Evet, Türkiye Taşkömürü Kurumuna (TTK) özgü yasal düzenlemelerin kaldırılıp, Zonguldak (ya da pek çok resmi belgede geçtiği adıyla Ereğli) Taşkömürü Havzasındaki madencilik faaliyetlerinin Maden Kanunu kapsamına alındığı vb iddialar yıllardır tekrarlana gelen bir şehir efsanesidir, gerçekle ilişkileri yoktur. Bu iddiaları ne yazık ki, “5177 Sayılı Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun”un yürürlüğe girdiği 2004 yılından beri kamu kuruluşları ile meslek odaları temsilcileri ve Zonguldak milletvekilleri dâhil pek çok gerçek ve tüzel kişi, çeşitli vesilelerle dile getirmektedir. Her duyduğumda ya da okuduğumda gülümseyip geçtim, nasılsa bir gün gerçeklerle yüzleşirler diye düşündüm. Ama aradan yaklaşık 19 yıl geçtiği halde bu efsanenin öznesi sayılabilecek kuruluşun (TTK’nın) web sitesinde bu iddiayı tesadüfen görünce gülemedim, üzüldüm ve bu yazıyı yazmak kaçınılmaz oldu.

TTK’nın web sitesinin “Tarihçe” sayfasındaki ilgili ifade aynen şöyle: “5 Haziran 2004 tarih ve 25483 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 26.5.2004 tarih ve 5177 sayılı ‘Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına ılişkin Kanun’ hükümleri çerçevesinde TTK’ya özğü yasal düzenlemeler kaldırıldı, Kömür Havzası ‘maden kanunu ‘ kapsamına alındı.

Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına ılişkin Kanun Tasarısının 23. maddesiyle, Maden Kanununun Ek 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirildi. (...)” (Tekrarlamalar ve yazım hataları Kuruma aittir. Son erişim tarihi: 26.01.2023.)

Anılan 5177 Sayılı Yasa’nın 12’nci, 19’uncu ve 23’üncü maddeleri TTK’yı ve/veya Havza kömür madenciliğini doğrudan ilgilendirmektedir. 38’nci maddesi de yürürlükten kaldırılan düzenlemelerle ilgili. Yazı konusuyla ilgileri olmadığı için 12’nci ve 19’uncu maddeler üzerinde durmaya gerek yok. 23’üncü madde 3213 Sayılı Maden Kanunu’ndaki Ek 1’inci maddeyi değiştiriyor. Maddenin değiştirilmiş biçimindeki yazı konusuyla ilgili olan birinci ve üçüncü fıkralar aynen şöyle:

“Ek Madde 1- 3867 sayılı Ereğli Kömür Havzasındaki Ocakların Devletçe İşlettirilmesi Hakkında Kanun ile Devletçe işlettirilmesi kararlaştırılan Ereğli Kömür Havzasındaki madencilik faaliyetleri bu Kanun hükümlerine tâbidir.”

“Sınırları Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenen Ereğli Kömür Havzasındaki taşkömürlerini işletmeye ve hukuku uhdesinde kalmak şartıyla işlettirmeye Türkiye Taşkömürü Kurumu yetkilidir.”

Mevzuatın bilinmemesinden ve/veya hatalı yorumlanmasından kaynaklanan bu tür iddialar 5177’nin yasalaşma süreci ve sonrasında TTK web sitesinde yer aldığı gibi de, farklı biçimlerde de ifade edilmiştir. Örneğin; “Ana statüsü ile yönetilen TTK Maden Kanunu kapsamına alındı, böylelikle taşkömüründeki devlet tekeli kaldırıldı,” “Rödovans meselesiyle TTK Maden Kanunu’na doğru sürüklenmiştir,” “TTK’nın kendi kanunu var, Maden Kanunu’na ihtiyacı yok.” Kendi içlerinde de mantıksal açıdan sorunlu olan bu ifadeleri tercüme edersek iddialar beş başlık altında toplanabilir: (1) TTK’ya özgü yasal düzenlemeler vardı, 5177 ile kaldırıldı; (2) TTK 3213 kapsamında değildi, rödovans meselesi yüzünden 3213 kapsamına alındı; (3) TTK 3213 kapsamına alındığı için taşkömüründeki devlet tekeli kaldırılmış oldu; (4) TTK Ana Statüsü ile yönetilmektedir, Ana Statü, TTK yönetimine taşkömürü kaynaklarını rödovans karşılığı işlettirme yetkisi vermektedir; (5) TTK’nın kendi kanunu var, 3213’e tabi olmadan faaliyetlerini sürdürebilir.”

