Madencilikte Adalet

(Bu yazı, CHP’nin düzenlediği Adalet Kurultayı kapsamında 29.08.2017 günü gerçekleştirilen ve TMMOB Makina MO Enerji Çalışma Grubu adına katıldığım Madencilikte Adalet Çalıştayı için hazırlanan konuşma metninin gözden geçirilmiş biçimidir.)

 

Madencilikte adaletin ne ölçüde sağlanabildiğini anlayabilmek için, madencilik ile ilgili var olan hukukun ne kadar adil olduğuna ve ne kadar uygulandığına, başlıca tarafların haklarının ne ölçüde gözetildiğine bakmak gerekir. Konuşmamda bu konulardaki görüşlerimi açıklamaya ve sektörde adaletin tesis edilebilmesi için yapılması gerekenleri belirtmeye çalışacağım.

Ama sonda söylenecek olanı başta söylemekte yarar olabilir: Madenciliğimiz, belki de mevzuatın en sorunlu olduğu, hukukun en az gözetildiği, adaletten söz edilemediği alanlardan biridir. Faaliyetleri çok göz önünde olmadığı için, bir kaza, bir anlaşmazlık olmadığı sürece bunun fark edilmesi çok kolay değildir. Ayrıca, bu olumsuzluklardan rahatsız olanların sayısı da ne yazık ki fazla değildir. Ne de olsa, hukuk devleti olmayı lâyıkıyla beceremeyen, son yıllarda bu ilkeden hayli uzaklaşan bir ülkede yaşıyoruz.

Sektörde hak ihlallerinin olduğu alanların bir kısmı madenciliğe özgü iken bir kısmı diğer sektörlerde de görülebilmektedir. Burada ayrım yapılmadan birlikte ele alınacaktır. Ancak, madenciliğe özgü olanlara ağırlık verilecektir.

Madencilik sektöründe başlıca taraflar; (i) Toplum; (ii) Çalışanlar, (iii) Ruhsat sahipleri/yatırımcılar ve (iv) Devlet olarak tanımlanabilir. Devlet, adaleti tesis etmekle yükümlü organ olduğu için, onun açısından adaletin varlığının yokluğunun irdelenmesi anlamlı görünmüyor. Dolayısıyla da adalet, burada sayılan diğer taraflar, yani toplum, çalışanlar ve ruhsat sahipleri açısından ele alınacaktır.

1) Madencilikte toplum açısından adalet

Toplum, madencilikte en başta gelen ve en önemli taraftır. Çünkü diğer doğal kaynaklar gibi mineral kaynakların da tüm insanlığa miras olduğu, bu mirastan yararlanma hakkının, söz konusu topraklarda egemenlik hakkını elinde bulunduran toplumlara ait olduğu, bu kaynaklarda, yalnızca bugünkü toplumun değil, gelecekteki toplumların/kuşakların da hakkı olduğu kabul edilir. Bu nedenlerle madenlerin aranıp işletilmesinde toplum yararının da gözetilmesi olmazsa olmaz bir koşul olmalıdır.

1.1) Madencilikte toplum yararı nasıl gözetilir?

Madencilikte toplum yararı mevcut siyasi yapı içerisinde şöyle gözetilebilir:

a) Çıkarılacak yasaların toplum yararına olması sağlanarak. Bu da ancak, yasa taslaklarının topluma tüm olumlu ve olumsuz etkilerinin analiz edilmesi, toplumun hangi kesimini nasıl etkileyeceğinin belirlenmesi, etkilerinin mümkün olabilecek en geniş katılımla tartışılması ve sonuçta mümkün olabilecek en geniş oydaşma ile yasalaştırılmasıyla mümkün olabilir.

b) Yalnızca topluma faydası maliyetinden fazla olan projelerin gerçekleşmesine izin verilerek. Bu da madencilik projelerinin tüm fayda ve maliyetlerinin yani ekonomiye, topluma, çevreye ve bölgeye tüm olumlu ve olumsuz etkilerinin analiz edilip karşılaştırılması ve sonuçta yalnızca topluma faydaları maliyetlerinden fazla olan projelere ruhsat/izin verilmesiyle mümkün olabilir. Bilindiği gibi, madencilik faaliyetlerinin topluma, ekonomiye, çevreye ve bölgeye pek çok olumlu ve olumsuz etkileri (dışsallıkları) olur. Bir projenin ekonomi ya da toplum açısından önemli olan çevresel etkileri, ileri-geri bağlantı etkileri, çoğaltan etkisi gibi negatif ve pozitif dışsallıklarını da hesaplamalara katabilen Ekonomik ve Sosyal Fayda Maliyet Analizleri, bu amaca hizmet edebilecek analiz tekniklerinden en önemlileri olarak kabul edilir.

c) Mineral kaynakların korunması yani tahrip edilmesi önlenip, en verimli biçimde işletilmesi sağlanarak. Bu da mineral yatağına ilişkin arama ve araştırmalar ile yatağın işletilmesine yönelik fizibilite araştırmalarının yetkin olması; uygulanacak teknolojinin çağdaş olması; yatırımcıların mali, teknik ve kurumsal açıdan yeterli olması; ilgili idarelerin inceleme ve denetleme görevlerini hakkıyla yapmasıyla mümkün olabilir.

