaki havza taşkömürünün ne pahasına olursa olsun üretilmesi gerekiyordu. Ancak, alternatif enerji kaynaklarının arttığı, kömürün ithal edilebildiği, rekabetin geçerli olduğu dolayısıyla maliyetin/zararın sorgulanmaya başlandığı ve KİT’lerin özelleştirilmesinin gündeme geldiği 1980’li yıllardan itibaren göze batmaya ve sonuçları sorgulanmaya başladı. (Halen liman, maden makineleri fabrikası, oksijen-asetilen üretim tesisi, atölye ve laboratuar, lojman gibi bir kaç istisnası ile maden işletmeciliğinin dışındaki tesis ve hizmet alanlarının büyük çoğunluğu tasfiye edilmiş, işçi sayısı 1/3 oranına indirilmiş, maliyet ve kalite gözetilmeye başlanmıştır.)

TTK’da üretim maliyetlerini yükselten nedenlerin başlıcaları aşağıdaki gibi gruplandırılabilmektedir:

1. Birçok tesis, makine ve teçhizat ekonomik ömrünü doldurmuş; işyerleri dağınık ve yerleşim yerlerinin içinde kalmıştır:

Bu durum, ürünlerin kalitesini düşürmekte, maliyetini arttırmakta, etkin çalışma süresini kısaltmakta, faaliyetleri kısıtlayabilmekte, çalışmaların denetimini, koordinasyonunu, disiplinini ve iş yeri güvenliğinin sağlanmasını zorlaştırmaktadır.

2. İşgücünün yapısı  irrasyoneldir:

Personelin yaşlı ve motivasyonunu yitirmiş olması; büyük çoğunluğunun işçi, tekniker ya da güvenlik görevlisi olarak çalışmakta iken eğitimini tamamlayıp statü değiştirerek şimdiki teknik/idari kadro/pozisyonlara gelmiş olması; çalışma disiplinini olumsuz etkileyen, kayırmacılığı kolaylaştıran dostluk-akrabalık ilişkisinin/baskısının yaygın olması gibi personelin niteliklerinden kaynaklanan nedenlere ek olarak;

a) İşçi ve memur sayısı gereğinden fazladır: Norm Kadroya göre 3 milyon ton/yıl üretim için gereken toplam işçi sayısı 14.000 iken bu sayı bugünlerde 14.500 dolayındadır. (Gönüllü ve resen emeklilikler nedeniyle işçi sayısı her geçen gün azalmaktadır. Örneğin, 1990-2002 yılları arasında Kurumdan ayrılan işçi sayısı 33.096’dır.) Halen 2.280 olan memur ve sözleşmeli personel sayısı ise ihtiyacın iki katına yakındır. (Son aşamasına gelmiş bulunan yeni bir Norm Kadro çalışması ile işçi ve memur ihtiyacı daha sağlıklı olarak belirlenebilecektir.)

b) İşgücünün işlere dağılımı irrasyoneldir. Üretimle doğrudan ilgili (zor ve tehlikeli) işlerde 2.000 dolayında işçi açığı varken, yardımcı (kolay ve tehlikesiz) işlerde 2.500 dolayında işçi fazlalığı vardır. Yığılmanın olduğu işlerdekilerin çoğunluğu iş yasası gereği çalıştırılması gereken özürlü işçiler ile Kurumda çalışırken sakatlananlardır. (Toplu İş Sözleşmesi gereği, iş kazası ve meslek hastalığı sonucu yapmakta olduğu işini yapamaz raporu alanlar, emekliliğini hak edinceye kadar durumlarına uygun bir işte çalıştırılmak zorundadır.) Bilgisayar, elektrik, elektronik, makine mühendisliği gibi disiplinlerde ya da nitelik gerektiren işlerde personel açığı varken, pek çok disiplinde personel fazlalığı vardır.

3. Üretimde emek yoğun ve eski yöntemler uygulanmaktadır:

Kömür damarlarının süreksizliği ve eğimlerinin yüksekliği, kalınlıklarının değişken olması gibi nedenler, üretimde tam mekanizasyonu zorlaştırmaktadır. Ancak asıl sorun, kömür kazısı, tahkimat ve taşıma gibi işlerde emeğin yoğunluğunu göreli olarak da olsa azaltacak, verimliliği yükseltecek yöntemlerin uygulanabilmesi mümkün iken, ocakların devletleştirildiği 1940 yılından günümüze kadar havza koşullarına uygun yöntemlerin geliştirilmesi bir yana, dünyadaki gelişmelerin uygulanması için bile yeterli çabanın harcanmamış olmasıdır: Sonuçta örneğin, genel randıman Avrupa ülkeleri ile ABD’deki taşkömürü madenlerinde 12-15 ton/yevmiye düzeyine ulaşabilmiş iken, TTK’da –2002 yılında– bunların yaklaşık yüzde üçü (500 kg/yevmiye) dolayında olmuştur.