Bunlardan “5177 ile TTK’ya özgü yasal düzenlemeler kaldırıldı” iddiasının gerçekle bağdaşmadığını kanıtlamak kolay. 5177’nin 38’nci maddesine bakıldığında, bu yasayla yürürlükten kaldırılan düzenleme, madde ve ifadeler arasında TTK ile ya da Havzadaki kömür madenciliğiyle doğrudan ilgili olanının bulunmadığı görülebilecektir. Yürürlükten kaldırılan düzenlemeler 6.6.1901 tarihli Taşocakları Nizamnamesi, taşocaklarıyla ilgili bir kanun ve Maden Kanunu içindeki bazı maddeler ile bazı maddelerdeki bazı ifadelerdir. İddia sahipleri TTK’ya özgü hangi düzenlemelerin kaldırıldığını da belirtmemektedir.

Diğer iddialar birbirleriyle ilişkilidir. Bunların neden doğru olmadıkları; bunların ve Maden Yasası’nda 5177 ile yapılan anılan değişikliklerin hangi vesileyle ve kimler tarafından gündeme getirildiklerinin anlaşılabilmesi ve irdelenebilmeleri için Havza kömürlerinin devletçe işletilmesine karar verildiği 1940 yılından 5177’nin yasalaşmasına kadar giden süreçteki önemli olayları ve bu olaylara ilişkin bazı kamu idarelerinin görüşlerini bütünlük içinde ve kronolojik olarak ele almak gerekecektir. Bu yazıda bunlar yapılmaya çalışılmıştır. Yazıda, 5177’nin kabul edildiği tarihteki mevzuat esas alınmıştır. İlgili mevzuatta sonraki yıllarda değişiklikler yapılmıştır.

Olaylar ve Bazı Görüşler

1) TTK, Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumunun (TKİ) Ereğli Kömürleri İşletmesi (EKİ) adlı bir müessesesi iken 19.10.1983 tarih ve 2929 Sayılı İktisadi Devlet Teşekkülleri ve Kamu İktisadi Kuruluşları Hakkında Kanun’la ayrı bir iktisadi devlet teşekkülüne dönüştürüldü. EKİ, 1940 yılında yürürlüğe giren 3867 Sayılı Ereğli Kömür Havzasındaki Ocakların Devletçe İşlettirilmesi Hakkında Kanun’a dayanılarak çıkarılan 15.10.1940 tarih ve 2/14547 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Devlet tarafından işletilmesine karar verilen taşkömürü kaynaklarını işletmek üzere Etibank bünyesinde kuruldu ve TKİ’nin kuruluşuna (1957) kadar Etibank’a bağlıydı. 1940 yılında 1867 yılında kabul edilmiş olan Ereğli Kömür Madeni Hümayunu İdaresi Hakkındaki Nizamname (Dilaver Paşa Nizamnamesi) ile 1906 yılında kabul edilmiş olan Maadin Nizamnamesi yürürlükteydi.

2) 1942 yılında 4268 Sayılı Madenlerin Aranması ve İşletilmesi Hakkında Kanun kabul edildi. 1954 yılında 6309 Sayılı Maden Kanunu kabul edildi ve Maadin Nizamnamesi, Dilaver Paşa Nizamnamesi ile 4268 yürürlükten kaldırıldı. 1985 yılında 3213 Sayılı Maden Kanunu kabul edildi ve 6309 yürürlükten kaldırıldı.

3) TTK’nın 6309 ve öncesindeki ilgili düzenlemelere tabi olup olmadığı hiç önemsenmemiş olmalı ki, 3213 yürürlüğe girdikten sonra, ne olmuşsa, bu kanun hükümlerine tabi olup olmadığı önemsenmiş. Dönemin TTK yönetimi oluşan tereddüdü giderebilmek için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının (ETKB) görüşüne başvurmuş. ETKB Maden Dairesi (Bugünlerdeki MAPEG’in o günlerdeki karşılığı) de 31.01.1986 tarihli yazısıyla, TTK’nın 3213 kapsamında olması için Kanun’da herhangi bir düzenleme olmadığından, TTK’nın 3213’e tabi olmadığını belirtmiş.

3213’ün incelenmesiyle kolaylıkla anlaşılabilecek bir konuda TTK’nın tereddüt edişi bir yana, tüm ilgili mevzuatı uygulamakla yükümlü bir idare olan Maden Dairesi böyle bir kanaate nasıl sahip olabilmiş, anlaşılabilir gibi değil. 3213’te, kapsanan her gerçek veya tüzel kişi için ayrı düzenlemeler mi var ki, TTK için herhangi bir düzenleme olmadığından, TTK’nın 3213’e tabi olmadığını bildirmiş?

Bir kanunun neleri kapsadığı ve neleri kapsamadığı, o kanunun amaç, kapsam, tanımlar ve istisna başlıklı maddelerinden ve varsa maddelerdeki istisna hükümlerinden anlaşılabilir. Bir kanunda kapsam ve istisna hükümlerinin bulunmaması o kanunun kapsamı ve istisnaları konularında herhangi bir tereddüdün bulunmadığı anlamına gelir. 3213’te kapsam ve istisna başlıklı maddeler yok. Yani tanımladığı hiçbir madeni, hiçbir alanı ve tüzel kişiyi dışlamıyor. Bu kanunun Amaç başlıklı 1’nci maddesindeki “Bu Kanun madenlerin (…) aranması, işletilmesi, üzerinde hak sahibi olunması ve terk edilmesi ile ilgili esas ve usulleri düzenler” ve 2 nolu Tanımlar başlıklı maddesindeki taşkömürünü de maden olarak tanımlayan hükümler birlikte ele alındığında; 3213’ün, taşkömürünün de aranması, işletilmesi, üzerinde hak sahibi olunması ve terk edilmesiyle ilgili esas ve usulleri düzenlediği sonucu çıkarılabilir. Öte yandan, bugüne kadarki bilgilere göre taşkömürü oluşumu Türkiye’de yalnızca Zonguldak Havzasında bulunmaktadır. Ve hiçbir yasal düzenlemede TTK/Havza madenciliğinin 3213 kapsamında olmadığını belirten bir hüküm de yok. Dolayısıyla 3213’ün, Havza taşkömürü madenciliğini ve bu alanda faaliyette bulunmakla görevli TTK’yı da kapsadığı açıktır. Öncesindeki düzenlemeler bir yana, aynı gerekçelerle 3213 ile yürürlükten kaldırılmış olan 6309 da TTK ve Havza kömür madenciliğini kapsıyordu. Bu nedenlerle, “5177 öncesinde TTK ve Havza kömür madenciliği Maden Kanunu'na tabi değildi” iddiası hukuki dayanaktan yoksun bir iddiadır.

Ama ilginçtir TTK da, Maden Kanunu vb düzenlemeleri uygulamakla yükümlü kamu idareleri de, Danıştay da, TTK’yı her yıl her açıdan denetleyen Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu denetçileri (sonraki yıllarda Sayıştay bünyesine dâhil edildiler) de yıllar boyunca, TTK ve Havza kömür madenciliği yürürlükteki maden kanununa tabi değilmiş gibi davranmışlar, ta ki 5177 yürürlüğe girene kadar.

4) TTK, Ana Statüsü’nün Amaç ve Faaliyet Konuları başlıklı 4’ncü maddesinin 2’nci bendinde yer alan “Taşkömürü üretiminin gerçekleştirilmesi için gerekli her türlü yeraltı ve yerüstü sosyal ve sınai tesislerini kurmak, işletmek veya işlettirmek,” hükmüne dayanarak, rödovans karşılığı işletmecilik yapıp yapamayacağını ETKB’na sordu. Bakanlığın, 17.02.1988 tarihli yazısıyla, rödovans karşılığı işletmecilik yapılıp yapılmaması hususunun TTK’nın yetki ve sorumluluğunda olduğunu bildirmesi üzerine TTK, 1988 yılında bazı taşkömürü kaynaklarını rödovans karşılığı işlettirmeye başladı. TTK’nın bu kararı almasında iki neden etkili olmuş. Biri, işletilmesi kendisi için ekonomik olmayan, süreklilik ve yeterli kalınlık ihtiva etmeyen, coğrafî konumu itibarıyla ulaşımı güç vb özelliklere sahip kaynakların millî ekonomiye kazandırılması amacı. Diğeri, olasılıkla asıl neden, Havza’da yaygın olan, çoğu engebeli ve ormanlık arazilerde bulunan, kamu görevlilerinin yeterli etkinliği gösteremediği kaçak ocaklarla mücadelede sorumluluğu rödovansçılara yükleme isteği.

Oysa 3867’ye göre Havza taşkömürleri yalnızca Devlet tarafından işletilebilirdi. Ana Statü hükümleri, normlar hiyerarşisinde daha üstte yer alan 3867 hükümlerinin önüne geçemez. Bu konuda TKİ uygulamaları da örnek olarak gösterilebilir. Bilindiği gibi TKİ büyük oranda TTK ile aynı mevzuata sahip, linyit madenciliği alanında faaliyette bulunan bir iktisadi devlet teşekkülüdür. TKİ’nin de kendi ana statüsü vardır. TKİ’ye de bir başka devletçe işletme kanunu olan 2172 Sayılı Devletçe İşletilecek Madenler Hakkında Kanun ve bu kanuna dayanılarak çıkarılan bir Bakanlar Kurulu kararıyla bazı linyit sahaları tahsis edildi. 3867 ile 2172 arasında işlevleri açısından bir fark bulunmamaktadır. TKİ Ana Statüsü’nde de “Faaliyetleriyle ilgili (…) her türlü madenleri işletmek veya işlettirmek…” hükmü bulunmaktadır. Hal böyle iken TKİ’nin mevzuatında gerekli değişiklikler yapılıncaya kadar, kendi ana statüsüne dayanarak anılan sahaları rödovans karşılığı işlettirebileceği hiç iddia edilmedi. Ve TKİ’ye 2172 ile tahsis edilen sahalardaki madencilik faaliyetlerinin Maden Kanunu’na tabi olmadığını söyleyen de bilinebildiği kadarıyla hiç olmadı. TKİ’nin işlettiği anılan özellikteki sahalarda Maden Kanunu’nun uygulanıp uygulanmayacağı konusunda tereddüt edilmemesinde, 2172 yürürlüğe girdiğinde TKİ’nin faaliyette bulunduğu tüm sahalarında 6309 Sayılı Maden Kanunu’nun fiilen uygulanmakta oluşu etkili olmuş olabilir.

TTK’nın rödovans uygulaması 3867’ye aykırı olmanın dışında, o yıllarda mevzuatımızda rödovans uygulamasına ilişkin hükmün olmaması nedeniyle de hukuka uygun değildi. Nasıl olur da, bu gerçeklere karşın TTK yönetimi böyle bir soruyu sormuş ve daha önemlisi ETKB böylesi bir görüş bildirilebilmiş, anlaşılır gibi değil. 

5) TTK 1991 yılında, bir başka nedenle Danıştay Birinci Dairesinin görüşüne başvurmuş. Birinci Dairenin istişari nitelikteki görüşünde, “Havza sınırı içinde taşkömürü ve birlikte üretilenler dışındaki diğer madenlerin bir ruhsata bağlanmadan ve Maden Kanunu’na tabi olmadan ancak Ana Statü’de yapılacak değişiklikle Kurumca doğrudan veya rödovans sözleşmesiyle işletilebileceği sonucuna varıl[dığı]”belirtilmiş.

3213 kapsamındaki madenlerin o kanuna tabi olmadan işletilebileceği görüşünü Danıştay nasıl belirtebilmiş, anlaşılabilir gibi değil. Devletin gözetim ve denetiminin usul ve esasları ile uygulanacak yaptırımlara ilişkin yasal düzenlemelere tabi olmadan, Yüksek Planlama Kurulu’nun Ana Statü’de yapacağı hangi değişiklikle madencilik yapılabilecek?

6) TTK’nın imtiyaz alanı içinde bulunan bir kaçak ocakta 07.10.2000 tarihinde meydana gelen grizu patlaması sonucu 4 işçinin öldüğü bir iş kazası nedeniyle bölgede inceleme yapan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (ÇSGB) İş Teftiş Kurulu (İTK) müfettişlerinden ikisinin hazırladığı raporda; Havza taşkömürlerinin 3867 ile devletçe işletilmesine karar verildiği, bu nedenle rödovans karşılığı özel kişilerce işletilmesinin hukuka uygun olmadığı, akdedilmiş rödovans sözleşmelerinin feshedilmesi ve Maden Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiği belirtildi. Anılan raporda şu ifadeler de yer aldı: ”Yetkililerde Zonguldak Havzasında ‘Havza-i Fahmiye Kanunu’nun geçerli olduğu, Havzanın Maden Kanunu kapsamında bulunmadığı şeklinde yanlış bir kanaat bulunmaktadır. Ancak Türkiye Cumhuriyeti kanunları arasında ne ‘Havza-i Fahmiye Kanunu’ diye bir kanun mevcuttur ve ne de Zonguldak Kömür Havzasının Maden Kanunu kapsamına girmediğine dair bir hüküm, tüm kanun, kanun hükmünde kararname ve Bakanlar Kurulu Kararında bulunmaktadır. TTK Genel Müdürlüğü ile ilgili olarak 3213 sayılı Maden Kanunu’nun birçok maddesine yeri geldiği zaman başvurularak uygulanmasına rağmen, anlaşılamayan nedenlerden dolayı maden kaçakçılığı ve rödovans işletmeciliği hakkındaki hükümleri uygulanmamaktadır.” Bu görüş Havzada yeni bir karmaşaya ve binlerce kişinin mağduriyetine yol açabilecek bir görüştü ve Havza’da ilgili mevzuatın yorumlanmasında bir kırılmaya neden oldu. 

“TTK’nın kendi yasası var, Maden Yasasına ihtiyacı yok” diyenlerin kastettiği bu hayalî “Havza-i Fahmiye Kanunu” olmalı. Çok sayıda hukukçuyu istihdam eden bir kamu kuruluşunun yetkilileri ve milletvekilleri dâhil pek çok insan nasıl olur da hayalî bir kanunun varlığını yıllarca kabul eder, anlaşılabilir gibi değil. 

7) TTK, anılan müfettiş raporundaki görüşlere atıfta bulunarak yapılacak işlemlerin belirlenmesi talebiyle, ilgili olduğu Devlet Bakanlığı aracılığıyla Başbakanlık Hukuk Müşavirliğine başvurdu. TTK yazısında; anılan rapordaki rödovans işletmeciliğinin 3867 ve ona dayanılarak çıkarılan Bakanlar Kurulu Kararına aykırı olduğu iddiasına katılmadığını; TTK’nın 3213 kapsamına alınmasının pek çok soruna yol açacağını; ekonomik olmadığı için TTK tarafından işletilmeyen, bundan sonra da işletilmesi düşünülmeyen, coğrafi konumu itibarıyla ulaşımı güç kaynakların, milli ekonomiye kazandırılması, Havzada istihdam yaratılması ve kaçak kömür üretiminin önlenmesi için rödovans sözleşmesine göre rödovansçılar tarafından işletilmesinin devletçilik ilkesine aykırı olmadığını, bilakis atıl olan kaynakların bu surette milli ekonomiye kazandırılmasının devletçilik ilkesinden beklenen amaçlara uygun olduğunu; rödovans işletmeciliğine son verilmesi halinde engebeli ve dağlık bu çok büyük sahanın devlet güçlerince korunmasının ve kaçakçılığa mani olunmasının mümkün olamayacağını belirtti. Başbakanlık Hukuk Müşavirliği verdiği cevapta, İTK Müfettişlerinin görüşü paralelinde görüş belirtti ve Danıştay Birinci Dairesinden istişari mahiyette görüş talebinde bulunulmasını önerdi.      

TTK’nın itiraz gerekçesinin altı çizilmelidir.

8) Danıştay Birinci Dairesi, TTK’nın başvurusu üzerine oluşturduğu istişari nitelikteki kararında özet olarak; 3213’ün genel bir kanun niteliğinde olduğunu; Havzada bulunan taşkömürünün çıkarılması ve işletilmesi ise 3867 ve ona dayanılarak çıkarılan Bakanlar Kurulu Kararıyla özel bir düzenlemeye tabi kılındığından, TTK’nın Havzadaki taşkömürünün çıkarılması ve işletilmesi yönünden 3213 hükümlerine değil kendi özel mevzuatına tabi olduğunu; taşkömürü dışındaki madenler yönünden ise 3213 hükümlerinin uygulanması gerektiğini belirtti.

Birinci Daire, kendi mevzuatı derken TTK Ana Statüsü ile 3867’yi kastetmiş olmalı. Oysa ne TTK Ana Statüsü’nde ne de 367’de devletin gözetim ve denetiminin usul ve esasları ile uygulanacak yaptırımlara ilişkin hükümler bulunmaktadır. Böylesi hükümlere tabi olmadan madencilik yapılabileceği nasıl düşünülebilir? Birinci Dairenin 2002/62 sayılı kararının geneline bakıldığında, mevzuatın yeterince incelenmeden yazıldığı düşünülmektedir.