Devamını oku...
 

Enerjide Toplum Yararı

(Bu yazı, 3-5 Aralık 2015 tarihlerinde düzenlenen TMMOB 11. Enerji Sempozyumuna sunulan bildiridir.)


10 Ekim 2015 günü Ankara’da düzenlenen
Emek, Barış ve Kardeşlik konulu yürüyüş ve mitingin
toplanma alanında patlatılan bomba ile katledilenlerin anısına…

 

Mehmet KAYADELEN
Prof. Dr. Aziz KONUKMAN
Oğuz TÜRKYILMAZ

1. GİRİŞ

Enerji, modern yaşamdaki vazgeçilemez ve ikame edilemez işlevi; ekonomi, dış ticaret ve dış politikadaki önemi; özellikle elektrik enerjisinin kamusal mal özelliği taşıması; üretim ve sunumunun kamu hizmeti niteliğinde oluşu; topluma ait olan doğal kaynaklardan elde edilebilmesi; bazı birincil kaynaklarının aranması ve işletilmesi ile bazı türlerinin özellikle üretim sürecinde çevreye olumsuz etkileri; hemen her kaynağının ve her türünün üretimi, iletimi, dağıtımı ve ticaretinin devletin verdiği izin ve ayrıcalıklarla yapılabilmesi gibi pek çok nedenle, toplum açısından benzersiz bir yer ve öneme sahiptir; ve bu yer ve önem, bir toplumsal yapı olan devlete aynı önemde sorumluluklar ve görevler yüklemektedir.

Devletin, kamu hizmetlerinin yürütülmesinde ve doğal kaynakların korunmasında, işletilmesinde ve/veya bu kaynaklardan yararlandırılmasındaki temel sorumlulukları nelerdir? Birbiri ile çelişen, biri diğerini dışlar görünen; herkese sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını sağlamak, çevreyi korumak ve geliştirmek; toprak, mineral, su, orman gibi doğal kaynak ve servetleri korumak ve tahribini önlemek ile toplumsal refahı sürdürmek ve artırmak için hangi birincil kaynaktan olursa olsun enerji üretme ikilemini aşmada amaç unsuru ne olmalıdır?

Her alanda olduğu gibi Devletin enerji ile ilgili görev ve sorumluluklarını yerine getirirken de toplum/kamu yararının gözetilmesi ve toplum/kamu yararının varlığına/yokluğuna dair kararların öznel kriterlere değil, mümkün olduğunca ölçülebilir kriterlere dayandırılması, bunun için çeşitli alanlarda kullanılabilen bazı analiz tekniklerinden yararlanılıp yararlanılamayacağının sorgulanması, olmuyorsa, amaca uygun yeni analiz tekniklerinin geliştirilmesi gerektiğini savunan yazarlar, bu bildiri kapsamındaki çalışmaları ile yukarıdaki sorulara enerji bağlamındaki cevaplarını biraz daha geliştirmeyi, mevzuatımızın bu açılardan yeterli olup olmadığını incelemeyi ve bugünkü koşullarda uygulanabilir öneriler geliştirmeyi amaçlamıştır.

2. KAMU HİZMETİ VE DOĞAL KAYNAKLAR BAĞLAMINDA DEVLETİN SORUMLULUKLARI

“..(E)nerji üretimi kamu hizmeti alanına dâhildir.”[1] Üretimi, iletimi, dağıtımı, ticareti vb etkinlikler kamu kurum/kuruluşları tarafından ve/veya onların verdiği lisanslarla, onların gözetim ve denetimleri altında özel kişiler tarafından yapılabilmektedir.[2]

Devletin işlevlerinin tanımlanması siyasal akımlara göre farklılık gösterebilmekle birlikte, faaliyetlerinde toplumun ortak yararını (da) gözetmek durumunda olduğu genel olarak paylaşılan bir görüştür. Pek çok yazında[3] ve ilerde de değinileceği gibi yüksek yargı organlarının bazı kararlarında ve içtihatlarında, kamu hizmetinin devletin varlık nedeni olduğu ve devletin/idarenin kamu hizmetlerini yerine getirirken kamu yararını gözetmesi gerektiği görüşleri yer almaktadır. Dünyada, devletin işlevlerine ilişkin hâkim rüzgâr, ister küreselleşme, ister ulus devlet yönünden essin; hangi sınıfın çıkarını öncelerse öncelesin bir modern hukuk devleti, bu misyonundan sıyrılamaz, bu görevlerini devredemez.[4] Ancak bizde olduğu gibi, bu görevinde ayak sürüyebilir tabii.