4. Bazı mali yükümlülükler ve finansman yetersizliği zararı arttırmaktadır.

Örneğin 2002 yılında;

a) Kurumdan ayrılan 2.425 kişi için ödenen kıdem tazminatı ve ihbar öneli toplamı 51,3 Trilyon TL;

b) SSK primi, Sosyal Yardım Zammı ve Amele Birliği Biriktirme ve Yardımlaşma Sandığı katılım payı gibi mali yükümlülüklerin zamanında yerine getirilememesi nedeniyle tahakkuk eden gecikme zammı ve faiz nedeniyle oluşan finansman giderleri toplamı 14,1 Trilyon TL;

c) İş kazası ve meslek hastalığı tazminat tutarı 5,8 trilyon TL;

d) Amele Birliği Biriktirme ve Yardımlaşma Sandığına her işçi için brüt ücretinin %1,5’i karşılığı ödenen işveren katkı payı tutarı 2,7 Trilyon TL’dir.

5. Maliyet, Kalite, Etkinlik ve Verimlilik gibi kriterleri gözetme alışkanlığı ile çalışma disiplini yeterli değildir.

TTK’nın Geleceği

Zonguldak havzası taşkömürleri geçmişteki gibi yaşamsal önemde olmasa da, gelecekte de hem ülke hem de Batı Karadeniz Bölge ekonomisi açısından değerlendirilmesi gereken bir kaynaktır.

Havza kömürleri rasyonel biçimde işletildiğinde, hem ülke birincil enerji kaynakları tüketiminde yerli kaynakların ve kömürün payı artacak, hem de entegre demir çelik fabrikalarının koklaşabilir taşkömürü gereksinmesinin – en azından bir bölümü için olağanüstü durumlar için bir güvence sağlanmış olacaktır.

Bilindiği gibi Zonguldak’taki Çatalağzı Termik Santralı (ÇATES) ile Kardemir ve Erdemir’in kuruluş yerlerinin seçiminde havza kömürleri belirleyici olmuştur.

Halen bunlardan ÇATES tümüyle, Kardemir ise kısmen havza kömürlerine bağımlı durumdadır. 2x150 MW gücündeki Çatalağzı B Termik Santralının işletmeye alınmasıyla son 15 yılda TTK kömürlerinin kullanım yerlerinde ağırlık demir çelik fabrikalarından termik santrale kaymıştır. Oysa koklaşabilir özellikteki kömürlerin mümkün olduğunca demir çelik fabrikalarında kullanılması tercih edilmelidir.

Günümüzün rekabete dayalı ekonomisinde bu beklentileri sürekli karşılayabilmesi için TTK’nın köklü dönüşümlere gereksinmesi vardır.

Orta-uzun vadeli bir köklü dönüşüm programının başlıca bileşenleri şunlar olmalıdır:

- İşgücünün nitel ve nicel açılardan rasyonalizasyonu;

- Madencilik dışındaki etkinliklerin tasfiyesi;

- Kömür rezervlerinin güncellenmesi;

- Koklaşabilir nitelikteki kömürlerden mümkün olduğunca çoğunun demir çelik fabrikalarına verilmesi ve ÇATES’in tevsii ve/veya yeni termik santrallerin kurulması gibi seçenekleri ve ulusal enerji politikasını dikkate alan sağlıklı bir pazar araştırmasına dayalı bir üretim planlaması;

- Yeraltı hazırlıklarının tamamlanması; başta kömür yıkama tesisleri olmak üzere ekonomik ömrünü tamamlamış tesis, makine ve  teçhizatın yenilenmesi.

Devletin ekonomiden çekilme sürecinin hızlandığı bir dönemde, bir KİT olarak TTK’nın büyük miktarlarda yeni yatırım yapma ve işgücü yapısını hızla değiştirebilme olasılığı var mıdır?

TTK’nın/havza madenciliğinin geleceğinin bu çerçevede biçimleneceği düşünülebilir.

0301970