9) O günlerde dile getirilen iki görüşten birine göre, oluşan açmazdan kurtulabilmek için yeni bir yasal düzenlemeyle TTK’ya Havza kömürlerini özel kişilere işlettirebilme yetkisi verilmeli. Diğer görüşe göre ise, Havzadaki ocaklar özel kişilerce işletilmekte iken 1940 yılında 3867 ile Devletçe işletilmesine karar verildiği için bu kanuna rağmen ocakların başka özel kişilerce işlettirilmesi hukuka uygun değildir. Birinci görüş ağır bastı. TTK, ilgili olduğu Bakanlıktan 3867’nin 1’nci maddesinin değiştirilmesini ve 3213’e TTK’nın bu kanuna tabi olmadığı hükmünün eklenmesini talep etti.

10) ETKB tarafından bu amaçla hazırlanan “Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı,” o dönemin başbakanı Bülent Ecevit’in imzasıyla 6.5.2002 tarihinde TBMM Başkanlığına sunuldu. Bu tasarı Havzadaki karmaşa ve mağduriyetleri gidermenin dışında 3213’ün ve başka bazı kanunların uygulanmasında karşılaşılan bitmez tükenmez sıkıntılardan bir kısmının giderilmesini de amaçlıyordu. Bu tasarının 19’ncu ve 35’nci maddeleri TTK ve Havza kömür madenciliğiyle ilgiliydi. Anılan maddeler ve gerekçeleri aynen şöyleydi (Yazım hataları Tasarıya aittir):

“Madde 19. Bu Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

Ek Madde-2 Sınırları Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenmiş olan Ereğli Kömür Havzasındaki madencilik faaliyetleri bu Kanuna tâbi değildir.”

Madde Gerekçesi – “Sınırları Bakanlar Kurulu Kararı ile tespit edilen ve Türkiye Taşkömürü Kurumunun işletmeciliğine tahsis edilen alan; T.C. Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı Maden Dairesi Başkanlığı’nın 31.1.1986 tarih ve 179-A/MUD: 962-501-413 sayılı yazısında da ifade edildiği gibi 3213 sayılı Maden Kanunu Hükümlerine tâbi olmadığından bu Kanun hükümlerine göre intibak işlemlerine de tâbi tutulmamıştır.

Halen yürürlükte bulunan 3213 sayılı Maden Kanununun amacının, madenlerin aranması, işletilmesi, üzerinde hak sahibi olunması, bu hakların gözetimi, denetimi, devir edilmesi, terk ve iptal edilmesi ile ilgili esas ve usullerini düzenlemek olduğu göz önüne alındığında; yasaların verdiği görevleri yerine getirmek üzere kurulan Türkiye Taşkömürü Kurumunun yasalarda gelen kadim haklarının korunması ve arz ettiği nevi şahsına münhasır özellikler bakımından Maden Kanunu kapsamı dışında tutulduğu sonucu günümüze kadar benimsenmiştir.

Sınırları Bakanlar Kurulu Kararı ile tespit edilen Taşkömürü Havzasındaki Madencilik faaliyetleri; 1940 yılından beri Maden Kanunu hükümlerine tâbi olmadan Türkiye Taş Kömürü Kurumu tarafından yürütülmüş ise de son günlerde anılan madencilik faaliyetlerinin Maden Kanununa tâbi olup, olmadığı hususunda ortaya çıkan tereddütleri gidermek amacıyla ek madde ile getirilen düzenlemeye ihtiyaç duyulmuştur.”

“MADDE 35.- 30.5.1940 tarih ve 3867 sayılı Ereğli Kömür Havzasındaki Ocakların Devletçe İşletilmesi Hakkında Kanunun 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Madde 1.- Sınırları Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen Ereğli Kömür Havzasında 3213 sayılı Maden Kanununun 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında sayılan madenler dışındaki diğer madenleri ve taşkömürünü işletmeye veya hukuku uhdesinde kalmak şartı ile rodövans karşılığı özel veya tüzel kişilere işlettirmeye Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğü yetkilidir."

Madde Gerekçesi- “Devletin Genel Sanayi ve Enerji politikasına uygun olarak taşkömürü rezervlerin en iyi şekilde değerlendirmek ve ülkenin taşkömürü ihtiyacını karşılayarak yurt ekonomisi azami katkıda bulunmak için; 30.5.1940 tarih ve 3867 sayılı Kanuna istinaden çıkarılan 15.10.1940 tarih ve 2/14547 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Devletçe işlettirilmesi kararlaştırılan bütün ocaklar halen Türkiye Taşkömürü Kurumu tarafından işletilmektedir.

Ancak; Taşkömürü havzasındaki kömür rezervleri verimlilik ve kârlılık esasına göre Türkiye Taşkömürü Kurumu tarafından işletilirken, Türkiye Taşkömürü Kurumunca işletilmesi ekonomik olmadığı için bidayetten beri işletilmeyen, bundan sonra da işletilmesi düşünülmeyen, toprak yüzeyine yakın mostra niteliğinde, süreklilik ve yeterli kalınlık ihtiva etmeyen, tektoniği bozuk ve arızalı, kül oranı yüksek, coğrafî konumu itibariyle ulaşımı güç rezervlerin; millî ekonomiye kazandırılması için hukuku Türkiye Taşkömürü Kurumu uhdesinde kalmak kaydıyla ve üretilen her ton kömür karşılığı belli bir bedel alınarak ve rodövans sözleşmesi hükümlerine uygun hareket edilerek özel veya tüzel kişiler tarafından işletilmesine imkân sağlamak ve atıl olan bu rezervleri millî ekonomiye kazandırmak amacıyla bu düzenleme yapılmıştır.”

Bu tasarı yasalaşamadan yapılan 3 Kasım 2002 tarihindeki milletvekili erken genel seçimleri sonrasında Abdullah Gül başbakanlığında kurulan yeni hükumet önceki yasama döneminde hazırlanmış ve Meclis Başkanlığına sunulmuş olup yasalaşamayan tasarılardan yenilenmesini istediklerini 7.1.2003 tarihinde Meclis Başkanlığına gönderdi. Bunların arasında 1/979 Esas nolu Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı da vardı. Tasarı, yeni oluşan Meclis’te kurulan komisyonlarda yeniden ele alındı. Kapsamı hayli genişletildi, pek çok değişiklikle kanunlaştırıldı. Fark edilmiş olabileceği gibi, TTK ve Havza kömür madenciliğini ilgilendiren hükümlerin Tasarıda ve kanunda yer alan biçimleri arasındaki en önemli farklar şunlardır:

a) Tasarının TTK ve Havza madenciliğini ilgilendiren 19’uncu ve 35 inci maddeleri birleştirilerek bazı değişikliklerle, Kanunda, Maden Kanunu’nun EK 1’nci maddesini değiştiren 22’nci madde olarak yer aldı.

b) Tasarıda Havzadaki madencilik faaliyetlerinin 3213’e tâbi olmayacağı belirtilmişken, Kanun’da bazı istisnalarla tâbi olacağı hükme bağlandı. Neyse ki, Tasarıdaki biçimi kabul edilmedi. Yoksa Havzada ağırlığı giderek artan özel sektör madenciliğinde tam bir başıboşluk hâkim olacaktı. TTK/Havzadaki madencilik faaliyetleri Maden Kanunu’na tabi olduğu halde bunun anılan Maden Kanunu’nda ayrıca belirtilmesi, “Bölük dur! Kandıralı sen de dur!” esprisini çağrıştırmaktadır.

c) Tasarı, TTK’ya Havza kömürlerinin özel kişilere işlettirme yetkisini veren hükmüne 3867’nin 1’nci maddesinin değiştirilmiş biçiminde yer verirken, Kanun’da bu hükümler 3213’ün değiştirilen Ek 1’nci maddesinde düzenlendi. Böylece çok önemli bir sakıncanın önüne geçilmiş oldu. Çünkü Tasarı, 3867’nin 1’nci maddesini oluşturan “Ereğli Kömür Havzası dâhilindeki kömür ocaklarının tamamının veya bir kısmının Devletçe işlettirilmesine karar vermeğe İcra Vekilleri Heyeti salahiyetlidir. Bu ocakların Devletçe işlettirilmesi zamanı bir defaya mahsus olmak üzere kararname ile tespit ve ilan olunur” hükümlerini tümüyle yok ediyordu. Bu hükümlerin yok olması, ocakların Devletçe işletilmesi kararının ve bu maddeye dayanarak çıkarılan Bakanlar Kurulu kararı dayanağının ortadan kalkacağı anlamına gelecekti. Bir başka anlatımla, 3867 çıkmadan önceki duruma dönüleceği, yani tüm ocakların 1940 yılındaki eski sahiplerine iadesi iddialarını gündeme getirebileceği anlamına gelebiliyordu. Öte yandan 3867’nin 1’nci maddesinin değiştirilip diğer maddelerin olduğu gibi kalması, “Altı kaval üstü Şişhane” deyimine uygun düşecekti. Çünkü diğer maddeler 1’nci maddenin nasıl uygulanacağına ilişkindir.