Öte yandan enerji, doğal kaynak niteliğindeki petrol, taşkömürü, linyit, doğal gaz, hidrolik, jeotermal, güneş, rüzgar gibi birincil enerji kaynaklarından elde edilir. Doğal kaynakların tüm insanlığa miras olduğu, bu kaynaklarda, yalnızca bugünkü toplumun değil, gelecekteki toplumların/kuşakların da hakkı olduğu kabul edilir. Pek çok ülkede olduğu gibi bizde de hüküm ve tasarrufları, bulunduğu topraklarda yaşayan toplum adına, o topraklarda egemenlik hakkını kullanan devlete aittir. Yani bir topluma ait olan doğal kaynakların hüküm ve tasarruf hakkı, o toplumun devletine emanet edilmiştir. Devlet, bu kaynakları korumak, işletilmeleri sırasında yalnızca bugünkü toplumun değil, gelecek kuşakların da yararını gözetmek durumundadır. Bu ilkeyi Anayasamızın 168. Maddesi düzenlemektedir.

Dolayısıyla denebilir ki; Devlet, enerji ile ilgili yasama ve yürütme etkinliklerinde, iki temel nedenle toplum yararını gözetmek durumundadır:

i) Enerjinin üretimi ve sunumu, kamu hizmeti alanına dâhil olduğu, kamu hizmeti Devletin varlık nedeni olduğu ve kamu yararı kamu hizmetini bünyesinde taşıdığı için.

ii) Enerji, doğal kaynaklardan elde edilebildiği, bu kaynaklar topluma ait olduğu, işletilmelerinde toplum yararını (da) gözetmek gerektiği için.

Devamını oku...
 

Madenciliğimiz Soma Eynez’de duvara tosladı!

Özet

Soma-Eynez’deki yeraltı linyit ocağında 13 Mayıs 2014 günü kömürün yanması ile başlayan faciada karbon monoksit zehirlenmesi sonucu beşi maden mühendisi 301 kişi hayatını kaybetmişti. Benzer olayların yaşanmaması için, kazaya neden olan sorunların çözümüne dair görüşü olan herkesin görüşünü bildirmesi gerektiği düşüncesinden hareketle, kırk yılı aşan mesleki deneyime sahip, zaman zaman madenciliğimize dair görüş bildirmiş biri olarak, madenlerdeki iş kazalarının temel nedenlerine ve alınabilecek önlemlere ilişkin görüşlerimi bu vesile ile bir kez daha bildirmeyi bir görev kabul ettim.

Bu yazıda, madenciliğimizde A’dan Z’ye her şeyin kusurlu olduğu, özelleştirme, rödövans ve hizmet alımı gibi hususların madenlerdeki iş kazalarının önlenmesine mazeret oluşturmaması gerektiği, teknik nezaretçilik uygulamasının çağ dışı olduğu ve tümüyle kaldırılması gerektiği, dolayısıyla ücretinin fondan ödenmesi gibi önerilerin zaman kaybına yol açtığı, kazaların önlenebilmesinin ancak temel nedenleri ortadan kaldıracak radikal dönüşümlerle mümkün olabileceği vurgulanmış; kazaların temel nedenleri, mevzuattan kaynaklananlar, kurumlardan kaynaklananlar, insan unsurundan kaynaklananlar ve uygulamadan kaynaklananlar olmak üzere 4 grupta ele alınarak açıklanmış ve sorunların çözümüne yönelik bazı önerilere yer verilmiştir.

*********

Madenciliğimizin çıkmaz bir sokakta yol almakta olduğunu, köklü dönüşümler gerçekleştirilmezse her an duvara toslayacağını yıllardır biliyor, söylüyorduk. 13 Mayıs 2014 günü Soma-Eynez’deki yeraltı linyit ocağında meydana gelen Türkiye’de şimdiye kadarki en çok ölümlü maden iş kazası (Resmi açıklamalara göre 301 kişi), bir anlamda madenciliğimizin duvara toslamasıdır. Madenciliğimizin tuttuğu yol çıkmaz bir sokak, çünkü A’sından Z’sine kusurlu. Bu kusurlar kişisel görüşlerimiz olmaktan çıkmış, Devletin en yüce katları adına araştırma-inceleme yapan kurulların raporlarında da yer almıştır. Örneğin, TBMM Madencilik Sektöründeki Sorunların Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu, örneğin Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulunun (DDK) madencilik sektöründe yürütülen faaliyetlerin iş sağlığı ve güvenliği açısından araştırılması, incelenmesi ve değerlendirilmesi konulu raporu. Dahası, bu gerçeği çok ayrıntılı inceleme yapmadan hemen görebilen yabancı uzmanlar da oldu. Örneğin, Şili’de bir madende atmış dokuz gün mahsur kaldıktan sonra kurtarılan ve Soma’daki kazada yakınlarını kaybedenlere destek vermek için Haziran 2014’te ülkemize gelen madencilerden biri bu gerçeği şöyle ifade etmiş: “Burada her şey yanlış.”

Madenciliğimizde var olan kusurlar yalnızca iş kazalarına yol açmıyor tabii. Başka olumsuzluklara da neden oluyor. Ancak bu yazıda sorunlar yalnızca iş kazaları bağlamında ele alınacaktır. Bu durum, sektördeki kusurların, özellikle doğal kaynakların etkin, verimli ve toplum yararına değerlendirilmemesinin, çevreye ve topluma verdiği zararların görmezden gelindiği, önemsenmediği biçiminde yorumlanmamalıdır.

Devamını oku...
 
Ziyaretçi Sayısı:
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter