[Bu yazı, TMMOB Maden Mühendisleri Odasının çalışmaları kapsamında 2009 yılında hazırlanmış bir rapor taslağı olup, bazı meslektaşlarımızın da katkısını içermektedir. Raporun, daha geniş bir kesimde tartışıldıktan sonra son şeklini alması planlanmıştı. Ancak bu plan ne yazık ki uygulanamadı ve raporun daha fazla geliştirilmesi mümkün olamadı. Rapordaki görüşler tarafıma aittir, Maden Mühendisleri Odası Yönetimini ya da herhangi bir kişiyi bağlamamaktadır. Raporun aslında yer  alıp tersinin anlaşılmasına yol açabilecek bazı  ifadeler yeniden düzenlenmiştir.]

 

Mehmet KAYADELEN

ÖZET

“Madenciliğimizin Kamu Yararı Açısından İrdelenmesi” konulu bir araştırmaya ilişkin olarak hazırlanan bu rapor, konuyla ilgili kimi kavramların açıklamasını, bazı ülke mevzuatlarından ilginç hükümleri, madenciliğimizde saptanabilen bazı sorunları ve mineral kaynaklarımızın işletilmesinde kamu yararının da gözetilmesi için mevzuat, uygulama, kurumsal yapı ve insan kaynakları alanlarında alınması gereken önlemlere yönelik önerileri içermektedir.

1. ÖNSÖZ

Mineral kaynaklarımızın yeterince aranmamış olması, etkin ve verimli biçimde işletilmemesi ve işletmelerdeki iş kazalarının fazla olması gibi toplumu, maden mühendisliği mesleğini ve maden mühendislerini doğrudan ilgilendiren sorunlardan uzun yıllardır yakınılmaktadır. Bu sorunlara son yıllarda doğal çevreyi koruma kaygısıyla haklı ya da haksız gerekçelere dayanan kamuoyu baskısından kaynaklanan sorunlar da eklenmiştir.

Bu rapor, 1970’li yıllardan beri kullandığımız “Doğal kaynakların gerçek sahibi halktır.” sloganının altını doldurmak amacıyla, madenciliğimizdeki sorunları kamu yararı bakış açısı ile analiz edip, bu sorunların giderilmesine yönelik uygulanabilir somut öneriler geliştirmek üzere yapılan bir araştırmanın ilk ürünüdür.

Araştırmada büyük oranda internetten erişilebilen kaynaklardan yararlanılmıştır. Araştırma sürecinde, bazı ülkelerin madencilik yasaları dahil konuyla doğrudan ya da dolaylı ilgili mevzuat, makale, mahkeme kararı, araştırma, bildiri vb incelenmiş; maden işletme sahibi bir iş adamı (madenci) ile biri müşavirlik hizmeti veren, diğeri kamu kesiminde görev yapan iki meslektaşımızla ayrı ayrı görüşülüp onların görüş ve önerileri alınmıştır.

Raporda, kimi kavramlarda anlayış birliğinin sağlanabilmesinde ve raporun daha kolay anlaşılabilmesinde yararı olacağı düşünülen bilgiler “Ön Bilgi” başlığı altında verilmiş; dört ülkenin madencilik yasasındaki kamu yararı açısından ilginç sayılabilecek bazı hükümler özetlenmiş; araştırma sırasında saptanan sorunlar, kaynaklandığı alanlar (mevzuat, uygulama, kurumsal yapı, madencinin yapısı ve insan kaynakları) esas alınarak beş alt başlık altında toplanmış ve mineral kaynaklarımızın işletilmesinde kamu yararının gözetilebilmesine yönelik öneriler de benzer alt başlıklar altında geliştirilmiştir.

Araştırma Eylül 2008-Haziran 2009 arasında gerçekleştirilmiştir.

Bu raporun hazırlanmasına katkıda bulunan kişilere teşekkür ederim.

2. ÖN BİLGİ

Raporda geçen terim ve kavramlardan önemli görülenlere ilişkin özet bilgiler aşağıda verilmektedir.

2.1. Kamu/Toplum/Halk

Bu raporda, genel olarak kabul gördüğü biçimiyle, kamu, toplum ve halk sözcükleri aynı anlamda kullanılmıştır. Bu kavramlar, kullanım yerine göre şu iki türde anlaşılabilmektedir:

i) geniş anlamda, bir ülkede yaşayan tüm insanları kapsayacak biçimde,

ii) dar anlamda, belirli bir bölgede ya da bir madenin çevresinde yaşayan ve madenin geliştirilmesinden etkilenecek insanları kapsayacak biçimde.

Amerikalar Madenler Bakanları Yıllık Konferanslarının altıncısında (2001, Santo Domingo) gerçekleştirilen Madencilik ve Toplum konulu çalıştayın raporunda da, Toplum (Community) terimi aşağıda verildiği gibi iki biçimde tanımlanmıştır:

i) Toplum, coğrafi düzeyde yerel halk, şirketler, kamu kuruluşları ve yörede kurulmuş STK’lar (sosyal, sağlık, işçi, çevre, din, kültür, gelenek vb konulara odaklanmış olanlar) dahil, madenin çevresindeki bütün paydaş grupları içerir.

ii) Toplum, daha geniş anlamda, ideolojik/düşünsel açıdan, madencilik faaliyetlerine yakınlığına bakılmaksızın, madencilik faaliyetlerine dahil olan ve/veya faaliyetlerden etkilenen bütün paydaşları içerir.

2.2. Kamu Yararı

“Kamu yararı” kavramı, çok tartışılan, çok farklı biçimlerde anlaşılabilen bir kavramdır. Türk Dil Kurumu (TDK) “kamu yararı”nı; “Devletin gereksinimlerine cevap veren ve bu ihtiyaçları karşılayan, topluma yarar sağlayan değerler bütünü.” olarak tanımlamaktadır. Bir toplumdaki sınıfların/grupların/kişilerin çıkarları farklı yönlerde olabildiğinden, her hangi bir değerin/faaliyetin toplumun her kesimine her zaman yarar sağlaması (en azından aynı ölçüde yarar sağlaması) mümkün değildir. Bu nedenle bu konudaki tartışmalardan biri de, herhangi bir faaliyette/değerde kamu yararının olduğunu kabul edebilmek için, toplumun ne kadarının o faaliyetten/değerden yararı olması gerektiğidir. Toplumun tümünün yararlanması gerektiğini öne sürenler olduğu gibi, toplumun bir kısmının yararlanmasının yeterli olduğunu düşünenler de bulunmaktadır.

Yürürlükteki 1982 Anayasasının, Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler konulu Üçüncü Bölümünün III nolu alt başlığı “Kamu yararı”dır. Bu alt başlık altında; “Kıyılardan yararlanma” (md.43), “Toprak mülkiyeti” (md.44), “Tarım, hayvancılık ve üretim alanlarında çalışanların korunması” (md.45), “Kamulaştırma” (md.46), “Devletleştirme ve özelleştirme” (md. 47) maddeleri bulunmaktadır. Bu maddelerin dışında, mülkiyet hakkının sınırlanabileceğinden (md. 35), ispat hakkından (md. 39) ve ormanların korunması ve geliştirilmesinden (md. 169) söz edilirken de kamu yararı deyimi geçmektedir.

Kamu yararı kavramı, Anayasa Mahkemesi kararlarıyla her olayda somut koşullara göre bir şekil, bir esneklik kazanmıştır. Anayasa Mahkemesinin kamu yararını konu edinen kararlarında şu ifade görülebilmektedir: ‘Günümüzde “kamu yararı” kavramı yanında; “toplum yararı” “ortak çıkar”, “genel yarar” gibi birbirinin yerine kullanılan kavramlarla anlatılmak istenen; tümünün “bireysel çıkar” dan farklı, onun üstünde ya da dışında ortak bir yararın amaçlanmasıdır.’

Kamu yararı kavramı, genellikle, yasalarla tanımlanmış hak ve çıkarlar, etik, estetik, bireysel ya da kolektif değer yargıları gibi zor ölçülebilir ya da ölçülemez normatif ya da öznel kriterler cinsinden ifade edilmektedir. Ancak, aşağıda kısaca değinildiği üzere, yatırım projelerine uygulanan ekonomik analizlerle, bu kavramı ölçebilmek, sayısal kriterlerle ifade edebilmek de mümkündür.

2.3. Yatırım Projelerinin Ekonomik Analizi

Yatırım projelerine ilişkin yatırım kararları, projelerin giderlerine (maliyetlerine) karşı elde edilen gelirlerin (faydaların) bir biçimde ölçülmesi/karşılaştırılması; gelir ve giderlerin farklı zamanlarda oluşması durumunda da, paranın zaman değerinin hesaba katılması suretiyle alınmalıdır.

Yatırım projelerinin yatırımcı açısından kârlılığını ölçmek amacıyla yapılan analizler ticari ya da mali analiz, ulusal ekonomiye etkilerini ölçmek amacıyla yapılan analizler de ekonomik analiz olarak adlandırılmaktadır.

Ekonomik analizde, katma değer etkisi (milli gelire katkısı), istihdam etkisi, döviz etkisi, bölgesel kalkınmaya etkisi gibi tek faktörlü kriterler kullanılabildiği gibi, tek faktörlü kriterlerin sakıncalarını azaltan, birden fazla faktörü dikkate alan kriterler de kullanılmaktadır. Birden fazla faktörü dikkate alan ekonomik analizlerden biri de, gölge fiyatların kullanıldığı analizlerdir. Bu yöntemde girdi ve çıktıların, çeşitli müdahalelerle çarpıtıldığı kabul edilen “cari fiyatları” yerine, onların toplumsal fırsat maliyetlerini, bir başka deyişle ekonomiye olan gerçek maliyetlerini yansıtan “gölge fiyatları” kullanılır. Gölge fiyatlarla ekonomik değerlendirme yöntemleri 1970’li yıllarda Dünya Bankası, OECD, Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumlar/örgütler bünyesinde geliştirilmiştir.