Son Sözler

Havza kömür madenciliğini ilgilendiren mevzuatın bilerek ya da bilmeyerek hatalı yorumunun kendisi ve yol açtığı sonuçları, madenciliğimizin ve hatta Ülkenin içinde bulunduğu durumun açıklanmasına katkıda bulunabilecek nitelikte tipik bir örnek vakadır. Bu vakanın kendisi, nedenleri, sonuçları ve sorumluları bütünlük içinde ele alınmalı ve bu vakadan dersler çıkarılmalıdır. Bu anlamda bazı değerlendirmeler aşağıda yer almaktadır.

a) Havza kömürlerinin devletçe işletilmesinin başladığı 1940 yılından 5177’nin kabul edildiği 2004 yılına kadar, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarından (EKİ, Etibank, TKİ, TTK, ETKB, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu, Danıştay, TBMM KİT Alt Komisyonu vd) en azından biri dönemin Ülke madenciliğiyle ilgili yürürlükteki düzenlemenin (Maadin Nizamnamesi ile 4268, 6309 ve 3213 sayılı yasalar) Havzada da uygulanması için üzerlerine düşen görevleri yapsaydı, TTK/Havza kömür madenciliği Maden Kanunu’nun gereklerini daha önce yerine getirir, toplumu yanıltan iddialar gündeme gelmezdi. 2000 yılında bir kaçak ocakta 4 işçinin öldüğü o kaza meydana gelmeseydi ve/veya o kazayı ÇSGB İTK müfettişleri dikkatli biçimde incelemeseydi, kim bilir daha ne zamana kadar TTK/Havza kömür madenciliğinde Maden Kanunu uygulanmayacak ve TTK mevzuata aykırı biçimde rödovans uygulamasını sürdürecekti.

b) Havzada kaçak ocak işletmeciliğine neden olan etkenler kontrol edilebilseydi ve/veya TTK ve Devletin tüm ilgili kurumları kaçak ocaklarla mücadelede başarılı olabilseydi, TTK olasılıkla rödovans uygulamasına kendiliğinden başlamayacak; küresel neoliberal politikalar rüzgârının da etkisiyle, Havza taşkömürlerinin özel kişilerce işlettirilebilmesi için iktidarlar kim bilir ne zaman ne tür gerekçeler bulacaklardı. 1940 yılında 3867 çıkarılırken temel gerekçesi farklı damarları farklı kişilerin işletmesinin rasyonel olmadığıydı. Yıllar sonra Havzanın çok sayıda işletmeciye bölüştürülmesi rasyonel bir karar olarak sunulmakta. Öte yandan, ilgili kamu görevlilerinin acizlikleri devam ettiği için kaçak ocak işletmeciliği sorunu sonlanmadı, tersine büyüdü.

c) TTK ve Havza kömür madenciliğinde Maden Kanunu’nun yıllarca uygulanmamasının tüm sorumluluğunu adı geçen kurum ve kuruluşlara yüklemek haksızlık olur. Maden Kanunu vd ilgili düzenlemeler hazırlanırken Havzanın özel koşullarını dikkate almayan bürokrat ve siyasetçilerin de sorumlulukları vardır. Havzadaki madenciliğe dair mevzuatın bilerek ya da bilmeyerek yapılan yanlış yorumlarının yıllar içinde yaygınlaşmasının sorumluları da; başta siyasetçiler olmak üzere, ilgili mevzuatın açık hükümleri ile gerçekleri ortaya koyan rapor ve hukuksal görüşlere karşın bu yanlış yorumları araştırmadan ısrarla tekrarlayan veya uygulayan ilgili çevrelerdir.

(Ocak 2023)

 

 

0553143