Özellikle kamu kaynaklarının tahsis edildiği yatırım projelerinin analizlerinde (değerlendirilmelerinde) projelerin gelir ve giderleri (fayda ve maliyetleri), yalnızca yatırımcı açısından değil, ekonominin bütünü, toplum ve çevreye etkileri açısından da analiz edilmektedir. Örneğin, Avrupa Birliği (AB), fon tahsis ettiği projelerden toplam yatırım tutarı belirlenmiş eşik tutarların üstünde olanlarda, gölge fiyatların kullanıldığı ekonomik analizi de şart koşmaktadır. AB’nin ekonomik analizde kullanılmasını istediği kriterler, Ekonomik İç Karlılık Oranı (EİKO), Ekonomik Net Bugünkü Değer (ENBD) ve Fayda/Maliyet (F/M) oranıdır. EİKO’nın belirlenecek bir orandan büyük, ENBD’in sıfırdan büyük ve F/M oranının da 1’den büyük olduğu projelerin ekonomiye faydalarının, maliyetlerinden fazla olduğu kabul edilir. Buna göre, bu kriterler, bir projenin gerçekleşmesinde ekonomik anlamda kamu yararının olup olmadığını ölçebilen, sayısal olarak olarak ifade edilen kriterler olarak kabul edilebilir.

2.4. Sürdürülebilir Kalkınma ve Madencilik

Yaklaşık son 40 yıldır bütün dünyada, ekonomik faaliyetlere yaklaşımlarda “sürdürülebilir kalkınma” kavramının esas alınması gerektiği savunulmaktadır.

Sürdürülebilir kalkınma kavramı esas olarak yenilenebilir kaynaklara uygulanan bir kavramdır. Bu kavramın mineraller gibi tükenebilen kaynaklara uygulanması görece yenidir. Yenilenemeyen kaynaklar söz konusu olduğunda sürdürülebilir kalkınma, böylesi kaynakların işletilmesi sonucunda sağlanacak ekonomik, sosyal ve kültürel refahı, toplumun uzun vadeli yükseltme/arttırma yeteneği/gücü olarak tanımlanabilmektedir.

Sürdürülebilir kalkınma kavramında, madencilik sektörü söz konusu olduğunda şu ilkeler gözetilmelidir:

- Ekonomik açıdan, gelecekteki kalkınmayı temel alan, ulusal, bölgesel ve yerel kalkınmaya katkıda bulunmalı.

- Sosyal açıdan, madenin işletilmesi/geliştirilmesi için meşruluk, eşitlik mümkün olabilecek en geniş uzlaşma sağlanmalı.

-  Çevresel açıdan, bir madencilik projesinin geliştirilmesi ve işletmeye alınması aşamalarındaki olumsuz etkisini en aza indirecek önleyici tedbirler alınmalı.

Kanada’da, Doğal Kaynaklar Kanada (Natural Resources Canada - NRCan) madencilik sektörü için sürdürülebilir kalkınmayı şöyle tanımlamaktadır:

“Madencilik için sürdürülebilir kalkınma; mineral (ve metal) ürünlerin en verimli, rekabetçi ve çevresel açıdan sorumlu biçimde bulunması, çıkarılması, üretilmesi, değerlendirilmesi (değer katılması), kullanılması, yeniden kullanılması, geri dönüşümü (recyling) ve gerektiğinde bertaraf edilmesi”dir.

2.5. Kamu Yararı Açısından Madencilik

Mineral kaynaklar insanlığa bir mirastır ve yararlanma hakkı, üzerinde yaşayan topluma aittir. Hemen hemen bütün ülkelerde, diğer doğal kaynaklar gibi mineral kaynakların da kamuya/topluma ait olduğu kabul edilmektedir.

Madencilik faaliyetlerinin, mineral yatağının aranmasından maden işletmesinin kapanmasına kadar olan her safhasında, geniş ve dar anlamlarında toplum ve çevre üzerinde olumlu ya da olumsuz ciddi etkileri olabilmektedir. Madenciliğin topluma şu tür etkilerinden söz edilebilmektedir.

- Bilinen gerçekleri yinelemeden belirtilmelidir ki, madencilik olmaksızın bir yaşam düşünülemez.

- Doğru yapılandırılmış ve iyi yönetilen bir madencilik sanayiinden ülkeler çok yarar sağlayabilmektedir. Çünkü madencilik; Devlete gelir, döviz kazancı (ya da tasarrufu) sağlar; ulusal kalkınmayı, özellikle pazardan/gelişmiş yörelerden uzak yerlerdeki bölgesel ve yerel kalkınmayı hızlandırır; fiziksel altyapının (yol, su, elektrik, telekomünikasyon, kanalizasyon, okul, hastane vb) gelişmesine katkıda bulunur; doğrudan ya da dolaylı ek istihdam sağlar; ülkenin mesleki ve teknik becerilerini arttırır ve teknoloji edinimini kolaylaştırır; mal ve hizmet biçimindeki girdileri ve çıktılarının işlenmesi sayesinde ileriye ve geriye doğru bağlantılarıyla ülke ekonomisinin çeşitlenmesine yardım eder; ekonominin belirli merkezlerin dışına yayılmasına, bölgelerarası gelişmişlik farkının azaltılmasına ve iç göçün önlenmesine katkıda bulunur.

- Yeni bir maden işletmesi, üretici güçlerin gelişmesine olumlu yönde bir müdahaledir. Şöyle ki: Bir mineral kaynağı işletilmez ise, yöredeki ekonomik ve toplumsal yapı çok büyük olasılıkla uzun süre olduğu gibi kalacak; işletilmesi durumunda ise, değişecektir. Mineral kaynağı işletildiğinde gereken işgücünün bir kısmı yakın köy ve kasabalardan temin edilir. Yöre halkının (köylülerin) bir kısmı da işletme nedeniyle gelişen hizmet sektöründe çalışır. Maden işletmesi ölçeğinin büyüdüğü, mekanizasyon düzeyinin arttığı ve ömrünün uzadığı ölçüde bölge sanayileşebilir, pazara eklemlenebilir ve bir cazibe merkezine dönüşebilir. Mineral yatağının aranmasına yönelik çalışmalarla başlayan bu süreç yörede, varsa feodal ya da yarı feodal ilişkilerin tasfiyesine, köylülüğün işçiliğe evrilmesine, yaşamın modernleşmesine yol açar. Marksist teori açısından bu süreç üretici güçlerin gelişmesine katkı anlamına gelmektedir. Marksist teoriye göre tarihin ilerlemesinin kaynağı üretici güçlerdeki gelişmelerdir. Çünkü üretici güçlerdeki gelişme, üretim ilişkilerindeki gelişmeye yol açar. (Meta üretiminde kullanılan üretim araçları, aletler, makineler, üretimde kullanılan girdiler, yani ham ve yardımcı maddeler, malzemeler, enerji, su, insan gücü, bilgi, beceri, deneyim, iş alışkanlığı, teknoloji bilgisinin tümü, üretici güçleri oluşturur. )

- Toplumsal ve bireysel gereksinmelerin karşılanmasına yönelik pek çok faaliyet gibi, madencilik de doğal çevreye pek çok açıdan risk oluşturabilmektedir. İşletme yöntemi, zenginleştirme prosesi ve atıkların tür, miktar ve özelliklerine ve alınan önlemlere bağımlı olarak canlı doğaya zarar verebilmekte, topoğrafyayı değiştirebilmekte, yeraltı ve yer üstü su kaynaklarını kirletebilmekte, önemli miktarda atık oluşturabilmekte, gürültü yapabilmekte, toz çıkarabilmekte; mineral kaynağının bulunduğu ve çevresindeki araziyi olumsuz etkileyebilmekte ve tarım, ormancılık ve hayvancılığa zarar verebilmektedir.

- Kimi zamanlarda, bir madenin geliştirilmesi için köy ya da mezra gibi yerleşim yerlerinin taşınması gerekebilmektedir. Bu gibi durumlarda madencilik göçe neden olabilmekte, yerleşik kimi kültürlerin ya da alışkanlıkların değişimine/erozyonuna yol açabilmektedir.

3. BAZI ÜLKELERİN MEVZUATLARINDAKİ İLGİNÇ BAZI HÜKÜMLER

Diğer ülkelerin madencilik yasalarının, kamu yararına yönelik ne gibi hükümler içerdiğini belirleyebilmek amacıyla internette yapılan araştırmada Queensland Eyaleti-Avustralya, Güney Afrika Cumhuriyeti, Hollanda, Polonya, Cezayir, Angola, Filipinler ve bazı görece küçük ülkelerin madencilik yasaları ile İsveç, Çin, İran, Hindistan, Ekvator ve Rusya madencilik yasalarının kimi hükümlerinden söz eden makalelere erişilebilmiş ve anılan kaynaklar incelenmiştir. İncelenen yasalardan bazılarının sistematikleri ve kimi hükümleri örtüşmekle birlikte, bu konuda tek bir doğrunun geçerli olamayacağı, her ülkenin kendi koşullarına uygun yasa yaptığı söylenebilmektedir. Adı geçen ülkelerden yalnızca ilk dördünün madencilik yasalarındaki kamu yararı açısından dikkat çeken bazı hükümler aşağıda özetlenmektedir. Yasaların bütünlük içinde anlam ifade edebildikleri, bağlamlarından koparılarak özetlemenin yanlış ya da eksik algılamalara yol açabileceği de dikkate alınmalıdır. Söz konusu kaynakların ve erişilebilecek diğer ülke mevzuatlarının daha ayrıntılı incelenmesi ile yeni bazı ilginç hükümlere de rastlanabilecektir.

3.1. Avustralya (Quensland Eyaleti) Mineral Kaynaklar Yasası

Yasanın amaçları arasında; prospeksiyon, arama ve madencilikle ilgili arazi ihtilaflarını minimize etmek; Devlete madencilikten uygun mali getiri sağlamak; prospeksiyon, arama ve madencilik faaliyetlerinde sorumlu arazi koruma yönetimini özendirmek, bulunmaktadır. Prospeksiyon, arama ve işletme/madencilik için ayrı izinler söz konusudur. Bu izinler, ancak uygun nitelikteki kişilere verilebiliyor. Prospeksiyon izni başvurusunda, söz konusu arazinin durumu ve sahipliği hakkında da bilgi istenmekte ve prospeksiyon izni devredilememektedir. Bir kişinin aynı anda, doğrudan ya da dolaylı olarak ikiden fazla maden arama talebinin (mining claim) olmasına izin verilmemektedir. (Bu talep için prospeksiyon aşamasından sonra başvurulabilmekte ve karar süreci bizdeki ÇED sürecine benzetilebilmektedir.) Arama izni başvurusunda; yapılacak işlere ilişkin iş programı; her yıl tahsis edilecek insan kaynağı ile teknik ve mali kaynaklar; başvuru öncesinde o saha ile ilgili olarak toplanan verilerin ayrıntısı; başvuru sahibinin mali ve teknik kaynaklarının ayrıntısı ve gerekli görülebilecek diğer bilgilerin verilmesi gerekmektedir. Bakanlık, sunulan bilgilerden tatmin olmazsa izin vermemektedir. İlgili yasayı daha önce ihlal etmiş olanlara da arama izni verilmemektedir. Arama izni için verilen alan, ikinci yıldan itibaren periyodik olarak azaltılıyor. Mineral Geliştirme İzni/Lisansı (Mineral Development Licence) veriliyor. Bunun için, cevher yatağının değerlendirilmesi ve ekonomik işletilmesi için gerekebilecek çalışmalar, fizibilite raporu, metalürjik testler, çevresel araştırmalar, pazarlama araştırması, mühendislik ve tasarım çalışmaları vb isteniyor. İşletme lisansı için; bu konuda niye izin verilmesi gerektiğine ilişkin gerekçeler, önerilen madencilik programı ve yöntemi, gerekli altyapı, tahmin edilen insan kaynağı, teknik ve mali kaynaklar, başvuru sahibinin mali ve teknik kaynakları gibi bilgiler isteniyor.

3.2. Güney Afrika Mineral ve Petrol Geliştirme Yasası

Yasanın amaçları arasında; ülkede ekonomik gelişmeyi ve mineral ve petrol kaynaklarının geliştirilmesini desteklemek; istihdamı arttırmak ve bütün G. Afrikalıların sosyal ve ekonomik refahlarını ilerletmek; madencilik ve üretim hakkını elinde bulunduranların, çalıştıkları alandaki/bölgedeki sosyo-ekonomik kalkınmaya katkıda bulunmalarını sağlamak, ibareleri de bulunmaktadır. Mineral ve petrol kaynaklarının bütün G. Afrika halkına miras ve Devletin bütün G. Afrikalıların yararı için onların emanetçisi/yediemini olduğu belirtilmektedir. Arama, işletme vb hakları elinde bulunduranların yapabilecekleri faaliyetler belirtilmiştir. Örneğin, lisans sahiplerinin arama yapabileceği, mineralleri çıkarabileceği, su yasasına uygun olarak akarsuları, gölleri vb kullanabileceği, sondaj vd madencilik işlemlerini yapabileceği hüküm altına alınmıştır. Çevre yönetim planı olmaksızın, arazi sahibine bilgi verilmeksizin arama, prospeksiyon, teknik işlemler vb yapılamıyor. İzinler ilgili bakanın yazılı izni olmaksızın devredilemiyor, tali sözleşmeye konu olamıyor, ipotek edilemiyor. Ön arama (Reconnaisance), prospeksiyon ve madencilik için ayrı izinler/haklar veriliyor. Ön arama izni (Reconnaisance Permission); başvuru sahibinin, ön arama işlerini, ön arama iş programına göre yürütebilecek mali kaynakları ve teknik yeteneği varsa; tahmin edilen maliyet, önerilen iş programı ile uyumlu ise verilebiliyor. Prospeksiyon hakkı için ek olarak; Bakanlığın, söz konusu izin adil rekabeti engelleyecekse ve başvuru sahibinin söz konusu mineral kaynakların kontrolünü yoğunlaştırıyorsa izin vermeyeceği hükmü de var. Prospeksiyon sırasında yığınsal üretim için Bakanın yazılı izni olmalı. Bölge müdürünün izni olmaksızın sondaj karotları, logları ve kayıtları bertaraf edilemiyor. Madencilik Hakkı verilebilmesi için gereken şartlar arasında; mineralin optimum iş programına göre işletilmesi, başvuru sahibinin önerilen madencilik işlemlerini optimum düzeyde yürütebilecek mali kaynağa ve teknik yeteneğe sahip olması, finansman planının düşünülen madencilik işlemleri ve onların süresi ile uyumlu olması, madenciliğin çevreye etkisinin kabul edilebilecek düzeyde olması da bulunmaktadır. Ruhsat uzatma isteklerinde de ÇED, rehabilitasyon maliyeti, detaylı madencilik iş programı isteniyor. Bir izin, Bakanın yazılı onayı olmaksızın devredilemiyor, tali sözleşmeye konu olamıyor. Madenlerin ülke dışında zenginleştirilmesi Bakanın izni ile mümkün olabiliyor. Bakana verilecek raporlar arasında denetimi yapılmış bilânço, kâr-zarar hesabı vb de olmalı. Elde Tutma İzni (Retention Permit) diye bir kavram var. Aranmış, fizibilitesi yapılmış, var olan koşullarda ekonomik olmadığı belirlenmiş bir saha için, en çok 3 yıllığına bu hak tanınabiliyor. Mineral kaynakların işletilmesinin şimdiki ve gelecekteki kuşaklara hizmet etmesini sağlamak için; prospeksiyon ve madencilik işlemleri, bu işlemlere yönelik projelerinin planlanmasına ve uygulanmasına sosyal, ekonomik ve çevresel faktörleri de entegre ederek; sürdürülebilir kalkınmanın genel kabul görmüş ilkelerine uygun olarak yürütülmeli. Mineraller ve Madencilik Geliştirme Kurulu (Minerals and Mining Development Board) var. Bu kurulda sektörün çeşitli kesimleri temsil ediliyor. Bir işletmenin, kârın belirlenmiş bir miktardan daha fazla azalmasına ya da işçi sayısının tanımlanmış bir miktardan daha fazla azalmasına yol açacak biçimde küçültülmesinin/durdurulmasının gerektiği durumlarında, ruhsat sahibi, anılan Kurulu bilgilendirmeli; Kurul durumu inceledikten sonra Bakana önerilerde bulunmalı, Bakan da gerekli danışmalardan sonra yapılacakları ruhsat sahibine bildirmeli. Bu Kurul, minerallerin madencilik programına uygun olarak optimum biçimde işletilmediğini saptarsa, madencilik hakkı sahibinin mali ve teknik durumunu ve piyasa koşullarını da inceleyerek, iznin/hakkın iptalini isteyebiliyor.

3.3. Hollanda Madencilik Yasası

Minerallerin aranması, üretilmesi ve maddelerin yerin yüz metreden daha derin kısımlarına depolanması amacıyla yapılan işler, kamu yararına işler olarak adlandırılıyor. Üretim lisansı, lisansa konu mineraller ekonomik olarak üretilebilecekse (fizibl ise), verilebiliyor. Başvuru sahibinin teknik ve mali yeterliliği, faaliyetlere ilişkin yöntem, verimlilik ve topluma karşı sorumluluk vb esas alınarak üretim ve yer altında depolama için lisans başvurusu reddedilebiliyor. Başvurular onaylanmadan önce, olası itirazlar için bir süre ilan ediliyor. Lisans devirleri Bakanlığın yazılı iznine tabi. Lisans sahibinin mali ve teknik yeteneğindeki değişikliğe ve faaliyetlerin lisansa uygun yürütülmemesine bağımlı olarak lisans geri alınabiliyor. Bakanlık belirli koşullarda üretim planını reddedebiliyor. Bakanlık izni olmadan, maddelerin yer altında depolanması yapılamıyor. Minerallerin üretimi, üretim planına göre yapılmalı. Üretim planı onaya tabi. Hidrokarbonların aranmasına ve üretimine Devlet ortak olarak katılabiliyor. Bakana danışmalık yapan on üyeli Madencilik Konseyi diye bir organ var. Bakan AB Komisyonuna yıllık rapor göndermeli. Raporda hidrokarbonların aranması ve işletilmesine ilişkin bilgiler, lisans verilen kişi sayısı, hidrokarbonların tahmini rezervi belirtilmeli. Madenlere Devlet adına nezaret eden bir organ (State Supervision of Mines) var. Görevi, madenlerin aranmasını ve işletilmesini kontrol etmek. Madencilik faaliyetlerinden bedensel zarar gören kişileri tazmin etmek için kurulmuş bir fon var (Garantee Fund Mining Damage). Fona madenciler ödeme yapıyor.

3.4. Polonya Jeoloji ve Madencilik Yasası

Prospeksiyon, arama ve işletme için ayrı imtiyaz veriliyor. Prospeksiyon ya da arama imtiyazı başvurularında jeolojik iş programı da sunulmalı. Kamu zararı oluşmayacaksa, birine verilmiş ayrıcalık başka birine devredilemiyor. İmtiyaz verilen kişi, madencilik tesislerinin kapatılmasında kullanılmak üzere bir bankada bir fon oluşturmalı. Fona aktarılacak –yıllık- miktar madencilik türüne göre değişiyor. Jeolojik çalışmalar, yalnızca uygun niteliklere sahip kişilerce yürütülebiliyor. Bu kişilerde aranacak özellikler, jeolojik çalışmanın türüne göre değişiyor ve bu özellikleri, merkezi otorite ya da yerel otoriteler belirliyor. Sözü edilen özelliklerin sertifikalarla kanıtlanması gerekiyor. Önerilecek jeolojik çalışma programı onaya tabi. Çalışma programında; jeolojik çalışmanın amacı ve bu amaca ulaşmak için izlenecek yol, zaman çizelgesi, özellikle yeraltı suyu dahil çevre koruma önlemleri de bulunmalı. Jeolojik çalışmaların sonuçları, yatağın hidrojeolojik ve diğer mühendislik jeolojisi koşullarını ayrıntılı olarak kapsayacak biçimde belgelendirilmeli ve yorumlanmalı (Yeraltı su kaynaklarının korunmasına özel önem veriliyor.). Devletin jeolojik çalışmalar sonucu elde edilen bilgilere sahip olma hakkı var ve gerektiğinde bu hakkı satabiliyor. İlgili Bakan; jeolojik çalışmalarda iş programının ayrıntısı, mineral yatağının ekonomik yaşayabilirlik kriterleri, numune toplama, saklama vb prosedürleri, yatak geliştirme planının koşulları, çevre koruma koşulları, yatağın işletilmesinde teknik kapasite gibi konuları belirleme yetkisine sahip. Her madencilik alanı için bir yerel arazi kullanım planı hazırlanmalı. Her bir madencilik tesisi için bir çalışma planı hazırlanmalı ve planlar onaya sunulmalı. Girişimci, madencilik tesislerinin işletilmesiyle ilgili olası hasarları ve bunları önlemek için uygulanacak tedbirleri, mesleki riskleri vb bildirmeli. Yatağın rasyonel yönetimi, imtiyazın devamı için bir koşul. Tesislerde çalışacakların eğitilmesi önemseniyor.

4. MADENCİLİĞİMİZDEKİ BAZI TEMEL SORUNLAR

Kamu yararı bakış açısı ile madenciliğimizde varlığı saptanabilen bazı sorunlar aşağıda beş alt başlık altında toplanmıştır.

4.1. Mevzuattan Kaynaklanan Sorunlar

1) Anayasamızda ve diğer ilgili yasa ve yönetmeliklerde, madenlerin işletilmesinde kamu yararının (da) gözetilmesi gerektiğine ilişkin hiç bir hüküm bulunmamaktadır. Kamuya ait olan servetlerin/kaynakların işletilmesinde -kim işletirse işletsin- sahibinin (kamunun) yararının gözetilmesi gerektiğine ilişkin bir hükmün bulunmaması önemli bir eksikliktir. Oysa yürürlükteki Anayasa’da devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu belirtilen kıyılarda (Madde 43 ) “... sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir” ve mülkiyetinin devredilemeyeceği belirtilen devlet ormanlarında (Madde 169) “...kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.” hükümleri ile kamu yararı gözetilmektedir.

2) Maden arama ve işletme ruhsatı verilecek kişilerde hiç bir yeterlilik aranmamaktadır. Maden Yasasının 6’ıncı maddesine göre, medeni hakları kullanmaya ehil TC vatandaşlarına, madencilik yapabileceği statüsünde yazılı TC Kanunları’na göre kurulmuş tüzel kişiliği haiz şirketlere, bu hususta yetkisi bulunan kamu iktisadi teşebbüsleri ile müesseseleri, bağlı ortaklıkları ve iştirakleri ile diğer kamu kurum, kuruluş ve idarelerine maden hakkı verilebilmektedir. Maden hakkı teriminin muğlak bir ifade olduğu bu vesileyle belirtilmelidir. Madenlerin aranması ve işletilmesi için ruhsat verirken teknik bilgi, finansman, kurumsal kapasite gibi konularda yeterlilik aranmaması; mineral yatağının çağdaş teknolojiyle uyumlu, yatağın ve piyasanın gerektirdiği optimum ölçekte işletilmeme olasılığını baştan kabul etmek anlamına gelmektedir. Oysa, kamu kaynakları üzerinde yapılan hemen her tasarrufta, üçüncü kişilerde belirli koşullar aranmaktadır. Örneğin; (i) kamu kurumları/kuruluşları, hemen her türden mal ve hizmeti ihale ile tedarik etmekte ve bu ihalelerde, isteklilerin mali gücü, makine ve ekipman parkı ile istihdam ettiği teknik elemanlar için bazı koşullar öne sürmekte; belirtilen koşullara sahip olmayanların tekliflerini dikkate almamaktadır; (ii) AB ve Kalkınma Ajansları gibi ulusal ya da bölgesel kalkınmayı desteklemek isteyen kamu niteliğindeki kurumlar, örneğin 20.000 TL hibe vereceğinde bile, başvuru sahibinin mali, teknik, idari, kurumsal vb kapasitesini dikkate almakta; bu kapasiteleri belirli bir düzeyin üstünde olmayanlara hibe vermemektedir. Kamu kurum/kuruluşları görece düşük değerdeki kamu kaynaklarını harcarken ya da birilerine tahsis ederken bile isteklilerde kimi yeterlilikler ararken, çok değerli olduğu her fırsatta yinelenen mineral kaynakları işletme ayrıcalığı verilen kişilerde hiç bir yeterlilik aramaması vahim bir çelişkidir.

Başvuru sahiplerine hiç bir yeterlilik aranmadan ruhsat verilmesi, ruhsat spekülasyonuna ve mineral kaynaklarının uzun süre atıl kalmasına da neden olmaktadır. Örneğin, dördüncü grup madenler için arama ruhsat süresi, ruhsat sahibine hiç bir yükümlülük getirmeksizin otomatik olarak beş yıla uzatılabildiğinden, bu gruptaki çoğu arama ruhsatlı sahada, arama amaçlı hiç bir faaliyet yapılmadan, ruhsatlar sahiplerinin üzerinde beş yıl kalabilmektedir. Buna göre, halen geçerli olan yaklaşık elli bin adet arama ruhsatlı sahanın en azından kırk bininde hiç bir arama yapılmadan ruhsatın iptal edileceği; o sahalar için yeniden ihaleye çıkılacağı ve o sahalarda sonraki yıllarda da hiç bir işlem yapılmayacağı söylenebilmektedir. Bu işleyiş ilgili kamu kurumunun/Bakanlığın iş yükünün gereksiz yere artmasına ve mineral kaynaklarının atıl tutulmasına neden olmaktadır.

3) Maden Kanunu Uygulama Yönetmeliği ekinde yer alan işletme proje formatı (Ek Form-6) yetersiz olup, bu yetersizliği pek çok temel soruna yol açmaktadır. Aslında işletme ruhsatlarının, kapsamlı ve nitelikli yapılabilirlik (fizibilite) raporlarına dayanarak verilmesi gerekmektedir. İşletme projeleri, nitelikleri bir yana, bir yapılabilirlik raporunda bulunması gereken kimi kritik araştırmaları içermemektedir. Örneğin İşletme Projesi formatında; (i) proje kapsamında üretilecek ürüne/ürünlere yönelik sektör ve pazar analizi yer almamakta; bu durum, proje ile üretilecek ürünün/ürünlerin görünür vadede öngörülen fiyat, kalite ve miktarda satılabilip satılamayacağının önemsenmemesi anlamına gelmektedir; (ii) projenin kârlılığı, yıllık işletme kârı, geri önüş süresi, kâra geçiş noktası gibi paranın zaman değeri dikkate almayan, projenin kârlılığını ölçmede pek çok sakınca içeren yöntemlerle ölçülmekte; bu durum bir mineral yatağının kârlı olmadığı halde kârlı imiş gibi algılanabilmesine yol açabilmektedir (Bilindiği gibi, kârlı olarak işletilemeyecek bir mineral yatağının, maden yatağı sayılmaması ve var olan koşullarda işletilmemesi gerekir); (iii) projenin ülke ekonomisi açısından değerlendirilmesine yönelik yöntem ve kriterler yetersizdir. Çünkü, formatta yer alan “Projenin Ülke Ekonomisine Katkısı” başlığı altında istenen “gelir ve kurumlar vergisi”, “devlet hakkı”, “işçilerden kesilen vergilere ilişkin bilgiler” gibi kriterler, projenin ulusal ekonomiye gerçek anlamda katkısını ölçmede yetersizdir. İlgili kurumun yeterli görebildiği işletme projelerini yurt içinde ve yurt dışındaki, başta finansman kurumları olmak üzere, hemen hiç bir kurumun kabul etmemesi, projelerin niteliğinin bir göstergesi olarak kabul edilmektedir.

4) Araştırma sırasında aşağıdaki sorunlar dile getirilmiş ve bu sorunların madencilik faaliyetlerini olumsuz etkilediği, madenciliğe yatırımları caydırdığı belirtilmiştir.

a) İzin Yönetmeliği ve uygulaması sorunludur: Özellikle işyeri açmak için gereken “Gayrı Sıhhi Müessese İzni”ni belediyelerden almak çok sorunlu bir süreç; lokanta, kahvehane, eğlence yerleri vb için oluşturulmuş kuralların madenciliğe uygulanması doğru değil; mevzuatın uygulanmasında belediyelerin izin vermedeki kriterleri objektif değil, sübjektiftir; yerleşim yerlerinden çok uzaktaki işletmelerde böylesi şartları aramak anlamlı değil; bu iznin şart koşulması, belediyelere ve il özel idarelerine gelir sağlamak amacını taşıdığı izlenimini vermektedir, oysa bu amaca, madenciyi uğraştırmadan başka mekanizmalarla da ulaşılabilir; bu uygulama madencileri yıldırıcı ve caydırıcı etki yapmakta, doğal kaynakları atıl bırakmaktadır; bu anlamda Anayasa Mahkemesinin bu maddeyi iptal etmesi isabetli olmuştur.

b) Teminatlar yüksektir: Bu yakınmanın, madencilerin mali güçleri ile ilişkili olduğu ve göreli önem taşıdığı kabul edilmelidir.

c) Madenciliğe verilen teşvikler yeterli değildir: Devlet organize sanayi bölgeleri inşa edip oraya yol, su, elektrik, ulaşım vb sağlayarak orada iş yapanlara destek verirken, madencinin, ihtiyaç hissettiği bütün altyapıyı kendisinin yapması gerekmekte, bu durum madencilikte yatırım maliyetlerini yükseltmekte ve bazı yatakların işletilme olasılığını azaltmaktadır.

d) Mevzuat karmaşık ve sorunludur: Mevzuat karmaşık, çok ayrıntılı ve anlaşılması zordur. Madenci sürekli olarak birilerine bir şeyler hazırlatmak zorunda kalmaktadır. Ayrıca, her hükmün katı biçimde uygulanmak istenmesi durumunda madencilerin çalışabilmesi mümkün olamayacaktır. Öte yandan mevzuatta, kimi durumlara ilişkin boşluklar da vardır. Örneğin; (i) aynı sahada farklı işler için görevlendirilmiş taşeronların bulunması durumunda, daimi nezaretçi, iş güvenliği uzmanı, iş güvenliği mühendisi gibi yasa gereği bulundurulması gereken teknik elemanların sorumluluk alanları tanımlanamamaktadır; (ii) aynı saha için geçerli olan maden, jeotermal ve yenilenebilir enerji kaynaklarının ruhsat hukukları birbirlerini süreç yönünden (özellikle İR ruhsatlı maden sahalarını) olumsuz etkilemektedir.

e) Madenlerin ihracatı özendirilmektedir: İhracatta KDV istisnası olması bunun kanıtıdır. Bu durum, potansiyel katma değer kayıplarına ve istihdam fırsatlarının kaçırılmasına neden olmaktadır.

4.2. Uygulamadan Kaynaklanan Sorunlar

1) Mineral yatakları yeterince aranmadan işletmeye alınmaktadır. Bir başka ifade ile, çağdaş standartlara göre aranmış sayılamayacak sahalarda işletme aşamasına geçilmesi için işletme ruhsatı verilebilmektedir. İşin daha başında madencilik sürecini irrasyonel bir kulvara aktaran bu anlayış sektörde öylesine normal karşılanmakta, öylesine içselleştirilmiş durumda ki, bu uygulamayı tüm taraflar (ilgili kamu kuruluşundaki mühendisler/yöneticiler, madenciler ve müşavir mühendisler) kabul edebilmekte ve savunabilmektedir. Yetersizliği bilinen arama çalışmalarına ilgili kurumun/Bakanlığın göz yumması gerektiği savunulurken şu gerekçe öne sürülmektedir: “Sondaj yapmak çok pahalıdır. Madencilerin çoğunun, bilimsel anlamda bir arama için gerekli sondajı yapabilecek finansman gücü yoktur. Gerekli miktarda sondajın şart koşulacak olması durumunda, sektör yabancıların kontrolüne geçer ve sektörde tekelleşme olur.” Bu vesileyle belirtilmelidir ki; Türkiye’deki mineral kaynak ve rezervlerin genellikle küçük olduğu yargısında, sahaların yeterince aranmamış olmasının önemli payı vardır.

Öte yandan, arama faaliyetlerinde bedelleri ağır olan önemli hatalar yapılabilmekte ve bu bedelleri toplum ödemek zorunda kalmaktadır. Geçmiş yıllarda bazı kamu ve özel kuruluşlar tarafından yapılan bir çok sondajdaki lokasyon, derinlik, karot alımı, analiz yönetimi vb’deki hatalar nedeniyle pek çok termik santral ve zenginleştirme tesisi yıllardır düşük verim ve kapasite kullanım oranı ile çalışmış ve halen çalışmaktadır. Örneğin, arama sürecindeki hataların santral tasarımına yansıması nedeniyle, yaklaşık 2000 MW gücündeki bir termik santralın üretebileceği kadar elektrik enerjisinin üretilemediği ilgililer tarafından ifade edilebilmektedir

2) İlgili kamu kuruluşunda proje ve raporlar, genellikle yalnızca biçimsel açıdan incelenmekte, esasa yönelik nitelikli biçimde incelenmemekte; faaliyetler yeterince sorgulanmamakta, değerlendirilmemekte ve denetlenmemektedir. Örneğin, belirtilen miktarda sondajın ya da jeolojik etüdün gerçekten yapılıp yapılmadığı, belirtilen karotların gerçekten alınıp alınmadığı, analizi yapan laboratuarın güvenilir olup olmadığı, uygulanan arama teknik ve teknolojilerinin uygun olup olmadığı, faaliyetlerin belirtilen nitelik ve nicelikte olup olmadığı sorgulanmamakta ve bu faaliyetlerin uygunluğu değerlendirilmemektedir. Bu nedenle de, etütlerin güvenilirliği her zaman sorun olmakta; mevzuatta yer alan belgelerin madenciden istenmesi yasak savma anlamının ötesine geçememektedir. İşin daha acı tarafı da; yapılan etütlere ilişkin sağlıklı kayıtlar tutulmadığı ve envanter oluşturulmadığı için, bir arama ruhsatının herhangi bir nedenle düşmesi halinde, yeni ruhsat sahibinin önceki etütlerden yararlanmasının mümkün olamaması ve sahada yeni etütler yapmak zorunda kalmasıdır. (Kimi durumlarda söz konusu etütlerin yapılmadığı halde yapılmış gibi gösterilebildiği savlanmaktadır.). Bu durum kaynak ve zaman israfına neden olmaktadır.

3) Arama döneminde başlayan denetim yetersizliği maden işletmesi ömrü boyunca sürebilmektedir. Uygulamada, pek çok maden işletmesinde faaliyetler taşeron eliyle yürütülmekte ve madenciler çoğunlukla taşeron ekiple, siparişe bağlanmış miktar üzerinden anlaşmaktadır. Taşeron ekip nezaretçisi her şeye karar verdiği için teknik nezarteçiyi (mühendisi) çoğu zaman dikkate alan olmamaktadır. Bu durumda, teknik nezaretçilik uygulaması da bir başka formaliteyi yerine getirmekten öte bir anlam taşımamaktadır. Denetim yetersizliği, hem mineral kaynakların israfına, çevrenin tahribine/kirlenmesine, işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından riskler oluşmasına neden olmakta hem de mühendislik mesleği ile mühendis onurunu zedelemektedir.

4) Demiryolu ağının yetersizliği girdi çıktıların karayolu ile taşınmasına ve bu da taşıma maliyetinin artmasına ve sonuçta mineral kaynaklarımızın rekabet gücünün azalmasına neden olmaktadır.

5) Hukuk devleti anlayışı ile bağdaşmayan bazı uygulamalar kaynak ve zaman israfına neden olmakta ve bu gibi durumlar, önünü görmeden yatırım yapmak istemeyen sermayenin madenciliğe yatırım yapmada duraksamasına yol açmaktadır: Örneğin;

a) Mevzuatın uygulanması, iktidarlara ve onlarla birlikte gelen yöneticilere göre değişebilmektedir. Dahası, aynı dönemde, birimler ve kişiler arasında yorum ve uygulama farklılıkları da olabilmektedir.

b) ÇED sürecinde sorunlar yaşanmaktadır. Bakanlıkta bu işle ilgilenenlerin sayısının az olması ve işlere yetişmelerinin mümkün olmaması kirli ilişkilere yol açabilmektedir.

c) Madenin aranmasına yönelik harcamalar yapıldıktan sonra, işletmeye alma aşamasında izin alınamadığı için madenin işletilemediği durumlar olabilmektedir.

d) Madencilik yapılmasıyla yaratılabilecek önemli miktarda katma değer, rasyonel olmayan gerekçelerle engellenebilmektedir. Örneğin, bir yörenin avlak alanı olduğu gerekçesi ile madenciliğe izin verilmemektedir. Benzer durum mera ve orman alanları için de geçerlidir. Nerenin mera olduğu subjektif olarak belirlenebilmekte; otun bile görünmediği alan, orman alanı olarak tanımlanabilmektedir. Böylesi durumlar öznel değerlendirmelere ve dolayısıyla da kirli ilişkilere yol açabilmektedir.

e) Devletin/Bakanlığın, madencilik faaliyetlerini tam olarak kontrol edemediği ifade edilmektedir. Bu durum, mineral kaynakların kaçak (izinsiz) işletilmesine ve otorite boşluğundan yararlanmak isteyen bazı kişilerin/grupların rant peşinde koşmasına yol açabilmektedir.

f) Kamu kuruluşlarının ruhsat almadan istedikleri yerden malzeme çıkarabilme ayrıcalıkları, denetlenemediği durumlarda, istismar edilebilmekte ve bu durum kaynakların talanına yol açabilmektedir. Şöyle ki: kamu kuruluşları istihraç faaliyetlerini taşeron aracılığıyla yaptırmakta, taşeron, yeterince denetlenemediği durumlarda, ürettiklerinin bir kısmını piyasaya kayıt dışı satabilmektedir.

g) Madencinin izin alacağı kurumlar arasında uyum ve koordinasyon eksikliği bulunmaktadır. Örneğin; (i) bir madenci, orman idaresi izin vermediği için işletmeye başlayamamış, ama sahayı işletmediği için de ilgili kurum/Bakanlık ona ceza yazabilmiştir; (ii) hidroelektrik ya da rüzgar enerjisi santralı yapılacak alanlara maden ruhsatı verilmiştir. (iii) Çevre ve Orman Bakanlığı her yere ruhsat verilmesinden yakınabilmektedir; (iv) bazı kurumlar, belirli alanları madenciliğe yasaklayabilecek biçimde koruma alanı ilan edebilmektedir (Örneğin; bir madenci ruhsat alıp arama yapıyor, ancak sonra öğreniyor ki, ilgili belediye orayı koruma alanı ilan etmiş.).

h) Madenlerin ihracatında madenin nereden alındığı/çıkarıldığı sorulmadığı için, özellikle krom ve mermer sektörlerinde kaçak işletmecilik özendirilmiş olmaktadır.

i) Medyada madenciliğe yapılan bilinçsiz saldırılar, kamu görevlilerini olumsuz etkilemekte ve onların yasal izinleri vermekten çekinmelerine ve korkmalarına neden olabilmektedir.

4.3. Kurumsal Yapıdan Kaynaklanan Sorunlar

Türkiye madencilik sektörünün kurumsal açıdan en önemli eksikliği, dünyada madencilik sektöründe her açıdan (teknolojik, hukuksal, yönetsel, ekonomik, ticari, toplumsal vb) olanı biteni izleyecek, Türkiye’deki temel mevzuat, kurumsal yapı ve uygulamalardaki eksiklik, aksaklık ve ihtiyaçları belirleyecek, minerallerin aranması ve işletilmesiyle ilgili ulusal politikaların oluşturulmasında ve uygulanmasında etkili rol alacak, minerallerin aranması ve işletilmesiyle görevli kamu kurumlarının faaliyetlerini koordine edecek, sektörün nabzını tutacak, madencilere yol gösterecek, personelinin niteliği ve niceliği açısından güçlü bir kamu kurumunun (Bakanlığın ya da Genel Müdürlüğün) olmayışıdır. İlgili kurum ruhsat verme ve izleme işlemlerine boğulmuş, anılan türden işlevlerle başından beri hemen hiç ilgilenmemiştir. Meslek odalarının ve sivil toplum örgütlerinin çabaları da var olan açığı kapatmaya yetmemektedir. İlgili kurum ile ilgili olarak şu sorunlar dile getirilmektedir:

1) Yönetiminde süreklilik olmadığı, yöneticileri çok sık değiştiği, üst düzey yöneticiler kurum dışından geldiği için, yöneticiler zamanlarının önemli bir kısmını, kurumu tanımak ve işleri öğrenmekle geçirmekte ve kurum etkin yönetilememektedir.

2) Üstlendiği görevleri yerine getirmede zorlanıyor. Var olan personel işlere yetişemediğinden işler çok yavaş yürümekte ve madenlerin kaçak işletilmesiyle mücadelede yeterli olunamamakta ve bu durum da kirli ilişkilere zemin hazırlamaktadır.

3) Kurumun bilgisayar sistemi (donanımı ve yazılımı), işleri daha da hızlandırmada ve ihtiyaçları karşılamada yeterli değildir. Örneğin kaç tane kalker ruhsatı var sorusuna cevap alınamamakta; elli bin adet ruhsatlı sahanın ruhsat harçları için elli bin adet yazının yazılması; bütün ruhsat başvurularının Ankara’dan yapılması gerekmektedir.

4) İş akışı rasyonel değildir. Bir dosya sonuçlanıncaya kadar bir kaç şubeye gitmekte ve bu nedenle işlerin süresi gereksiz biçimde uzamakta; madenci işini sürekli takip etmek zorunda kalmaktadır. Kimi durumlarda bir saha için alınan Devlet Hakkından daha fazla kırtasiye harcaması yapılabilmektedir.

4.4. Madencinin Yapısından Kaynaklanan Sorunlar

Türkiye’de elli bin dolayında ruhsat olduğundan hareketle binlerce “madenci” olduğu söylenebilmektedir. Bunların arasında, mali ve teknik açıdan güçlü, deneyimli ve donanımlı insan kaynağına sahip kurumsallaşmış madenciler olduğu gibi; kulaktan dolma bilgilerle hayal peşinde koşan, sanayiciden çok defineciyi çağrıştıran, mali açıdan güçsüz ya da ruhsat ticaretinden başka bir amacı olmayan “madenciler” de vardır. Ne yazık ki çoğunluğu ikinci gruptandır. Örneğin, 2007 yılında on bin İR sahibinden yalnızca yaklaşık beş bini ruhsat harcını ödeyebilmiştir. Şimdilerde (2009 ilk çeyreğinde) harcını ödeyebilenlerin sayısı üç bini bulamamıştır. Bir başka ifade ile madencilerin yaklaşık üçte ikisi ruhsat harcını bile ödeyebilecek güçte değildir. İşçisinin, mühendisinin ücretini bile ödeyemeyen, ruhsat harcını bile yatıramayan madencilerin çoğunlukta olması, madenciliğimiz açısından önemli bir talihsizliktir.

Madencilerden kaynaklanan sorunlar şöyle özetlenebilmektedir:

1) Madencilerin çoğu, mali gücü olsa bile, arama ve maden geliştirme çalışmalarına yeterince kaynak ayır(a)mamaktadır. Yeterli düzeyde aranmamış bir sahada rasyonel madencilik yapılabilmesi mümkün değildir.

2) Mali açıdan güçsüz madencilerin, büyük ölçekli üretim yapabilecek, mineralleri daha ileri düzeyde işleyebilecek tesislere yatırım yapabilmesi de mümkün değildir. Oysa madencilikte ölçek ekonomisi çok önemlidir ve minerallerin daha ileri düzey işlenmesi kamu yararınadır.

3) Madenciliği yeterince bilmeyen, doğru algılayamayan, önüne çıkan fırsatları sağlıklı biçimde değerlendirebilecek teknik bilgisi olmayan ve bu konuda uzman mühendise danışma gereği duymayan sermaye sahiplerinin sektöre girmeleri çeşitli sorunlara yol açabilmektedir. Bu tür sermaye sahipleri örneğin; (i) yaptığı yatırımın kısa zamanda geri dönmesini bekleyebilmekte, bu beklentisi gerçekleşmeyince madenin işletilmesini aksatacak tutumlar takınabilmektedir; (ii) kamu kurumlarınca ruhsat devri amacıyla ya da rödevans karşılığı işletilmek üzere yapılan ihalelere adeta “gözü kapalı” girebilmekte, ihale üstünde kaldığında umduğu ya da ilan edilen rezerv ve/veya kaliteyi bulamayınca zor duruma düşebilmekte, sorunu yargıya taşıyabilmekte, sahaların atıl tutulmasına neden olabilmektedir. MİGEM, MTA, Eti Maden, TKİ, TTK gibi kamu kuruluşlarınca yapılan bu tür ihalelerin dosyalarında rezerv, kalite vb’ne ilişkin yanıltıcı bilgilere sıkça rastlanması da, kamu kuruluşlarının durumunu göstermesi açısından üzerinde durulması gereken ayrı bir sorundur. İşi bilmeden, doğru dürüst arama yapılmamış sahalarda madenciliğe girişmiş ve batmış çok kişi olduğu ifade edilmektedir.

4) Madencinin yetersizliği, hazırladığı belgelerin sorunlu olmasına ve bu belgelerin ilgili kuruluşun iş yükünün fazladan artmasına, yazışmaların uzamasına neden olmaktadır.

4.5. İnsan Kaynaklarından Kaynaklanan Sorunlar

1) Madencilik sektörünün çeşitli kesimlerinde görev yapan ve çoğu mühendis olan insan kaynağının nitelik ortalaması ne yazık ki düşüktür. Bunun, öğretim kurumlarından ve öğretim sürecinden kaynaklananlara ek olarak çeşitli nedenleri vardır.

2) Türkiye’deki mevzuata göre, üniversiteden yeni mezun ya da uzun yıllar yalnızca bir alanda çalışmış her mühendis nerede ise sektördeki tüm işleri yapabilme hakkına sahiptir. Örneğin, yeni mezun bir jeoloji mühendisi her tür minerale ilişkin arama raporunu; yeni mezun bir maden mühendisi her tür işletme projesini hazırlayabilmekte/imzalayabilmekte; 15-20 yıl yalnızca sondaj işinde çalışmış bir maden mühendisi, her tür işletmede teknik nezaretçilik yapabilmektedir.

3) Sektörün çeşitli kesimlerinde (MİGEM’de, KİT’lerde, MTA’da, müşavirlik sektöründe, maden işletmelerinde) çalışan mühendislerin, kendilerini yenileme, çağdaş teknolojiyi izleme zorunluluğu olmadan, mesleğini yıllarca sürdürebilme hakkı vardır. Çünkü mühendislerin, bilgi düzeylerini geliştirmeleri için hiç bir zorlayıcı etmen bulunmamakta; yaptıkları iş çoğunlukla ciddi biçimde denetlenmemekte, niteliksiz hizmetleri için de yaptırım uygulanmamaktadır.

Yeterli bilgi ve beceriye sahip olmadığı halde sorumluluk üstlenebilen mühendislerin, yetkinlik kazanıncaya değin hata yapmama olasılıkları düşüktür. Bu nedenle, bu “özgürlük” ortamı da mineral kaynaklarına, doğal çevreye, insan sağlığına, madencilere ve madencilik sektörüne yatırım yapmak isteyenlere telafisi mümkün olamayacak zararlara neden olabilmektedir. Yine bu nedenledir ki, pek çok ülkede, proje ve raporları hazırlayacak kişilerin konusunda yetkin olması ve yetkinliklerinin güvenilir kurumlarca onaylanmış olması istenmektedir. Yurt dışındaki kuruluşlara rapor/proje hazırlamak durumunda kalan meslektaşlarımızın, işleri kendileri yaptıkları halde raporları/projeleri, akredite edilmiş kurumlarca tanınan –yetkin- mühendislere/jeologlara imzalatmak ve bu imzalar için bedel ödemek zorunda kalmaları ülke maden mühendisleri açısından çok acı bir durumdur.

5. ÖNERİLER

Yukarıda sıralanan sorunlardan da anlaşılabileceği gibi, öznesi (mineral kaynaklar) kamuya ait olan bir sektör rayından çıkmıştır. Bu yapının sürdürülebilirliği yoktur, olamaz ve olmamalıdır. Dolayısıyla, madenciliğimizin her alanında (mevzuatta, mevzuatın uygulanma sürecinde, kurumlarda, insan kaynağında, mühendislik mesleğinin niteliğinde ve icra biçiminde, ahlâki değerlerin gözetilmesinde) en kısa süre içinde köklü dönüşümlere ihtiyaç vardır.

Madenciliğimizin sorunlarına farklı açılardan yaklaşıldığında farklı çözüm önerilerini de geliştirmek mümkündür. Bu araştırmada yalnızca kamu yararı konu edildiğinden, öneriler de yalnızca kamu yararının gözetilmesine yönelik olmuştur. Aşağıda yer alan önerilerin tartışılmaya muhtaç olduklarını, tartışıldıkça yetkinleşebileceklerini; önerilerin tartışılması sürecinde, madenciliğimizde yaşanan tüm sorunların, ülkedeki ulusal ve bölgesel kalkınma planlarının, başka ülke mevzuatlarının, kurumsal yapılarının ve uygulamalarının daha ayrıntılı incelenmesinde yarar olduğu özellikle belirtilmelidir.

5.1. Temel İlkelere İlişkin Öneriler

1) Madenciliğimizin doğru yapılandırılmış bir biçimde gelişmesi, Türkiye’nin toplumsal ve ekonomik kalkınmasının hızlandırılmasına katkıda bulunabilecektir. Bu nedenle, ülke mineral kaynaklarının aranmasına mümkün olduğunca daha fazla kaynak tahsis edilmeli, arama çalışmaları özendirilmeli; varlığı bilinen kaynaklardan en kısa sürede maksimum biçimde yararlanmaya çalışılmalıdır.

2) Mineral kaynaklar insanlığa bir mirastır ve bu kaynaklardan yararlanma hakkı, üzerinde yaşayan topluma aittir. Bu nedenle, mineral kaynakların işletilmesinde, kim işletirse işletsin, “toplum yararı” olmazsa olmaz bir koşul olmalıdır.

3) Bir mineral yatağının işletilmesinde toplum yararının olup olmadığının değerlendirilmesinde, sürdürülebilir kalkınma ilkesi esas alınmalıdır.

4) Sürdürülebilir kalkınma açısından, madencilik yatırımlarına ilişkin kararlarda teknik, teknolojik, hukuksal, kurumsal ve mali/ticari değerlendirmelere ek olarak ekonomik, çevresel, toplumsal ve kültürel açılardan yapılacak değerlendirmeleri de kapsayan bütünsel (entegre) değerlendirmeler esas alınmalı; bu değerlendirmeler madenin kapatılması sonrasındaki dönemi de kapsayacak biçimde madenin ömrü boyunca yinelenmelidir. Bir mineral yatağının işletilmesine yönelik yatırım projelerinin bütünsel değerlendirilmesinde kamu yararının da saptanması durumunda o mineral yatağının işletilmesine izin verilebilmelidir. Bu nedenle, bir mineral yatağının işletilmesine yönelik yatırım projelerinin her açıdan yapılabilirliği araştırılmadan, o yatağın işletilmesi savunulmamalı ya da işletilmesine karşı çıkılmamalıdır.

5) Madencilik yatırım projelerinin ulusal ekonomi açısından değerlendirilmesinde, birden fazla faktörü dikkate alan ve halen AB’nin finansmanına katıldığı projelerde hesaplanmasını istediği Ekonomik İç Kârlılık Oranı, Ekonomik Net Bugünkü Değer gibi kriterler kullanılabilmelidir. Gerektiği durumlarda, bu kriterlere alternatif olabilecek kriterler de Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) gibi kurumlarca geliştirilmelidir.

6) Bütünsel değerlendirmeler arazilerin alternatif kullanım alanlarını ve fırsat maliyetlerini de içermelidir. Bu nedenle, Türkiye’de arazi kullanım planları sağlıklı olarak ve kısa sürede hazırlanmalıdır. Arazi kullanım planlarının sağlıklı olabilmesi için de, ülke mineral kaynak varlığına ilişkin temel bilgilerin mümkün olduğunca üretilmiş olması gerekmektedir.

7) Bütünsel değerlendirmelerde kullanılacak yöntem ve kriterler, var olan ulusal ve bölgesel kalkınma plan ve yıllık programlarını da dikkate almak durumundadır. Bu tür yöntem ve kriterlerin pek çoğunu belirlemek, kamu gücünü, çok disiplinli çalışmaları ve özel uzmanlıkları gerektirmektedir. Bu nedenle bütünsel değerlendirme yöntem ve kriterlerinin DPT koordinatörlüğünde geliştirilmesi ve ilgili tüm taraflarca uygulanması için gerekli mevzuat değişikliğinin yapılması ve uygulayıcıların eğitilmesi gerekecektir.

8) Bütünsel değerlendirme yöntem ve kriterleri geliştirilirken, madenciliğin olumlu ve olumsuz etkilerinin (fayda ve maliyetlerinin) topluma adil biçimde dağıtılması ilkesine özen gösterilmelidir.

9) Bütünsel değerlendirmeler, madenin aranması, işletilmesi ve kapatılması sonrasındaki süreyi de kapsayacak biçimde, çok boyutlu ve çok disiplinli çalışmaları gerektirmektedir. Bu nedenle, madencilik projelerinin yapılabilirlik araştırmaları ehil/yetkin/uzman kişilerden oluşmuş ekiplerce gerçekleştirilmelidir.

10) Mineral kaynaklarının aranması ve işletilmesinde çağdaş teknoloji kullanımı esas alınmalıdır. Çağdaş teknoloji, ancak mali ve teknik açıdan güçlü ve deneyimli madencilik kuruluşlarının üstesinden gelebileceği bir olgudur. Bu nedenle, arama ve işletme ruhsatı/lisansı verilecek kişilerde mali, teknik ve kurumsal yeterlilik mutlaka gözetilmelidir.

5.2. Mevzuata ilişkin öneriler

1) Anayasanın 168’inci maddesine, tabii servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesinde kamu yararının da gözetilmesi gerektiğine ilişkin bir hüküm eklenmelidir. Benzer bir hüküm, Maden Yasasında da bulunmalıdır. Yeni Anayasa yapımına ilişkin çalışmaların yeniden başlayacağına dair beklentilerin arttığı önümüzdeki dönemde, bu önerinin dillendirilmesi için uygun bir ortam oluşabilecektir.

2) Maden Yasası (doğru adlandırma ile Madencilik Yasası) ve ona bağlı olarak da Uygulama Yönetmeliği yenilenmelidir. Yeni yasa daha sistematik, daha derli toplu ve yakın ya da orta vadede değiştirme ihtiyacı duyulmayacak biçimde, aceleye getirilmeden, tüm tarafların katılımıyla ve diğer ülkelerin deneyimlerinden de yararlanarak hazırlanmalıdır. Yeni madencilik yasasının hazırlıklarında şu hususların da dikkate alınmasında/tartışılmasında yarar vardır:

a) Pek çok ülkede olduğu gibi arama dönemi 2 ya da 3 aşamaya (ön arama, prospeksiyon ve arama gibi) ayrılmalı; her aşama için ayrı ruhsat/lisans verilmelidir. Her aşamaya ilişkin ruhsat/lisans verme süreci, mineral yataklarına ve çevreye telafisi mümkün olamayacak zararların verilmesini ve gereksiz zaman kayıplarını önleyebilecek biçimde yeniden tasarlanmalı; her aşama ruhsatı/lisansı için istenecek bilgi ve belgeler ile bunların nitelikleri ve incelenme yöntemleri belirtilmeli; arama döneminde istenecek belgeler arasında çevre yönetim planı da bulunmalıdır. Bir aşama başarılı biçimde sonuçlandırılmadan ve o aşamada umut vaad eden nitelikli veriler üretilmeden, sonraki aşamaya geçilmemelidir. Yukarıda tanımlanan bütünsel değerlendirmeye göre her açıdan yapılabilirliği ortaya konabilen projelere işletme ruhsatı/lisansı verilmelidir.

b) Kimi durumlarda, şartlı arama ruhsatı verilebilmesi ve Bakanlar Kuruluna, madencilik yapılamayacak alanları belirleme yetkisi tanınması tartışılmalıdır.

c) Ruhsat/lisans devri izne tabi olmalıdır. Ruhsatı/lisansı devralacak kişilerde de teknik, mali ve kurumsal yeterlilik gözetilmelidir. Mineral kaynaklara karşı ağır suç işleyenlere yeni ruhsat/lisans verilmemelidir (Kamu ihale mevzuatındaki benzer hükümler hatırlanmalıdır).

d) Ruhsat/lisans verirken tekel oluşturma riski gözetilmelidir. Bu konuda gerekiyorsa, Rekabet Yasasında düzenleme yapılmalıdır.

e) Özellikle sondajlı arama faaliyetlerinden maksimum yararın elde edilebilmesi için aramaların, hidrojeoloji ve jeoteknik alanlarında da nitelikli veriler üretilecek biçimde yapılması sağlanmalı; aramalarda üretilen veriler ilgili kamu kurumunda depolanabilmeli ve gerektiğinde başkaları tarafından da kullanılabilmelidir. Bu amaçla, bir sahaya ilişkin arama ruhsatının/lisansının süresi, işletme ruhsatı/lisansı alınamadan sona ererse ya da arama ruhsatı/lisansı iptal edilirse, o sahayla ilgili olarak yapılmış bütün arama faaliyetlerine ilişkin belgeler yorumlarıyla birlikte ilgili kamu kurumuna verilmeli, sondajlarla alınan karot örnekleri korunabilmeli; ilgili kurum da gerektiğinde, bu bilgi ve belgeleri aynı sahanın bir sonraki arama ruhsatı/lisansı sahibine, gerekiyorsa bedeli karşılığında, aktarmalıdır.

f) Rezervi küçük sahalarda yapılacak küçük ölçekli madencilik için ayrı bir düzenleme yapılması ya da var olan mevzuata hüküm konulması tartışılmalıdır. Çünkü, büyük ölçekli madencilik için kurgulanmış hükümler, küçük ölçekli madencilikte yeterli olamamakta, sorunlara yol açabilmektedir.

g) Gelecekte büyük sorunlar çıkarmaya aday konulardan olan bazı atıkların/maddelerin (radyoaktif atıklar, karbondioksit, vb gibi) yeraltında depolanması konusunun şimdiden kontrol altına alınabilmesi için, yasaya ilgili hükümler konulmalıdır.

h) Mineral kaynakların, konuyla ilgili tarafların haklarının ve mühendislik mesleği ile mühendisin saygınlığının korunması açısından; ilgili tüm kamu kurumlarında yalnızca, ehil/yetkin olan, ehil/yetkin olduğu güvenilir bir kurumca garanti edilen kişilerin hazırladıkları, akredite edilmiş labratuvarların sonuçlarına dayalı, uluslararası standartlardaki proje, rapor vb’ne itibar edilmelidir.

i) Madenciliğe verilecek teşvikler, madenciliği geliştirebilecektir. Bu nedenle yerli madencilere uygulanacak, madenciliğe özgü bir teşvik sistemi oluşturulmalı; küçük ölçekli madenciliğe özgü ayrı bir teşvik sistemi tartışılmalıdır. Minerallerin ek katma değer yaratacak biçimde ileri düzeyde işlenmesine yönelik yatırımlar, devletin öncülüğünde/ortaklığında yapılabilmeli, alt yapıya (yol, enerji, iletişim, insan gücünün eğitimi, mineral varlığının ileri düzeyde aranması gibi) devlet desteği verilmelidir

j) Minerallerin işlenmeden ihracı yasaklanmalı, en azından izne tabi olmalıdır.

k) Mineral, jeotermal ve yenilenebilir enerji kaynakları ruhsat/lisans süreçlerinin birbirlerini etkilememesi için, ilgili kuruluşlarla işbirliği içinde gerekli mevzuat değişikliği yapılmalıdır. Maden arama ruhsatlarının verilmesi aşamasında böyle çakışmaların önüne geçilebilmesi durumunda, arama faaliyetlerine gereksiz yere zaman ve para harcanması önlenebilecektir.

5.3. Uygulamaya İlişkin Öneriler

1) İlgili kurum/Bakanlık, kendisine sunulacak proje, rapor vb belgeyi titizlikle incelemeli (ya da anılan belgelerin hazırlanma süreçlerini iyi kontrol etmeli); arama ve işletme dönemlerinde ani ve habersiz denetimler de yapmalı; iş ve işlemleri hızlandırabilecek yöntemleri bulmalı/uygulamalı (Örneğin, madencinin işleri tek masada/birimde çözümlenebilmeli); sektöre ilişkin istatistiksel bilgileri belirli periyotlarla kamuoyuna sunmalıdır. Madenci, evraklarının/işinin nerede ve hangi aşamada olduğunu internetten öğrenebilmeli, dileyen herkes ilgili kurumun/Bakanlığın gizli sayılamayacak bilgilerine kolayca erişebilmelidir. İlgili kurum/Bakanlık işini iyi yaptığı ölçüde, madenciliğimizde iyileşme olacaktır.

2) Madencilikle ilgili kurumlar arasında koordinasyon sağlanmalıdır.

3) MTA mineral aramalarında aktif rol almalı, ileri düzeyde aradığı sahaları ihale etmelidir.

4) Ahlâki değerlere sektördeki her kesimin (mühendisler, işverenler, işçiler, kamu kesimi gibi) itibar etmesi sağlanmalı; sektördeki tüm örgütler bu konuda çaba harcamalıdır.

5) Hukuka aykırı ya da öznel karar ve tutumlara müsamaha gösterilmemeli ve etkin yaptırımlar uygulanmalıdır.

6) Madenciler, ihtiyaçlarına uygun olarak, yönetim, maliyet analizi, pazar bilgisi, kalite sistemleri, verimliliğin arttırılması, yeni teknolojilerin geliştirilmesi ve uygulanması gibi enstrümanların tasarım ve uygulanması konularında desteklenmelidir. Bu konularda, örneğin, AB fonlarından yararlanılabilir. Bu amaçla, Türkiye’nin Doğu kesimindeki 12 Düzey II bölgesindeki illerin yararlanabildiği Katılım Öncesi Yardım Aracı (IPA) kapsamındaki programlardan olan Bölgesel Rekabet Edebilirlik programı akla ilk gelen bir olanaktır.

5.4. Kurumsal Yapıya İlişkin Öneriler

1) İlgili kurum/Bakanlık, dünyada madencilik sektöründe teknoloji, ticaret, mevzuat, madenciliğin finansmanı vb konularda olup biteni izleyecek; Türkiye’deki mevzuat, kurumsal yapı, uygulama ve insan kaynaklarındaki eksiklikleri belirleyecek, sektörün nabzını tutacak, madencilere yol gösterecek, edindiği bilgileri yayınlarıyla ve başka yollarla sektöre duyuracak, minerallerin aranması ve işletilmesiyle ilgili ulusal politikaların belirlenmesinde ve uygulanmasında etkin rol alacak, ilgili kurumlar arasında etkin işbirliği ve koordinasyonu sağlayacak, insan kaynağı açısından güçlü bir kurumsal yapı haline getirilmelidir. Var olan kurumun böylesi bir yapıya dönüştürülmesi mümkün olamıyorsa, bu işlevleri yerine getirecek yeni bir kurum oluşturulmalıdır.

3) Kurumsal yeniden yapılandırma tartışmalarında, lisans verme ve denetleme işlevlerinin ayrı kurumlara verilmesi de değerlendirilmelidir. Böylesi bir ayrık yapı hem işleri hızlandırabilecek hem de çapraz denetimi sağlayabilecektir.

4) İlgili kurumda çağdaş bilişim sistemlerinden yararlanarak işlemler hızlandırılmalıdır. Kurumun taşra örgütlenmesi ve/veya il özel idareleri bünyesinde yeni birimlerin oluşturulması ve bu birimlerin  küçük ve orta ölçekli işletmeleri denetleyebilmesi tartışılmalı; en azından bazı işlemlerin yalnız Ankara’dan değil, Türkiye’nin her tarafından da yapılabilmesi sağlanmalıdır.

5) Gerek makro düzeydeki politikaların ve gerekse mikro düzeydeki yatırımların tasarım ve uygulanmasında ilgili tüm paydaşların kararlara katılabilmesi ve herkesin sektörle ilgili bilgilere kolay erişebilmesi için saydam, hesap verebilir organ, sistem ve süreçler oluşturulmalıdır. Bu anlamda, ilgili kamu kurumu kişilerce değil, sektörün çeşitli kesimlerinin temsil edilebildiği, iktidarlarla değişmeyen, üyeleri nesnel kriterlerle seçilen kurullarca yönetilmelidir.

5.5. Madencinin Yapısına İlişkin Öneriler

Minerallerin aranması ve işletilmesi için ruhsat/lisans verilecek kişilerde mali ve teknik yeterlilik aranması, inceleme ve denetimlerin lâyıkıyla yürütülmesi durumunda, madencinin yapısı kendiliğinden düzelebilecektir. Kazanılmış haklar için Devletin sağlayacağı geçici destek ve eğitimler, amaca ulaşmada yarar sağlayacaktır.

5.6. İnsan Kaynaklarına İlişkin Öneriler

Kamu yararı, sektördeki her faaliyette nitelikli insan gücünü, özellikle nitelikli mühendisi gerektirmektedir. Sektörde (kamu kurum ve kuruluşlarında, işletmelerde ve müşavirlik alanında) çalışacak mühendislerin mesleğini iyi bilmeme, mesleğindeki gelişmeleri izlememe hakkı olmamalıdır. Mesleğini iyi bilmeyen, mesleğindeki gelişmeleri iyi izlemeyen mühendislerin kamusal varlıklar olan mineral kaynaklar üzerinde karar verme, proje, tasarım vb yapma, yönetme vb hakkı olmamalıdır. Pek çok ülkedeki uygulamaya benzer biçimde, sektörde görev yapacak mühendislerin sertifikasyona dayandırılması ve yaşam boyu eğitimi sağlanmalı; her iş yalnızca uygun niteliklere sahip kişilerce yapılabilmeli ve bu niteliklerin tanımlanmasında ve kontrolünde titizlik gösterilmelidir.

7. YARARLANILAN KAYNAKLAR

1) Devlet Yatırım Bankası; Proje İnceleme ve Değerlendirme Rehberi, 1982, Ankara.

2) Kayadelen, M.; Madencilik Yatırım Projelerinde Temel Kavramlar, Madencilik Projelerinin Hazırlanması ve Değerlendirilmesi Eğitimi III, Seminer Notları içinde; TMMOB Maden Mühendisleri Odası Sürekli Eğitim Merkezi, 2008, Ankara.

3) Brown, M.; Country mining law updates;

4) http://www.mayerbrown.com/public_docs/Country_MiningLaw_Alert.pdf

5) Uzunkaya, Z., C.; Ticari ve Ekonomik Analizin Karşılaştırılması, Madencilik Projelerinin Hazırlanması ve Değerlendirilmesi Eğitimi III, Seminer Notları içinde; TMMOB Maden Mühendisleri Odası Sürekli Eğitim Merkezi, 2008, Ankara.

6) Ürün, D. ve Karadağ, Y. ; Görüşme, Şubat 2009, Ankara.

7) Saraç,O.;Kamu Yararı Kavramı;   http://portal1.sgb.gov.tr/calismalar/yayinlar/md/md139/O.%20SARAC.pdf

8) Downing, E. T., Moles J., McIntosh, I., Garcia-Downing, C.; Indigenous Peoples and

9) Mining Encounters: Strategies and Tactics;

http://www.ted-downing.com/Publications/Indigenous%20peoples%20and%20mining%20encounters.pdf

10) European Commission, Directorate General Regional Policy Guide to Cost-Benefıt Analysıs of investment projects; Structural Funds, Cohesion Fund and Instrument for Pre-Accession; Final Report, 16/06/2008; http://ec.europa.eu/regional_policy/sources/docgener/guides/cost/guide2008_en.pdf

11) The World Bank; Mining and Poverty Reduction; http://web.worldbank.org/WBSITE/EXTERNAL/TOPICS/EXTOGMC/0,,contentMDK:20246101~menuPK:509413~pagePK:148956~piPK:216618~theSitePK:336930,00.html

12) World Bank and International Finance Corporation; Mining Reform and the World Bank; Providing A Policy Framework For Development;

13) http://siteresources.worldbank.org/INTOGMC/Resources/miningreformandtheworldbank.pdf

14) Report On Mining And Communities Workshop; http://www.camma.org/docs/Santo%20Domingo%20Declaracion%20Eng.pdf-

15) http://www.natural-resources.org/minerals/education/docs/Mineral%20Law%20&%20Policy-Unit1.pdf

16) Third Conference of Mining Ministries of the Americas, Declaration of Buenos Aires;

17) http://www.camma.org/docs/Buenos%20Aires%20Declaration-Eng.pdf

18) Natural Resources Canada; http://nrcan-rncan.gc.ca/mms-smm/poli-poli/sus-dur/mon-mon-eng.htm

19) Geological and Mining Law of Republic of Poland; http://www.mos.gov.pl/dgikg/english/legal_provisions/geological_and_mining_law.pdf

20) Netherlands Mining Act; http://www.nlog.nl/resources/ENGVERTMIJNBOUW100103.pdf

21) Angola Mining Law; http://www.botschaftangola.de/wirtschaft/beschluesse_gesetze/mining_law.pdf

22) Mining Law of The Dominican Republic; http://www.dgm.gov.do/leyminera146/Law%20146%20About%20Minig%20in%20the%20DR.pdf

23) Mining Law of the Lao PDR; http://freelao.tripod.com/id54.htm

24) Guatemala Mining Law; http://www.mem.gob.gt/Portal/MEMDocuments/DGM/Ley/mining%20law%20and%20its%20regulation.pdf

25) PDR of Algeria Mining Act 2001; http://www.mem-algeria.org/fr/legis/mining_act_2001.pdf

26) Queensland Mineral Resources Act 1989; http://www.legislation.qld.gov.au/LEGISLTN/CURRENT/M/MineralReA89.pdf

27) S. Africa Mineral And Petroleum Development Act 2002; http://www.info.gov.za/view/DownloadFileAction?id=68062

28) Tanzania Mining Act, 1998; http://www.parliament.go.tz/Polis/PAMS/Docs/5-1998.pdf

29) Mining Law For The Republic of Equatorial Guinea; http://www.equatorialoil.com/pdfs/2006%20Mining%20Law_English.pdf

30) Philippine Mining Act of 1995; http://www.psdn.org.ph/chmbio/ra7942.html

31) Namibia Mineral Act, 1992; http://www.mme.gov.na/mines/acts/act_minerals.html

32) Solomon Island Mines and Minerals Act, 1996; http://www.paclii.org/sb/legis/consol_act/mama175/

33) A Guide to Mineral Legislation and Regulations in Sweden; http://www.geonord.org/law/minlageng.html

Belirtilen internet adreslerine Eylül/2008-Mart/2009 tarihleri arasında farklı günlerde  erişilmiştir.

0302012